NATO: Küresel hegemonyanın askeri kanadı -

ABD liderliğindeki uluslararası hegemonyanın askeri gücü olan NATO’nun güçsüzleşmesi değil, gücünü diri tutması ve önümüzdeki dönemde daha aktif olması beklenmelidir.

NATO üyesi devletlerin liderleri, 25 Mayıs Perşembe günü, ittifakın yeni karargâh binasına geçişi için düzenlenen törende bir araya geldi. Herhalde bu toplantı ile ilgili olarak en çok konuşulan konular Trump’ın Karadağ Başbakanı Markoviç’in omzundan itip grubun en önüne geçerek poz vermesi ve yine Trump’ın, diğer NATO üyesi devletlerin liderleri sıraya dizilmişken yaptığı konuşmada, bütün üyelerin ittifaka olan maddi katkılarını artırmalarını istemesi ve ödemelerini yapmalarını hatırlatması oldu. Bu yaşananların elbette gözden kaçırılmaması gerekir. Lakin bunlara ek olarak başka şeyler de oldu son NATO toplantısında.

Örneğin ilk olarak, görüşmeden önceki gün yaptığı konuşmada NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Karadağ’ın NATO üyeliğinin tüm diğer üyeler tarafından onaylanıp resmiyet kazandığını aktardı. Böylelikle NATO, 2009’daki genişlemede Hırvatistan ve Arnavutluk’un üye olmasından sonra, Balkanlar’da bir devleti daha sınırlarına dâhil etmiş oldu.

İkinci önemli konu ise NATO’nun, IŞİD’e karşı kurulan ABD liderliğindeki koalisyona resmi olarak katılma kararı almasıydı. Bu katılmanın sahada aktif olarak çatışmaya girecekleri anlamına gelmediğini belirten Stoltenberg, istihbarat, eğitim ve materyal desteği vereceklerini açıkladı.

Üçüncü olarak, 2011’de yapılan askeri müdahaleden sonra hâlâ geçiş sürecinde olan Libya ile ilgili olarak, Stoltenberg, Libya başbakanı Feyyaz el Saraj ile yaptığı görüşmede, Libya’nın kurumsal inşa sürecinde ve istihbarat sistemlerinin tesis edilmesinde NATO’nun yapacağı katkılar üzerine konuştuklarını belirtti basın toplantısında.

Atlanmaması gereken bir başka mesaj ise Stoltenberg’in NATO’nun yeni karargâh binasına geçiş töreninde yaptığı konuşmada verildi. Doğu Avrupa’nın tedirgin toplumlarına da mesaj niteliğinde bir ifade kullanıldı: Rusya’nın 2014’te başlayan Kırım’a müdahalesi “terörizmin yeni bir barbar türü” olarak nitelendirildi. Bu ilhakın unutulmadığı, Avrupa Birliği ve ABD’nin Rusya’ya karşı alacağı yaptırım kararlarının doğrudan destekleneceği belirtilmiş oldu.

Berlin Duvarı’nın yıkılışına ve Afganistan’ın işgaline düzülen övgülerle NATO’nun birlikteliğinin vurgulandığı bu son toplantıda, önemli olan başlıklar bunlardı denilebilir. Peki, bu gelişmeler ve açıklamalar ne anlama geliyor?

Öncelikle bilinmelidir ki, NATO, ABD önderliğindeki küresel hegemonyanın askeri ayağını teşkil ediyor. Uluslararası bir hegemonyanın ihtiyacı olan hem zorlayıcı güç kapasitesini -yani askeri kapasite- hem de kurumsal temeli ve ideolojik ortaklığı temsil ediyor NATO. Trump’ın başkan adayıyken söyledikleri, bazı yorumcuların kafasını karıştırmış, ABD’nin artık NATO’yu desteklemeyeceği ve NATO’nun gücünü kaybedeceği gibi ilginç “analizler” ortaya atılmıştı.

Daha aktif bir NATO

Bu toplantıda ortaya konan tablo ise oldukça farklı görünüyor. Berlin Duvarı’nın yıkılışına ve Afganistan’ın işgaline yapılan göndermelerle NATO’nun tarihi “başarıları” ve “fedakârlıkları” hatırlatılıyor, ideolojik-söylemsel birliktelik diri tutuluyor. Dahası, Karadağ’ın üyeliğe alımıyla genişleme sürdürülüyor, IŞİD’e karşı koalisyona resmen destek sözü veriliyor, Libya’da devletin yeniden inşası sürecinde rol alarak NATO’nun etkinlik alanı yaygınlaştırılıyor ve Rusya karşıtı sert duruş tekrar bildiriliyor. Ayrıca, Trump’ın diğer üyelerden maddi desteklerini artırmalarını istemesi, NATO’nun yukarıda sayılan -ve belki de daha kamuoyuna açıklanmamış olan- adımları ve harekâtları için kaynak gereksinimini karşılama ihtiyacının ve bu eylemlerin bir bütün olarak NATO tarafından gerçekleştirilmesi isteğinin açıkça belirtilmesi olarak görülmelidir.

Bu NATO toplantısından önce 21 Mayıs’ta gerçekleştirilen Arap-İslam-Amerikan zirvesini de unutmamak gerekiyor. Zirveden önce ABD ile Suudi Arabistan arasında 100 milyar doları aşan rekor düzeyde bir silah ticareti anlaşması yapılmıştı. Zirvede yaptığı konuşmada bölgedeki istikrarsızlığın nedeni olarak İran’ı ve Esad’ı suçlayan Trump, artık geleneksel hale gelmiş ABD dış politikasından sapmayacağını ve Orta Doğu’da ABD etkinliğini sürdürmek için gerekeni yapacağının işaretini vermiş oldu.

Sonuç olarak, ABD liderliğindeki uluslararası hegemonyanın askeri gücü olan NATO’nun güçsüzleşmesi değil, gücünü diri tutması ve önümüzdeki dönemde daha aktif olması beklenmelidir. Elbette Trump’ın açıkça maddi yükümlülüklerin yerine getirilmesini istemesi, önceki dönemlere göre yeni bir duruş. Fakat bu duruş, toplantı öncesi ve sırasında yapılan açıklamalar, ABD’nin NATO’ya desteğini azaltmayacağını, aksine daha otoriter bir liderlik ile NATO’nun etkinliğinin artırılmaya çalışılacağını gösteriyor.

16 Nisan’dan önce “haç ile hilalin savaşı” gibi Batı karşıtı söylemler benimseyen AKP hükümetinin ise önümüzdeki dönemde NATO’ya olan sadakatine zarar verecek bir tavır alacağı beklenmemelidir. ABD-Suud yakınlaşması dolayısıyla bölgedeki önemli müttefiklerden biri olma niteliğinin zarar görmesinden çekinecek olan hükümet, özellikle şimdiden hazırlanmaya başladığı başkanlık seçimleri öncesinde söylemsel olarak Batı karşıtı bir görüntü verse de, pratikte, dış ilişkilerde bir kriz yaratmayı ve bunu sürdürmeyi asla göze alamaz.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında