Murat Utku Gazetecilik ve “Devlet Sırrı”ını Değerlendirdi. -

Röportaj: Mehmet Martin

Çözümleme: Barış Yoldaş

Karşı Radyo: İki gün önce biliyorsun Can Dündar ile Erdem Gül tutuklandılar. Tutuklanma sebebi, yardım taşıyan MİT tırlarının içinden çıkan silahların görüntülerini gazetede haber olarak vermek. Bunun Fethullah Gülen terör örgütüyle bağlantılı olduğunu göstererek tutukladılar. Bununla ilgili bir kanıt yok, haber üzerinden bir sonuca varıp tutukladılar Dündar ve Gül’ü. Aslında bir gazeteci olarak sana şöyle bir soru sorayım, jandarmanın MİT’in tırlarını çevirip tırlardaki silahlarını bulması, iki devlet kurumumun karşı karşıya gelmesi bir haber değeri taşır mı? Halkı ilgilendirir mi diye sorayım?

Murat Utku: Halkın paralarıyla kendisine bir organizasyon, operasyon alanı bulmuş olan iki devlet kurumunun birbiriyle itilafa düşmesi dünyanın neresinde olursa olsun haberdir. Bu sadece Türkiye gibi ülkelerde değil, aynı zamanda Batı’da da, gelişkin demokrasi dediğimiz yerlerde de gazeteciler tarafından haberleştirilir, çünkü bunun bir haber değeri vardır gerçekten de. Bir de bu duruma özgü başka bir şey var. Jandarma’nın, bir askeri silahlı kuvvetin sivil bir istihbarat teşkilatına yönelik olarak bir operasyon yapmasının ve bunun da bir şekilde ortaya çıktıktan sonra yazılmamasının bir anlamı yok. Eğer yazılmazsa bir problem var demektir. Zira, bu gerçekten büyük bir olay ve bu olayın da bir şekilde haberleştirilmesi gayet doğru. Dolayısıyla, Erdem Gül ve Can Dündar gibi gazetecilik yapan iki arkadaşımızın hapishaneye alınmış olmaları mesleklerini icra ettikleri için bugün orada bulunmaları kesinlikle kabul edilemez. Çünkü gazetecilik bir suç değildir her şeyden evvel. Gazetecilik insanlara bilgiyi vermek, doğruyu aktarmak, insanların haber alma hakkını bir şekilde aracılık ederek hayata geçirmenin de aracıdır. Dolayısıyla, meslektaşlarımızın bir biçimde bugün hapiste olmaları asla ve asla kabul edilebilir bir durum değildir. Özellikle de yaptıkları bir haber nedeniyle içeride olmaları bence siyasiler tarafından, özellikle iktidardakiler tarafından da meşrulaştırılabilir hiçbir tarafı yok.

KR: Dündar ve Gül’ün ifadelerinde tekrar böyle bir haberle karşılaştıklarında tekrar haber yapacaklarını ifade ediyorlar. Aslında biraz tartışma devlet boyutunda “devlet sırrı”, “devlet sırrını ifşa etmek” üzerinden yürüyor. Yani bunun sınırı nedir? Böyle bir sınır var mıdır? Olması gerekiyor mu? Halkın haber alma özgürlüğü devlet sırrıyla kesilebilir mi?

M: Bunun birkaç örneği var. Öncelikle devletler, birtakım siyasi organizasyonlar bulundukları yerde, bulundukları ülkedeki insanları yönetme iddiasındaki organizasyonlardır. Ama silahlı güçleri olan, kendisine birtakım payeler biçen, o payeler üzerinden bulundukları bölgede insanları yönetme iddiasına sahip organizasyonlar. Dolayısıyla, bu organizasyonların askeriyle, polisiyle, yargısıyla, meclisiyle falan bir şekilde sırlarının olması son derece normal. Bir şekilde devlet eğer yönetme iddiasına sahipse ilişkilerinde sırları olur. Ama bu sırların var olması gazetecilerin bir şekilde ifşa etmesini engellemez. Gazetecilerin işi zaten sırrı ifşa etmektir. Gazetecilerin mesleki olarak yapması gereken şey bunları bulmak. Devletin yaptığı yanlış işler varsa ve bunlar sır diye saklanıyorsa bunu ortaya çıkarabilmek, ortaya çıkardıktan sonra da gazeteci olarak bunu gazetesinde, televizyonunda, radyosunda yayınlamak, yaymak, insanların bunlardan haberdar olmasını sağlamaktır. Dolayısıyla, devlet sırrını saklamak gazetecinin yükümlülüğü değildir. Devlet eğer illa bir sır tutacaksa bu sırrı saklama görevi de kendisine aittir. Eğer gazeteci sır diye saklanan şeye ulaşırsa, üstelik ulaştığı şeyi de yayınlamazsa zaten kendi yaptığı işe, gazetecilik mesleğine ciddi şekilde sıkıntılı bir durum yaratmış olur. “Devlet sırrıdır, yayınlanamaz, ifşa edilemez” falan Cumhuriyet gazetesindeki yayınlanan habere, ki daha önce çeşitli yerlerde de yayınlanmıştı bu haberler, devlet sırrını ifşa nedeniyle bir ceza kesilmesi, gazetecilerin içeri atılması kabul edilemez. Mesela, uluslararası arenada da ilk defa olan şeyler değil, gazetecilerle devlet görevlileri arasında yaşananların sorgulanması. Fidel Castro Küba’da bir şekilde iktidara geldikten sonra Amerika Domuzlar Körfezi çıkartmasını yapacak ve Küba’daki bu yeni iktidarı bir şekilde devirmek isteyecek. Washington Post gazetesi o dönemde bir haber yapıyor bu konuyla ilgili. Tabii devlet de Washington Post’un bu bilgiyi ele geçirdiğini öğreniyor. Kennedy bizzat bu haberin yapılmaması için Washington Post’a talimatlar gönderiyor, tehditler ediyor. Netice itibarıyla bu Domuzlar Körfezi çıkartması bir sır olarak tutuluyor ve operasyon yapılıyor. Ama başarısız oluyor. Dolayısıyla aradan bir yıl geçiyor, Kennedy bu sefer Washington Post gazetesine tekrar hitap ediyor. “Keşke siz bu haberi yapsaydınız da biz de o başarısız operasyonu yapmasaydık.” Dolayısıyla bir şekilde dünyadaki ABD algısını, imgesini bu şekilde heba etmeseydik diyor. Yani devletlerle gazeteciler arasında elbette ki ilişki var. Haber kaynaklarımız devlet görevlileri de olabilir, istihbarat teşkilatından insanlar da olabilir. Bizim bir şekilde haber alabileceğimiz kaynaklar çeşitlidir ama biz gazetecilerin sır tutmak gibi bir yükümlülüğü asla yoktur. Tutmayız, yazarız. Yazarsak da bir şekilde görevimizi yerine getirmiş oluruz. Bunun için insanların hapse atılması dediğim gibi kabul edilemez.

KR: Onun dışında bir şey daha sormak istiyorum. Bu tırın gitmesinde, devlet “Kesinlikle böyle bir şey yok, yardım tırıydı.” dedi. Görüntüler çıktıktan sonra “Evet, devlet sırrıydı o yüzden açıklayamazdık. Bunlar Bayırbucak Türkmenleri’ne gidiyordu.” dedi. Senin yorumunu merak ediyorum aslında. Oraya gitmesi, başka bir ülkedeki iç savaşa destek için, ki bunun Suriye’ye kime gideceğinin garantisini kimse veremez. Oraya gitse bile Türkmenler’in El-Nusra ile ilişkisi tam olarak biliniyor. Bu bir suç değil midir aslında?

M: Neticede hemen dibimizde bir savaş var. Türkiye’nin politikalarının en başta da söylendiği gibi barıştan yana sıfır sorun politikası ile komşular arası münasebetlerin ve tabii ki komşularla Türkiye arasındaki münasebetlerin bir şekilde iyi düzeye çekilmesi vesaire bütün bunlar bir anda ortadan kalkan fikirler oluverdi. Çok kısa süre içerisinde en yakın ilişkide bulunulan Beşar Esad’la bile sıkıntı daha yaşadığımız bir duruma geldik Türkiye olarak. Peki, bu Bayırbucak Türkmenler’i meselesi nedir? O bölgede bir Türkmen varlığı var. Yalnız şunu söylemek istiyorum, Suriye’yi de az çok bilen birisi olarak Türkiye’nin Bayırbucak Türkmenler’i diye adlandırdığı bölgede bütün Türkmenler’in orada yaşadığı gibi bir algı ortaya çıkıyor. Bu doğru bir algı değil öncelikle. Türkmenler Suriye’nin genelinde bütün bu iç savaş öncesinde ülkenin çeşitli yerlerine dağılmış şekilde yaşıyorlardı. Şam’da da Halep’te de şu anda Bayırbucak diye tabir edilen bölgede de o varlık devam ediyor. İkincisi, Arap milliyetçiliği üzerine kurulu bir Baas partisi iktidarından bahsediyoruz. Baas partisi iktidarı ülkede etnik gruplara kendilerini ifade imkanı vermediği için özellikle son dönemde bağlı bulundukları ırka, milliyete göre tanımlama yeni yeni ortaya çıkan bir durum ama genel olarak da aslında dini kimlik üzerinden kendisini ifade eden grupların bir savaş yürüttüğünü görüyoruz Suriye’de. Türkmenler bu işin istisnası, onlar milliyetçi bir savaş yürütmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla, Türklerin orada etnik bir temsiliyete Türkiye’nin silah yollaması oradaki savaşta doğrudan taraf olması anlamına geliyor ki bu da en başta söylediğim, bir ülkenin kendi içindeki itilafa destek anlamına gelecektir. Dolayısıyla, Türkmenlerin de böyle desteklenmesi uluslararası hukukta suç mu olur bilemiyorum. Ama kabul edilebilir bir durum olmadığı en azından demokrasi güçleri açısından demokrasi açısından, halkların bir aradalığı açısından doğru değil. Bunu net olarak söylemek mümkün…

R: Murat teşekkür ediyoruz, kolay gelsin.

M: Size de iyi yayınlar.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında