Nakış işçileriyle sohbet: Kriz kazanımları eritiyor -

2013 yılında İstanbul’da kitlesel bir direniş gerçekleştiren nakış işçileri, bugün kazanımlarını koruyabiliyor mu; krizin işyerlerindeki yansımaları neler? 

Başlangıç Emek Birimi

Ekonomik krizi gündelik hayatta giderek daha yoğun bir şekilde hissettiğimiz zamanlardayız; maaşlar çarşıda pazarda yetmiyor. Şirketler sipariş alamıyor, patronlar ücretsiz izin öneriyor, işten çıkarma haberleri geliyor yavaş yavaş.

Emekçilerin bu süreçteki deneyimini kendi ağzından dinlemek adına, Yenibosna’da nakış sektöründe çalışan üç Batmanlı arkadaşımızla sohbet ettik. Arkadaşlarla nakış işçilerinin Gezi isyanının hemen öncesindeki direnişlerini hatırladık, o dönemden geriye kalan kazanımları konuştuk. Kazanımların önemli bir kısmı sürse de, patronlar yeni makinelerle iş temposunu artırarak dengeleri lehine çeviriyor. Aynı şekilde göçmen emekçileri sigortasız, günlükçü olarak çalıştırarak maliyetleri kısıyor. Derken mevcut krizle beraber ücretsiz izinler, işsizlik riski işçilerin gündemine giriyor…

Ahmet ne zamandır çalışıyorsun bu alanda, ne kadar kazanıyorsun?

A: Benim İstanbul’a geliş tarihim 1994. Yaş 30, yedi yaşından beri bu işte çalışıyorum. Başka bir iş yok zaten, 24 senemi bu işe verdim. Aldığım maaş 2750 TL, ama maaşımın şu an en az 3 binin üstünde olması lazım. Patronlar benim yerime yabancıları [göçmenleri] çalıştırmayı tercih ediyor.

Cihan sen kaç yaşındasın ne kadar zamandır çalışıyorsun?

C: 30 yaşındayım, düzenli olarak dersen bir altı sene oldu nakış işinde. Ben yılda 6-7 ay burada nakışta çalışıyorum, sonra memlekete gidiyorum. Bir ay sonra yine gideceğim. Maaşım az, 2300 TL. Bu ay zam bekliyoruz, en az 2600 TL istiyoruz.

C-uU0iqW0AEiY2YGünlük çalışma saatleriniz nasıl?

A: Benim çalıştığım yerde beş makine var, 12 saat çalışıyorum. Sosyal hakları, resmi tatillerini veriyor, ama maaşlar piyasaya göre düşük. 8 saat çalışanla hemen hemen aynı maaşı alıyoruz.

C: Ben 8 saat çalışıyorum. 3 vardiya var, vardiyam devamlı değişiyor. Haftada 48 saati tamamlıyoruz. Resmi tatillerde çalışmıyoruz. Ama bazen yeri geliyor günde bin parça iş yapıyorum, adam oradan nereden baksan 3-4 milyar TL kazanıyor, fakat bana gelen para çok düşük. Biz adalet istiyoruz.

Geçmişe göre şöyle bir fark var: Eskiden makineler 12 kafaydı en fazla; şu an 18’e, 24’e çıktı. Makinelerdeki kafa sayısı [üretim kapasitesi] arttı, yani iş yükümüz arttı, işçinin daha fazla maaş alması gerekirken yine aynı maaşı alıyor. Patron kazanmış oluyor. Şimdi 56 kafa makineler çıktı, onlarda bile en fazla iki eleman çalışıyor; ikincisi de çıraktır, ‘Sana yardımcı olsun’, diye. Oysa 56 kafada dört kişi de çalışsa azdır, çünkü 56 kafada çalışan 12 kafada çalışanın 5 katı iş yapıyor.

Sizin şimdi çalıştığınız makineler kaç kafa?

A: Benim on beş.

C: On sekiz.

A: Artı nakış işçileri her zaman ayakta, hiç oturamıyor. Bütün çalışma boyunca ayaktasın. Makine ip koparıyor vs. kontrol etmen gerekiyor. Bilgisayardan ayarı yapıyorsun, ondan sonra ayaktasın, söküp takıyorsun. Bir sakatlık olursa adam laf söyler, kaldıramazsın.

Bugünlerde krizin yansıması var mı sektörde?

A: Şu anda bakıyorsun ekonomik kriz var, kimse onu inkar edemez. İş olmadığı zaman işyeri seni kapı dışarı ediyor, hakkını vermiyor. Bazı yerler sigortasız çalıştırıyor sigortanı vermiyor… Nakış işinde de son bir ayda iplik ve tele zam geldi. Örneğin ipliğin bobini 3 bin TL’lerden 7-8 binlere yükseldi. Çünkü ithal geliyor ve dolar üzerinden.

C: İş yok, adam seni ücretsiz izne çıkartmaya çalışıyor. Kurban bayramından önce bize yapacaklardı, kabul etmedik, yapamadılar. Ama yıllık izni yaklaşan herkesi izne çıkardı. Ben sonuçta burada aylıkçıyım, günlükçü değilim, devamlı elemanım. Düzenli gelirim olsun diye aylıkçı çalışıyorum, günlükçü çalışsam, günlük 100-120 TL’den desen, aylığım daha fazlaya gelirdi.

Senin hikayene gelelim Erdem…

E: Ben lise bitene kadar, 2005’ten 2008’e kadar, her yaz ve hafta sonları çalıştım. Sonra iki yıllık üniversiteye başladım, bitince işsiz kaldım. İşsiz kalınca da tekrardan nakışa girdim.

A: Yani bu arkadaş bizim üniversite okuyan nakışçımız…

E: Sonra 2013’teki eyleme kadar çalıştım, daha sonrasında işten çıkarıldım. Ardından KPSS’ye girdim, oradan da bir şey çıkmayınca başka bir sektörde fabrikaya girdim.

2013’teki eylemlerden biraz bahseder misiniz?

E: Gezi’den hemen önce nakış işçileri eyleme girmişti. Bunun çıkışı şu şekilde oldu: Güneşli’de büyük bir nakış firmasında çalışan bir arkadaş haksız yere işten çıkarılmıştı. O arkadaş kendi imkanlarıyla arkadaşlarını örgütledi. Sendika yoktu, bireysel olarak örgütlenildi. Bunun ardından iş bırakma eylemleri oldu. Zamanla çeşitli siyasi gruplar buna dahil olarak büyütmeye çalıştılar. Bağcılar, Güngören, Yenibosna, Sefaköy, Esenyurt, Merter, Soğanlı, Zeytinburnu gibi mahallelerde, çocuk işçilerin de yoğun çalıştığı yerlerde nakış işçileri başarılı bir şekilde örgütlendi. İlk başta haksız işten çıkarmalar, fazla mesai, az maaş üzerinden örgütlendi ama zamanla bunu aştı. Gezi ayaklanmasının başlarında Yenibosna’da Karadenizliler Parkı’nda bir miting yapıldı.

BLaLkd3CMAA8MwR

C: Gezi olaylarına denk geldi, yoksa medya nakış işçilerine yoğunlaşsaydı şimdi şartlarımız daha farklı olurdu.

E: O mitingden sonra etrafımdaki üç işyerini greve çıkardım. 12 saat çalışıyorduk, maaşlar 1300 liraydı. Maaşı 1500’ü geçene beyaz yakalı gibi bakıyorduk zaten. Bir sürü işyeri bu sürece dahil oldu. Daha sonra nakış işçileri facebook sayfası ve derneği oluştu ve zamanla işçiler 1 Mayıs’a dahil olmaya başladı. Bazı işyerlerinde çalışma saatleri 8 saate çekildi, maaşlar 2000 ve üstüne çıkarıldı. Bunu kabul etmeyen işyerlerinde çalışılmayacak, işyerlerinin isimleri ifşa edilecek dendi. Benim sigortam o eylemden sonra başladı, o zamana kadar sigortam yoktu.

Bu kazanımlar hayata geçirilebildi mi peki?

E: Evet geçirildi. Şirketler uymaya mecbur kaldı. Şu anda genelde 8 saat çalışılıyor. Eskiden diyelim Cumartesi akşam işe giriyordun, Pazar sabah çıkıyordun, sosyal hayatın kalmıyordu, robotlaşıyordun. Eylemlerden sonra Cumartesi gece çalışması kaldırıldı: Şimdi Cumartesi sabahı işi bırakıyorsun, Pazartesi akşama kadar işe gitmiyorsun. Fazla mesai ücretleri arttı. Bunu vermeyen işyerleri ifşa edildi. Ama tek makinalı daha küçük işyerleri bu koşullara uymayabiliyor, o yüzden hala 12 saat çalışılan yerler de var.

A: Ben mesela sabit gece vardiyası, 12 saat çalışıyorum. Akşam 8, sabah 8.30. Ama hafta sonu çalışma yok, mesai olursa %100 zamlı alıyoruz; eskiden böyle bir hakkımız yoktu.

O zaman haftada 60 saat çalışıyorsun, 45 saatin üstünü fazla mesai alman lazım.

A: Almam lazım dediğin gibi, ama onu vermiyorlar. Onu hiç kimse vermiyor. Fakat benim çalıştığım yerde kafam rahat, yoksa 8 saatlik yer var. Zaten 8 saatlik yerden çıktım buraya girdim.

Orada ne sıkıntı vardı?

A: Valla çok sıkıntı vardı. Anlatsam bitmez. Patrondan dolayı, getirdiği kurallardan dolayı. Adam diyor, ‘Günde bir sefer tuvalete gideceksin. 8 saat içinde yarım saat paydosun var. Namaz mı kılıyorsun, paydosa denk getireceksin. Yıllık izne ne zaman gideceğine biz karar vereceğiz. Resmi bayramlarda tatilin yok.’ Ben de dedim, kusura bakmayın benim işime gelmiyor.

Eylemlere dönersek, o kadar insan arasında bağlantı nasıl kuruldu?

A: İnternet üzerinden. Facebook sayfası açıldı, herkes birbirini ekledi.

E: Tabii, oluşum büyüyünce, arkadaşlar gece vardiyalarında çay saatlerinde başka işyerlerini ziyaret etmeye başladılar. İşyerlerinde komiteler oluştu, komitenin görevi toplantılara bir temsilci göndermek, işyerlerinde olan biten her şeyi aktarmak.

Biz greve çıktığımızda patron gelip kameraya bakmıştı, beni çağırdı: ‘Akşamları sen ne yapıyorsun; kameradaki haline bir bak. Durmuyorsun yerinde, malı takıyorsun, gidiyorsun diğerleriyle konuşuyorsun, işyerine dışarıdan insanlar geliyor…’ Ben de, ‘Kaç yıldır senin yanında sigortasız çalışan bir elemanım bırak da hakkımı arayayım,’ dedim: ‘İşten çıkarırsan da benim için çok problem değil, bu faaliyetlere daha çok zaman ayırırım.’

Çıkarmadı, ama ertesi gün dedik ki, ‘Greve çıkmamızı istemiyorsan, bizim şartlarımız var’. Nakış işçilerinin sayfasındaki talepleri olduğu gibi götürdük. Herkese düzgün zam olacak, 8 saat işgünü çalışılacak, Cumartesi gece çalışma kalkacak, fazla mesailer yatacak… Sonunda taleplerimiz kabul edildi. Maaşlar 1300’den 1600 TL civarına yükseldi. İşyerindeki Suriyeli çocuklar da aynı maaşları almaya başladı. Ama sonra biz eylemlere devam edince direkt beni kovdular. Sonra patronlar hemşerilerine bu adamı işe almayın dedi, nakışta iş bulamadım.

CD6A2WdUkAEaTlG

Mücadelenin sonrasında neler yaşandı?

C: Greve gittiğimiz zaman, ben iki sene çalışmış olduğum halde avukat bana 35 milyar tazminat parası hesapladı. Patron kalsa bana 2 milyar verir gönderir. Avukata sordum dedim, bunlar nereden geliyor. Dedi, gece yedi saatten fazla çalışma yasak. Çalıştırıyor mu, o zaman iki kat fazla ücret vermesi lazım. Yıpranma payı var, falan derken, 35 milyar TL para çıkardı. Ben dedim, vicdanıma kalmış, bu çoktur, bunu yarı yarıya alayım. 20 milyar aldım çıktım. Biz de insanız yani, vicdan sahibiyiz.

E: Patronlar gibi değiliz gerçekten. İşçi ve patron arasında büyük bir bakış farkı var. Geçmişte insanlar yolunu yordamını bilmediği için hakkını alamıyordu, ama grevlerden ve kazanımlardan sonra, şu anda bir kişi bir sene bile çalışsa avukatı arıyor, yardım istiyor, işyerine ihbar gönderiyor. Nakış işçileri olası bir durumda kavga dövüş yerine, hakkını arıyor.

A: Fakat bazı işçiler de bu ayaklanmayı başlatan arkadaşlara haksızlık yaptılar. Arkalarında durmadılar. İfşa oldular. Bir arkadaş Türkiye’nin en büyük nakış firmalarından birinde çalışıyordu, 180 makinelik bir işyeri, nakışta iş bulamıyor hala, başka iş yapıyor.

E: Şimdi gitsem beni de hiç kimse nakışta işe almaz. Patronların kara listesi var.

C: O zamandan sonra birlik beraberlik olsaydı, şu an çok farklı olacaktı. İşyerinin bir gün kepenk kapatması patrona en az 30 milyar zarardır. Ama şu an herkes, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyor.

Suriyelilerden bahsettiniz, öfke var mı Suriyelilere?

A: Hayır ben öfkeli değilim, ama benim isteğim Suriyelilerin nakış piyasasından çıkması. Çünkü onlar nakışta kaldığı sürece benim zararımdır. Benim maaşım düşük. Suriyeliler olmasa benim ortalama maaşım 3500-4000 TL arası olurdu. Onlar benimle neredeyse aynı maaşı alıyorlar, ama sigorta primi yatırılmadığı için patronlar onu tercih ediyor. Kıdem tazminatı da yok. İş oldu mu bayram günü de çalıştırıyorlar. Suriye’de aynı nakış sektörü olduğu için anlayan da çok. Onların söylemesi; savaştan önce aynı sektör orada da varmış.

C: Adamlar hiçbir vergi vermezken bizimle aynı maaşı alıyor. Konuştum biriyle, dedi ki, ‘Abi biz bir kişi, on kişiye bakıyoruz’. Oysa biz bir maaşla bir tek kendimize bakıyoruz ama yetmiyor, vallahi yetmiyor.

A: Suriyeliler günlük çalışıyor, işi beğenmiyorsa çıkıyor. Mesela bakıyor patron ufak model takmış [iş daha zorlu], ayrılıyor işten.

E: Ahmet, Suriyelilerin çalışırken daha rahat olmasının sebebi ne biliyor musun? Daha önce çalıştığım bir yerde, Afrinli, Halepli çocuklar vardı, sürekli ‘Siz tuhafsınız’ diyorlardı: ‘Bizim Suriye’de çalışma saatlerimiz sabah 9 akşam 4-5 şeklindeydi, denetim vardı.’ İnsanların orada kendilerine ayıracak vakti varmış. Bu alışkanlıkları buraya da yansıyor. Ama bizde öyle bir şey yok: Bizim alıştırılmış çaresizliğimiz var, ‘Bu iş bugün bitecek!’.

A: Öyle, bir arkadaşla geçenlerde konuştuk, 18 kafalık makinede 270 parça iş yapmış. Kaç eder 18 çarpı 270? Sabaha kadar çalışmış, paydos etmiş gidiyor, yürüyecek hali yok adamın, ama ‘Bugün pek iş çıkaramadım’ diyordu.

Hiç ileride başka bir sektöre geçme düşünceniz var mı?

A: Valla şu anda ben başka bir sektöre gidemem, 7 yaşından beri bu sektörün içindeyim.

C: İsteğim emekli olup sakin bir kasabaya yerleşmek, ama çok zor. Emeklilik yaşı zaten 60-65. O zamana kadar yaşar mıyım bilinmez…

E: Arkadaş mesela bu işi bırakıp lokantaya girse ücreti 1500 TL’den başlayacak. Sistem, koşullar, başka bir yaşam şansı vermiyor. Mesai 12 saat da olsa.

A: Oraya kadar gitmeye gerek yok. Bu mitingden sonra ben işi bırakmıştım. Tornacıya başlayayım dedim, görüştüm, Cumartesi işbaşı yapacağım. Dediler çırak olacaksın, asgari ücret alacaksın, 900 TL falandı o zaman. Ama benim mesleğim var, iyi kötü de olsa benim için meslektir. Maaşı 1500’den aşağı değildi o zaman. Neden çıraklık yapayım bir de. Düşündüm düşündüm, tornacıya başlamadım, tekrar nakışta iş buldum.

Peki şimdi kendine nasıl zaman ayırıyorsun 12 saat çalışırken?

A: İşyerim yakın, iki dakikalık yoldur. Sabah 8:30’ta işten çıkıyorum, en geç 8.45’te evdeyim. 11’e kadar ailemle oturuyorum, sonra vurup kafayı yatıyorum, akşam 6’da kalkıyorum, yemek yiyip 8’de işe gidiyorum. Gündüz vardiyasına geçme şansım yok şu an. Ama gece daha sakin, başında ustabaşı olmadığı için daha rahatsın. Daha önce çalıştığım yerde on makina vardı, başımızda da on kişi vardı – patronun kardeşleri, karısı, kızı, herkes başımızdaydı, bir de vardiya sorumlusu tutmuşlardı.

E: Çalıştığımda ben de ful gece çalışıyordum, arkadaş gibi, şu anda hala o zamanı gözümün önüne getiriyorum, psikolojim bozuluyor. Sabah sekizde işten çıkıyordum, yarım saat otobüs bekliyordum, eve geliyordum. Hayatta evde kahvaltı yapamıyordum. Çünkü eve vardığımda 9-9.30 oluyordu, saat 17 gibi kalkıp işe gitmem gerektiği için hemen yatıyordum. Özel hayat diye bir şey kalmıyor.

 C: Ben sekiz saat çalışıyorum ama işyeri Beylikdüzü’nde olduğu için hemen hemen aynı saate denk geliyor. Yolda gidiyor, trafik oldu mu 2 saati buluyor.

***

Görseller: Evrensel gazetesi, Adil Medya, sosyal medya kanalları

 

 

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında