başlangıç yazıları n.4: döneme ve seçimlere dair -

temel belirlemeler

1- Son dönemde yaşananlar, ilerleyiş biçimi ve sonuçları itibariyle, Türkiye’deki iktidar yapılanmasını ve siyasal dengeleri orta ve uzun vade için yeniden kuracak –küresel, bölgesel ve ulusal boyutları ile- egemen blok içi bir mücadeledir. Çok boyutludur ve temel olarak

 

  • Emperyalist güç ilişkilerinin bölgedeki yeniden düzenlenmesi bağlamında Türkiye’nin konum ve rolünün belirlenmesi;
  • 2008 sonrasının yeni güç ilişkilerinin devlet iktidarı katında düzenlenmesi ve kurumsallaştırılması;
  • Kürt sorununun yeni bölgesel bağlam içerisinde yeniden konumlandırılması;
  • Sürdürülebilirliği giderek azalan ekonomik yapılanma ile bağlantılıdır.

2- 2002 sonrasında devlet aygıtını kontrolü altına alan iki grup (Gülen Cemaati ve Erdoğan/AKP) arasındaki açık savaş, bu tablonun zahiri kısmını oluşturmaktadır. Liberal devlet yapılanmasını kısa devreye uğratan bu savaşın uzlaşmayla bitmesi artık beklenemez. Unutulmamalıdır ki bu ülkede siyasal alanın, devletin ve güç ilişkilerinin yeniden yapılandırılması her zaman için sistemik geçişlerle ilgili olmuş ve sert süreçlerde gerçekleştirilmiştir. Yaşanan bu süreci de bu minvalde okumak gerekir.

3- Ana akım siyasal aktörler de bu dönüşüm bağlamında kendilerini yeniden konumlandırma gayreti içerisindeler. Özellikle bir süredir “Ortadoğu’da makul bir aktör olabilirim” mesajları vermeye çabalayan CHP açısından bu yeni konumlanışın önemli bir aşaması seçimler olacaktır. Dolayısıyla CHP açık ve basit bir siyasal hesap üzerinden adımlarını atıyor: Seçimlerde mümkün olduğu kadar güç kazanmak. Önümüzdeki seçimler sonrasında ana siyasal aktörler arasındaki güç dengelerinin değişmesi kuvvetle muhtemel.

4- Devlet krizinin yaşandığı bir ülkede toplumsal muhalefet alanında neredeyse yaprak kımıldamıyor. Gezi direnişinde ortaya çıkan toplumsal enerji de büyük oranda seçim gündemince soğurulmuş durumda. Bu anlamda Gezi esnasında   “AKP karşıtlığı”nın içeriğinin toplumsal (sınıf, kimlik, toplumsal cinsiyet vb.) ve siyasal olarak yakaladığı radikal içerik, bugün büyük ölçüde sandığın rasyonalitesince soğuruldu. Bu dönüşüm, tüm toplumsal muhalefet aktörleri açısından “seçimlerle ilgili” en acı gerçektir.

5- Kendi ihtiyaçları doğrultusunda aldığı pozisyona bağlı olarak Kürt hareketi ile sol arasındaki politik makas açılıyor. Bu gerilim hiç şüphesiz ki en çok HDP içerisinde yaşanıyor ve yaşanacak. Türkiye’de dün olduğu gibi bugün de Kürt özgürlük hareketi ile sosyalist hareket arasında organik bir bütünleşme nesnel bir ihtiyaçtır. Ancak Kürt özgürlük hareketinin ve müzakere sürecinin öne çıkardığı ihtiyaçlar ve müzakere sürecinde AKP’nin oynadığı rol ile sosyalist hareketin yeniden inşa sürecinin ihtiyaçları ve son 11 yıldır AKP’nin siyasal temsilcisi olduğu kapitalist yeniden yapılanma karşısındaki pozisyonu arasındaki gerilim dinmekten ziyade daha da artmaya devam etmekte.

6- Sosyalist sol tüm bu sürece dair bütünlüklü bir politik perspektif geliştiremiyor ve tepkisel tavırlar göstermekle yetiniyor. Ana akım siyasal aktörlerin seçim pususuna yatmaları kendileri açısından mantıklı bir karar olarak duruyor. Fakat Gezi sürecinde ortaya çıkan toplumsal enerjinin bu pusuya aktarılmasından belki de en zararlı çıkacak aktör olan sosyalist solun da kendisini yukarıdan siyaset üzerinden seçim gündemine bağlamasının izahı zor. Seçim süreciyle bu şekilde kurulan siyasal bağ politik ve ideolojik açıdan çok sorun yaratacak cinsten tercihler ortaya konmasına sebep oluyor. Örneğin Ankara’da pek de hayırhah olmayan bir pragmatizmle “faşizme karşı omuz omuza” diyerek aday çıkaran sosyalistler, İstanbul’da Sarıgül karşısında aynı tavrı geliştirmemeyi tercih ediyorlar. Ya da Gezi süreciyle özdeşleşen bir ismin aday gösterilme süreci Gezi’nin ortaya koyduğu siyasal tarzdan ve zeminlerden çok uzak bir biçimde gelişebiliyor.

Sosyalist solun uzun bir süredir sergilediği tepkisel nitelikteki “AKP karşıtlığı”, daha önce “sola kırması” beklenen bir CHP varsayımı üzerine inşa ediliyordu. Şimdi ise, içerisinden geçmekte olduğumuz sürecin meyvelerini “sağa kırarak” toplamayı tercih eden CHP karşısında bir teslimiyet sessizliği ortaya konuyor. Bu teslimiyet, solun politik ve ideolojik çöküşünün adeta resmini çiziyor.

yönelim ve somut hedefler

Bu tablo karşısında sosyalist sol açısından kolay çözümler ufukta görünmüyor. 2000’ler boyunca kendisini ayrı bir politik özne olarak inşa etmektense, tepkisel bir AKP karşıtlığı veya ümitvarlığı üzerinden ana akım siyasetin çeperlerine demir atmayı önüne koyan sosyalist solun önümüzdeki dönemde ektiğini biçmesi siyasetin doğası gereği olacak.

3 seçimi içerecek önümüzdeki 1-1,5 sene devlet krizi, siyasal aktörler arasındaki güç ilişkilerinin yeniden yapılanması temel olarak siyasal iktidarın bir bütün olarak yeniden yapılanacağı ve kurumsallaşacağı bir süreçtir. Üstelik sancılı geçeceği aşikâr hâle gelen bu sürecin, en iyi ihtimalle ekonomik bir durgunluk ve artan işsizlik içerisinde geçeceğini de unutmamak gerekir.

Bu minvalde Başlangıç;

1- İçinden geçmekte olduğumuz bu yeniden yapılanma dönemini “bir seçim dönemi” olarak ele almaz.

Bu, ilk olarak, yaşanacak sürece karakterini verecek olan siyasal iktidarın yeniden yapılanması sürecini göz ardı etmek anlamına gelecektir. Ana akım siyasal aktörlerin seçim gündemine endekslenmelerinde, bu yeniden yapılanma içerisinde güçlü bir pozisyon elde etmeye yönelik rasyonel bir hesapları vardır. Böyle bir hesabı kurmaktan uzak olan sosyalist solun bu dönemi mutat bir seçim çalışması çerçevesinde geçirmesi en iyi ihtimalle bir zaman ve enerji kaybıdır. Bu süreci sosyalist solun yeniden inşasına yönelik adımlar çerçevesinde örmek bu nedenle en isabetli seçenek olacaktır.

2- Buna yönelik olarak ilkin, solun ideolojik ve politik düzlemdeki propaganda ve ajitasyon kürsüsünü inşa etmeyi önerir. Önümüzdeki üç seçim zarfında gerçekleşecek olan siyasal iktidarın yeniden yapılandırılması sürecine, emekçileri ve tüm ezilenleri güçlendirecek ve bu güçlenmeyi kurumsallaştıracak bir demokratikleşme perspektifinden müdahale etmeyi, başta “Hükümet istifa ve….” diyerek arkasına dizilecek çeşitli düzeylerdeki talepler listesini oluşturmayı ve bu minvalde uzun, yoğun ve iyi tasarlanmış bir propaganda ve ajitasyon sürecini örmeyi sosyalist solun en geniş kesimlerine önerir.

Yerel seçimlerde kent hakkı ve kamusal belediyeciliği; cumhurbaşkanlığı seçimlerinde siyasal otoriterleşme karşısında emekçileri ve tüm ezilenleri güçlendirecek bir demokratikleşme perspektifini; genel seçimlerde de emekçilerin sermaye karşısında güçlenmesini hedefleyen kazanımları öne çıkaracak bütünsel bir propaganda ve ajitasyon kürsüsünü örmek sosyalist solun bağımsız bir politik karakter kazanmasının önünü açacaktır.

3- Bu taleplerin kâğıt üzerinde kalmaması açısından, propaganda ve ajitasyon sürecine eşlik edecek, çeşitli düzeylerde ortaklaştırılmış alan çalışmalarının, platformların ve birleşik eylem zeminlerinin oluşturulmasını önerir.

Mevcut durumda sosyalist solun örgütleyeceği talep eksenli çalışmaların “geniş kamuoyunu” etkilemesini beklememek gerekir. Hedef kitlesi, hangi kesimleri ne düzeyde etkileyeceği iyi belirlenmiş alan çalışmaları, platform ve birleşik eylem zemini örgütlenmeleri ve kampanyalar bu süreçte sosyalist solun etki alanını hesaplı bir şekilde artırmayı hedeflemelidir. İlk hedef, semptomu “sol liberalizm” olan solun siyasal ve ideolojik alandaki yenilgisini ve itibarsızlaşmasını halka halka aşmak olmalıdır. Üstelik bu çalışmaların inşası içerisinde ön plana çıkmış, bu kampanyalarla özdeşleşmiş ve simgesi haline gelmiş isimlerin, yine çeşitli düzeylerdeki “adaylar” olarak ortaya çıkarılması da hedeflenmelidir. “Aday kampanyası” olarak seçimler sosyalist sol açısından ancak bu çerçevede bir anlam ifade edecektir.

4- Bu türden bir çalışmayı sosyalist solun en geniş birlikteliği içerisinde örgütlemeyi önerir. Bu süreci, en başından itibaren temel bir amaç olarak belirlediği, “sosyalist solun merkezini oluşturmaya yönelik katkı sunma” hedefinin bir parçası olarak kavrar.

Önümüzdeki bu süreci sırtlayacak, temel prensiplerde anlaşmış, örgütleyici karakterde geniş bir sol birliktelik, sosyalist solun sürece yönelik bütünlüklü bir müdahale pozisyonunu geliştirebilmesinin temel koşuludur.

sonuç olarak

Türkiye toplumu peş peşe yaşanacak üç seçim vesilesiyle siyasetin gündelik hayatlarda yoğun biçimde yer tutacağı bir döneme girmektedir. Hiç şüphesiz bu sürece siyasal önemini veren basitçe seçimler değil uluslararası, bölgesel ve ulusal dinamikler üzerinden Türkiye’de devletin, ana akım siyasal aktörlerin ve siyasal güç ilişkilerinin yeniden yapılanacak olmasıdır.

Böylesi bir süreç sosyalist solun mevcut krizi içinde sessizlikle veya bildik yalpalamalarla geçirebileceği bir süreç değildir. Aksine içinde bulunduğumuz dönem sosyalist solun yeniden inşası açısından önemli imkânlar sunan ve siyaseten bu perspektiften değerlendirilmesi gereken bir dönemdir.

Böylesi bir yaklaşıma sahip olan Başlangıç, emekçileri ve tüm ezilenleri toplumsal ve siyasal alanda güçlendirecek, bu güçlenmeyi kurumsallaştırmaya yönelik bir propaganda ve ajitasyon faaliyetini örmeyi, “Hükümet İstifa ve…” diyerek çeşitli düzeylerdeki talepleri netleştirmeyi, bu talepleri toplumsallaştıracak mücadeleyi ortaya koymayı ve tüm bunları gerçekleştirecek birleşik eylem zeminlerinin kurulmasını ve bu süreçte sosyalist solun merkezini yeniden inşaya katkıyı önüne bir siyasal görev olarak koymaktadır.

 

 

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında

İlgili Yazılar