Musul’un Yeniden İşgali – Zeynep Arıkanlı -

 

Sezâ-yı tîğ olur tecâvüz eyleyen mûlar/ Ann’çün tîğdan âzâdedir müjganla ebrûlar.”[1]

Nâbî’yi Rühavî

Irak’ın kuruluşundan bu yana adı işgalle özdeşleşmiş olan Musul, geçen yıl da IŞİD’in işgaliyle – ve rehine kriziyle – gündeme gelmişti. Bugün Musul yeni bir işgalle gündemde.[2] Bu sefer işgalci güç olarak görülense Türkiye…

Musul/ Musul meselesi, Cumhuriyet tarihi anlatısında -dolayısıyla da ulusal kimlik inşası sürecinde– merkezî bir yer kaplamıştır. Son dönem yapılan ve ağırlıklı olarak makalelerden oluşan çalışmaları saymazsak, bunca önem verdiğimiz bu meseleye dair yazılmış kitapsa, iki elin parmaklarını geçmez. Az sayıdaki çalışmanın önemli bir kısmı da ulusalcı hamasetten nasiplenmiştir. Şu satırlar, emekli amiral Oğuz Karaca’nın Lozan’dan Bugüne Musul-Kerkük ve Kuzey Irak adlı kitabından (2007): (2003 tezkeresiyle ilgili olarak) “Bu durumdan sorumlu olanlar, AKP içindeki İslam’ı ‘Müslüman Kardeşler’ gibi algılayan liderlerin ötesine geçmiş aşırılar, CHP içindeki Soğuk Savaş döneminin ilkel ve anlamsız Amerikan aleyhtarlığından öteye gidemeyen aşırı sol slogancılar ve her cenahta örtülü Kürtçü’lerdir.”[3] Suriye, Irak oradan hareketle de Ortadoğu denklemine kendi hesaplarını dayatmak amacıyla önce Rus uçağını düşüren, şimdi de Musul’a bağlı Başika’ya asker gönderen Türkiye, politika üretmede Karaca’nın satırlarında tüten ver her türlü derinlikten yoksun “hamaset siyaseti”ni pek aşamamış gibi gözüküyor. Hal böyle olunca, “bölgesel aktör,” “oyun kurucu” iddiasındaki Türkiye’nin payına da “Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi NATO’nun gölgesinde hizaya girme” düşmüş gibi gözüküyor.[4]

Hatırlayalım: 24 Kasım’da düşürülen Rus uçağının enkazının dumanı hâlâ tüterken, Peşmerge eğitimi için iki buçuk yıldır Musul yakınlarındaki Başika Kampı’nda bulunan Türk birliği 4 Aralık’ta nöbet değişimi gerçekleştirmiş, 150 askerle birlikte yirmiden fazla tank da bölgeye sevk edilmişti. Irak Başbakanı Haydar İbadi, ilk açıklamasında Başika’ya yapılan asker sevkiyatını, “egemenliğin ihlali ve iyi komşuluk ilişkisi ilkelerine aykırı” olarak nitelendirmişti. Bunun ardından, İbadi’nin ofisinden yazılı açıklama gelmiş, bu açıklamada da bahsi geçen güçlerin 48 saat içinde çekilmemesi durumunda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne başvurmak dahil mevcut tüm seçeneklere başvurulacağı ifade edilmişti. Güvenlik Konseyi seçeneğinin vurgulanması, “mevcut tüm seçenekler” arasında çatışma olmadığı yönünde yorumlanabilir, ama o da şimdilik. Başbakan Davutoğlu’nun İbadi’ye mektup yazması ve Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tanju Bilgiç’in intikalin durdurulduğunu açıklaması da gerilimi düşüren gelişmeler olarak görülebilir, ancak burada da ciddi bir “ama” şerhi var. Zira, İbadi Davutoğlu’na 48 saatlik sürenin dolduğunu hatırlatırken, Bilgiç de “Türkiye olarak Musul’da yeni değiliz. Şu anda geri çekilme yok, ama intikal durdu” açıklamasıyla bölgedeki “iddiası”nı sürdürme ısrarını hatırlatmış oldu. Bütün bunlar olurken, Irak-Kürt Yönetimi lideri Mesut Barzani, Ankara ve Bağdat’ın kampa asker gönderilmesi konusunda anlaşmış olduklarını, “meselenin çok büyütüldüğünü” söyledi. Belli ki Barzani, yeni hükümet kurulmadan önce Dışişleri Bakanı görevini yürüten Feridun Sinirlioğlu’yla vardığı anlaşmaya halel getirmek istemiyor. Hatırlanacağı gibi, Sinirlioğlu Kasım başında “Kürt bölgesindeki siyasi partilerin arasındaki krizi çözmek” amacıyla liderlerle görüşmek üzere Erbil’e gitmişti. Bu ziyaret sonrasında, yukarda sözlerine yer verdiğimiz Bilgiç, “terör örgütlerine karşı siyasi iradenin alacağı her türlü tedbir ve karar uygulanır. Bu kararlar çerçevesinde tüm seçenekler de gündeme gelebilir” demişti. Bu, Türkiye’nin olası bir Musul operasyonuna havadan destek verebileceği yönünde yorumlanmıştı. Bütün bunlardan, Başika kampına yapılan sevkiyatın aslen Erbil’de kararlaştırılmış olduğu sonucu çıkarılabilir. O yüzden de, Barzani’nin açıklaması, Türkiye’nin en azından Irak’taki Kürt yönetiminin kendisini – en azından bir süre daha – çok fazla köşeye sıkıştırmayacağından yana rahat olabileceği anlamına geliyor.

Mevcut tüm tehditlerin “mevcut tüm seçenekler” adı altında sıcak servis edildiği bugün, Musul yine bir işgalle anılıyor. Bu, “ben varım” savaşında, Türkiye ise bölgede oyun kurmaktan ziyade oyun bozmaya yönelik bir siyaset izliyor. O yüzden ortaya koyduğu her siyaset de, çözümden çok, hesaba katılandan daha büyük kriz(ler) üretmeye yatkın.

[1] “Haddini aşan kıllar kılıca tâbi olurlar; o yüzden kaş ve kirpik kılıçtan kurtulur.” Aktaran Evliya Çelebi, Seyyahı Fakir Evliya Çelebi Kerkük’te VI. URL: http://www.kerkukvakfi.com/makaleler.asp?id=1674.

[2] Juan Cole’un 11 Haziran tarihli “Musul’un Düşüşü ve Modern Tarihin Yalan Sözleri” adlı makalesi, işgalin izlerini yirminci yüzyılın başına kadar götürüyor. Yer yer fazla toptancı bir bakış açısı olsa da, Cole’un makalesi, IŞİD’in, Ortadoğu’nun “kesik damarları”nda nasıl palazlandığını anlamak için okunmalı. Juan Cole, “The Fall of Mosul and the False Promises of Modern History,” Informed Comment. Thoughts on the Middle East, History and Religion, 11 Haziran 2014. URL: http://www.juancole.com/2014/06/promises-modern-history.html.

[3] Oğuz Karaca, Lozan’dan Bugüne Musul-Kerkük ve Kuzey Irak, İstanbul, Resital, 2007, s. 151.

[4] Fehim Taştekin, “Bağdat’tan Dönen Musul Hesabı!”, Radikal, 8 Aralık 2015. URL: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/fehim-tastekin/bagdattan-donen-musul-hesabi-1488229/.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar