MHP’de Kongre Talepleri, Aktörlerin Mevcut Durumu ve Olasılıklar Üzerine -

Karşı Radyo: MHP’deki Olağanüstü kongre talepleriyle ilgili konuşmak istiyoruz. 1 Kasım seçimlerinin ardından bu talepler peş peşe geldi. Nasıl değerlendiriyorsunuz? MHP’nin yapısı düşünüldüğünde ne ifade ediyor bu talepler?

Doğan Çetinkaya: 1 Kasım seçimlerinde MHP, 7 Haziran seçimleriyle karşılaştırdığımızda, önemli bir yenilgi yaşadı. Zaten 1 Kasım seçimlerinde ortaya çıkan kompozisyonun da merkezinde aslında MHP’nin seçimde gösterdiği performans var. Çünkü 7 Haziran’da AKP’nin oylarının gerilemesinin sebeplerinden bir tanesi gerek HDP’nin gerekse de MHP’nin AKP’den önemli oranda oy çalmış olmasıydı. Zaten 7 Haziran ile 1 Kasım arasında AKP’nin ortaya koyduğu savaş politikaları da bu iki partiyi hedef aldı esas olarak. Yaşanan çatışmalı süreç, saldırılar, bombalama faaliyetleri bir şekliyle farklı bir stratejiyi gündeme getirdi. Burada gerek HDP’nin, gerek MHP’nin, gerekse de CHP’nin politikasız kalması önemliydi. Ama özellikle bu savaş politikaları ve özellikle AKP’nin HDP karşıtı söylemi MHP tabanından ciddi bir karşılık buldu. Zaten Bahçeli’nin AKP ile yapmamış olduğu koalisyonun MHP seçmeninin bir kısmınca sandıkta yapıldığını, böylece AKP’ye verdikleri oylarla AKP’nin tek başına hükümet kuracak sayıda vekil sayısına ulaşmasını sağladığını söyleyebiliriz. Yani MHP tabanındaki belli bir kesimin AKP’ye yönelmesi hem MHP açısından çok önemli bir tartışma yarattı hem de AKP’nin bu yeni dönem politikalarının ne yönde şekilleneceğini ve nasıl bir strateji izleyeceğini de bir şekilde göstermiş oldu. Bundan dolayı MHP’deki kongre talepleri de MHP’nin 80 milletvekilinden 40 milletvekiline, yani vekil sayısının yarı yarıya  düşürülmesine ve oy sayısında da ciddi bir düşüş yaşanması sonucu ortaya çıktı. Hem parti içinde hem de parti dışında Ülkücü camia içerisinde var olan Devlet Bahçeli karşıtı kişiler, gruplar, hareketler, yayın organları Bahçeli’den kurtulmak için bunu önemli bir fırsat olarak gördüler. Bundan dolayı da 1 Kasım’dan sonra hemen Olağanüstü Kongre çağrıları yapılmaya başlandı. Bunların Bahçeli karşısında başarısı şansı bazı özel koşullara bağlı bunun üzerinde durabiliriz.

R: Aslında 7 Haziran öncesinde MHP bütün seçim stratejisini,çözüm sürecinin AKP ile PKK’nin bir anlaşması olduğu, AKP’nin vatan hainliği yaptığı üzerinden kurmuştu. Seçim sonrası bir Savaş Bloku kurma yoluna girince AKP, aslında bütün söyledikleri boşa düştü. Aslında bir politik hattı yoktu MHP’nin. Biraz bununla da bağlantılandırabiliriz sanıyorum?

D: Aynen. MHP’nin en büyük argümanı, başkanlık rejimiyle özellikle R. Tayyip Erdoğan’ın, büyük güçlerle de bağlantılı olarak tek başına bir iktidar sağlayıp, ama bu iktidarı da federatif bir yapıya dönüştürecek şekilde anayasayı değiştirmek istediğine inanıyorlar. Ve inandıkları Büyük Ortadoğu projesi var. Solda da bunun alıcıları var, solda da MHP ile benzer düşünen kesimler var. Bu yabana atılacak bir inanç değil. O teoriye göre, AKP aslında ABD’nin kuklası bir parti ve temel nedeni de Türkiye’nin bölünmesi, parçalanması, güçsüz düşürülmesi… Bunun da en önemli parçalarından bir tanesi, Ilımlı İslam altında Türkiye’nin cumhuriyetten ve laiklikten uzaklaştırılması… Ama öteki yanda tek parti iktidarı güçlenirken de Kürtlere federatif haklar verilmesi var tabii. Bundan dolayı da Türkiye’nin bölündüğüne ilişkin Kürtçenin serbest bırakılmasından tutun da Kürt Açılımı olan birçok şeyden rahatsızlık duyuyordu MHP ve ulusal solcular. Ve bu ihanet olarak çerçevelendiriliyordu. Tabii 7 Haziran seçimlerinden sonra R. Tayyip Erdoğan’ın “Kürt Sorunu”na ilişkin radikal bir söylem değişikliğine girmesi önemli. Erdoğan’ın “Kürt Sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımızın birtakım problemleri vardır. Onları da biz giderdik. Bugüne kadar yaptıklarımız bu sorunu halletmiştir” tarzı bir söylem tutturması hem Kürtlerde ciddi bir sorun yaratırken, aynı zamanda bir savaş blokunun oluşmasına da yol açtı. Güvenlik aygıtıyla, ordusuyla, polisiyle, istihbarat aygıtıyla beraber farklı odaklarla, en son noktada Doğu Perinçek ve Aydınlık gazetesine genişleyecek bir blokun oluşmasıyla birlikte başta bütün bu söylenenlerin boşa düşmesini getirdi. Kürt illerinde çok ciddi bir savaş politikası uygulandı. Operasyonlar yapılmaya başlandı. Sola karşı operasyon yapılmaya başlandı. Bu noktada tabii ki de MHP’nin özellikle de Genel Merkezi’nin AKP’ye karşı söyleminin boşa düştüğünü bir şekilde söyleyebiliriz. Oluşan Savaş Bloku ile birlikte AKP’ye karşı bu konuda rahatsızlığı olabilecek MHP seçmenini rahatlıkla ikna ettiğini, aynı şekilde istikrar da vaat ederek bir başarı elde ettiğini söyleyebiliriz. Aynı şekilde bir başka husus da MHP içinde aynı zamanda AKP’nin ihanet politikalarından rahatsız olanlar değil, MHP’nin iktidar olma olasılığından çıkmış olması da çok ciddi bir tepki yarattı. Biraz sonra belki bunu açabiliriz. Şöyle bir tepki var. MHP tabanında ikili bir karakter var. Daha önce bunu Başlangıç Dergi’de de yazmıştım seçimden sonra. MHP tabanında hem Gezi kitlesiyle temas eden, beyaz yakalı diyebileceğimiz, özellikle Türkiye’nin Trakya ve Egesi’nde MHP’ye yoğun oy veren, CHP’yi milliyetçilik konusunda yeterli bulmayan beyaz bir kitlenin özellikle MHP’nin tabanının bir kısmını teşkil ettiğinden bahsetmiştim. Ve bunlardaki AKP karşıtlığı ve onun da ötesinde R. T. Erdoğan karşıtlığı ve seküler kaygılarla başkanlık rejimi karşıtlığı çok radikal boyutlardaydı. Bunlar MHP’ye oy vermeye devam ettiler, fakat MHP’nin bazı konularda bunlarla uzlaştırılamayacak bir başka tabanı var. Bu taban da daha çok orta Anadolu’da, Türkiye’nin taşrası diyebileceğimiz kentlerde yaşayan ve biraz daha İslami duyarlılıkları olan, Türk-İslam sentezine inanmış, MHP’nin başörtüsünü savunan politikalarının da arkasında olan, AKP ile daha geçişkenli olan bir tabanı var. Bunlarda ise çok net bir R. T. Erdoğan karşıtlığı yok. Bunlar AKP’nin Türkiye’yi sattığına ilişkin söylemin de alıcısı olabilen ama öte yandan birtakım İslami duyarlılıklarla T. Erdoğan’a bir şef, milli irade, bir önder olarak hayranlık duyabilen bir taban MHP’de. Bunlar MHP ile AKP arasında gidip gelen bir kesim. Bunlar da Bahçeli’nin AKP karşıtı, Amerikancı, Kürtlere haklar veren söyleminin arkasında bazen yer alabileceklerse de öte yanda MHP’nin iktidar olmaması kaygısı da güden, MHP yerel yönetimlerde seçim kazanamamasına tepki koyan, hükümetle koalisyon kurmamasını da cezalandırabilecek bir kitle. Devlet Bahçeli’nin “Hayır”cı söylemi Batı’da çok ciddi karşılık bulurken orta Anadolu’da ve MHP’nin geleneksel seçmenini de çok ciddi bir hayal kırıklığına uğrattı. Hayal kırıklığının bir boyutu şu; “AKP ile koalisyon olsa bu savaş politikalarını destekleyecektin ve AKP’nin HDP ve PKK karşıtı politikalarını daha da radikalleştireceksin. Neden koalisyon yapmıyorsun? AKP doğru bir rotaya girdi.” İkincisi, “Sen koalisyona girmezsen hükümete gelmezsen bizim gibi sana oy veren insanlar iktidarda olmazsa biz iktisadi olarak nasıl yaşayacağız?” diyorlar. Çünkü AKP son döneminde özellikle kendi iktisadi kaynaklarını çok fazla yandaşlarına dağıtmaya başladı. Bu konuda bir tepki Ülkücü tabanda özellikle gençlerde ve iş adamlarında kendini gösteriyor. Bu argümanın Bahçeli muhalifi kesimlerde çok fazla dile getirildiğini görüyorsunuz. İş alamamak, Ülkücü gençlerin sahipsiz olması, HDP’nin karşısında geri kalmak… Bunlar AKP ile ciddi bir şekilde koalisyon talep ediyorlardı. Hem AKP’nin son döneminde doğru politika yürüttüğünü aynı zamanda da iktidara gelerek iktidardan nemalanmaları gerektiğini çok açık bir şekilde dile getiriyorlardı. Bahçeli koalisyonu yapmadığı için çok ciddi bir yabancılaşma gerçekleşti. Aslında o anlamda da bir cezalandırma oradan geldi Bahçeli’ye karşı. Yani AKP’ye oy verme eğilimi bu şekilde doğdu. MHP tabanındaki farklılıktan kaynaklı…

R: Peki Olağanüstü Kongre taleplerinden sonra başkan adaylarının isimleri dönmeye başladı. Bunlardan bir tanesi Sinan Oğan. Sinan Oğan’ın daha farklı bir profil çizdiği iddia ediliyor. Zaman zaman MHP kitlesini tanıyanlar tarafından da farklı bir profil olduğu görülüyor. Tipik bir MHP’li siyasetçi diyemeyiz belki. Sinan Oğan’ın biraz daha genç, önü açık bir çizgisi var şu an için. Sinan Oğan’ın MHP’nin başına gelme olasılığı var mıdır? Gelirse MHP’de bir değişiklik yaratabilir mi?

D: 1 Kasım seçimlerinde bahsettiğimiz önemli gerileme yaşandıktan sonra hem MHP’nin kendi içinde hem de zaten MHP dışında olup kendisini Ülkücü camia içerisinde tarif eden ama MHP’nin dışına itilmiş kesimler hemen Olağanüstü Kongre ve Devlet Bahçeli’nin istifa etmesi gerektiğini, politik etiğin demokrasi geleneğinin bunu vaaz ettiğini iddia ederek kongre taleplerini dile getirdiler. Zaten 90’ların sonundan beri Devlet Bahçeli Türkeş’ten sonra iktidara geldikten sonra ciddi kongrelerde bir iktidar savaşı hep yaşandı. Fakat Devlet Bahçeli bunları hem tasfiye etme noktasında hem de bunları zaman zaman içerip zaman zaman dışlama konusunda mahir oldu. Bahçeli’nin kendi muhalifleriyle başa çıkma noktasında başarılı bir sicili olduğundan bahsedebiliriz. Çünkü sonuç itibariyle Devlet Bahçeli çok ciddi seçim yenilgileri yaşamış da olsa MHP Türkeş zamanında hiçbir zaman görmediği seçim başarılarını onun döneminde yaşandı. Bahçeli bu partiyi ikinci parti konumuna getirdi. Türkiye’nin bir dönemine damgasını vurmuş üçlü koalisyonda yer aldı. Yine baraj altında bırakan başkan da kendisiydi. Fakat sonra 7 Haziran seçimlerinde olduğu gibi önemli oranlarda oy alarak başarı da sağladı. Yani inişli çıkışlı bir grafiği var. O anlamda seçime bakarak Bahçeli’yi başarılı başarısız addetmek çok mümkün değil. Bu gidip gelmeler arasında Bahçeli’nin her zaman güçlü muhalifleri vardı. Ve Ülkücü hareketin tarihi boyunca da isim yapmış insanlar Bahçeli’nin karşısına zaman zaman çıktılar. Bunlar içerisinde bugün Olağanüstü Kongre çağrısı yapanlardan bir tanesi Koray Aydın. Diğeri Sinan Oğan, bir diğeri de Meral Akşener. Bana göre bunlar içerisinde hangisi daha ciddi bir muhalif aday diye sorarsanız o Meral Akşener’dir. Özellikle MHP içerisinden olmamış olmasına rağmen siyasete atılması, DYP’de ve Tansu Çiller’e yakın bulunmuş olmasına rağmen Koray Aydın ve Sinan Oğan’a göre daha ciddi rakip olduğunu düşünüyorum. Bu adaylara tek tek geldiğimizde bunları biraz değerlendirmek lazım… Koray Aydın, yine Ümit Özdağ gibi figürler Bahçeli’nin karşısına çeşitli zamanlarda çeşitli kongrelerde alternatif bir aday olarak çıktılar. Ama her seferinde yenilgiye uğradılar. Delegeleri etkilemek, örgütlemek anlamında Bahçeli’yi koltuğundan indirecek bir sonucu hiçbir zaman elde edemediler. Ama bunun da ötesinde Bahçeli şöyle bir olanağı da bize sundu. Mesela Ümit Özdağ, çok sert bir şekilde Bahçeli’ye karşı muhalefete girişti. Fakat bu muhalefete giriştiği zaman partiden atıldı. Sinan Oğan hakkında söylediklerimiz gibi. Sinan Oğan nasıl Iğdır teşkilatından disiplin soruşturmasına verilip kendi il teşkilatı sahip çıkmasına rağmen atıldıysa Ümit Özdağ da partiden ihraç edildi kongrede aday olacakken. Artvin’deki kendi il teşkilatı sahip çıkıyor olmasına rağmen ve milliyetçi camia içerisinde en önemli yayın organı olan Yeniçağ gazetesinin köşe yazarıyken ve bu gazete tarafından destekleniyor olmasına rağmen Ümit Özdağ o zamanlarda partiden ihraç edildi. Fakat biz şu anda biliyoruz ki Ümit Özdağ son dönemde MHP milletvekili. Keza Koray Aydın, iki-üç defa ciddi bir şekilde Olağanüstü Kongre için oy toplayarak, delege sayısına ulaşarak partiyi kongreye götürmüş olmasına rağmen ve başka kongrelerde Bahçeli’nin karşısına çıkmış olmasına rağmen yenilmişti. Ama geçen dönemlerden biliyoruz ki Koray Aydın MHP’den milletvekili oldu. Ve TBMM Başkanvekili olarak da görev yaptı. Buradan neyi anlıyoruz? Bahçeli’nin kendi muhaliflerini enterne etme kabiliyetine sahip olduğunu görüyoruz. Mesela Özcan Yeniçeri geçen dönemin en önemli vekillerinden bir tanesiydi. Muhaliflerin hiçbirinin MHP karşısında alternatif bir iktidar oluşturma imkanları yok. Yeni bir MHP oluşturmak, yeni bir Ülkü Ocağı oluşturmak, Ülkücü Hareket içerisinde bir hizip oluşturmak tahayyülleri olmadığı için parti içinde bir odak oluşturma gibi bir durumları olmuyor. Bundan dolayı da Genel Başkan’ın iktidarını tanıyarak onun verdikleriyle vekil oluyorlar, partide önemli görevler alıyorlar. Fakat son noktada eğer partide önemli görevler alırken liderin alternatifi olacak bir söylemde bulunacak şekilde iddia sahibi olduklarında ya da kamuoyunda çok fazla öne çıktıkları zaman hemen milletvekilliklerini kaybediyorlar. Bahçeli bunları aday yapmıyor ya da vekil seçilemeyecek yerlerde aday gösteriyor ve partinin organlarından tasfiye ediyor. Bu konuda Bahçeli’nin çok mahir olduğunu söyleyebiliriz. Ümit Özdağ partiden atılmışken milletvekili olabiliyor. Koray Aydın birçok kez karşısına çıkmışken vekil seçildi ve bugün Sinan Oğan en çok parlatılmış ismiydi MHP’nin ama son dönemde vekil adayı gösterilmediği gibi partiden de ihraç edildi. Çünkü Bahçeli’nin bir alternatifi gibi öne çıkarıldığı düşünüldü. Bahçeli bu tür hareketlerden hiç hoşlanmıyor. Kendisine hizmet edilmesini istiyor, ki milliyetçiliği ve faşist hareketi düşündüğümüz zaman bunda da çok “haklı”, yani milliyetçiysen faşist hareketin o tek adamlılığını biraz tanıyacaksın. Sinan Oğan’ın kendini parlatması ve medyada öne çıkması, MHP dışındaki beyaz orta sınıflara seslenmesi Gezi ile de kesişecek kitlelere seslenmesi gibi durumda Bahçeli onu tasfiye etti. Ve şu anda da mahkemesi bir şekilde devam ediyor. Geldiğimiz süreçte şunu söyleyebiliriz. Bahçeli bu muhaliflerini bazen partiden ihraç ediyor bazen ihraç ettikten sonra tekrar partiye alıp kendi iktidarını tanıtıp partide önemli görevler veriyor, vekil seçtiriyor ve bunlarla başa çıkıyor. Fakat 1 Kasım seçimleri baraj altında kaldıkları seçimler gibi önemli bir yenilgi olarak ortaya çıktı. Ve AKP’yi güçten düşmüş gibi gözükürken tekrar tek başına iktidar yaptığı için yine iktidarının çok ciddi bir şekilde sorgulandığı bir dönem açtı. Ve o noktada öne çıkmış bu üç isim zaten muhalif olduklarını dile getirerek kamuoyu önünde birtakım eleştiriler sarf ederek göstermişlerdi. Şimdi 1 Kasım seçimlerinden sonra Olağanüstü Kongre taleplerini yaptıkları toplantılarla bir kitle siyaseti pratiği içerisinde ilan ettiler.

R: Meral Akşener’den de bahsedelim. DYP’de önemli bir görevi varken MHP’ye geçti. Bahsettiğin Orta Anadolu’daki seçmenle MHP’yi daha merkeze kaydırabilecek, aslında siyasetini tarihsel olarak MHP’nin geldiği yerden koparıp başka bir yere yönlendirebilecek bir potansiyele sahip. Ama bunu MHP gibi bir partide nasıl yapabilir tam bilemiyoruz. Onun böyle bir değişiklik yaratma şansı var mı genel olarak?

D: En fazla onun şansı var. Çünkü Meral Akşener her ne kadar politikaya DYP aracılığıyla dahil olmuş olsa da kariyerinin bir döneminde çok da elverişli olmayan başka açılımlar içerisine girebilecekken hatta AKP kurulurken AKP’den ciddi teklifler almasına rağmen MHP’de kalmayı tercih etti. Burada Meral Akşener’in DYP içinde yükseldiği ve İçişleri Bakanlığı’na kadar yükseldiği dönemi biraz göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ve bugün de zaten aday olduktan sonra kendi Ülkücü geçmişine ve milliyetçiliğine dair Bahçeli muhalifi basında da ne kadar samimi bir Ülkücü aileden geldiğine, hareketin içerisinde bir Asena olduğuna ve DYP’deyken bile milliyetçi harekete nasıl hizmet ettiğine dair birçok efsane dolaşıyor.Meraklısına Yavuz Selim Demirağ’ın bu hafta yazdığı son iki makalesini tavsiye ederim. Bunun milliyetçi camiada Akşener’in her iki blokta da karşılık bulacak şekilde ortaya çıktığını ve önemli bir lider adayı olduğunu görebiliyoruz. Neden? Çünkü Akşener, özellikle 90’larda Çiller döneminde İçişleri Bakanlığı’na giden süreçte Ülkücülüğün sivil toplumda bir değer olduğu, derin devletin çok ciddi anlamda operasyonlarının olduğu, binlerce insanın kaybedildiği, hem sola hem Kürtlere ciddi saldırıların olduğu, 28 Şubat sürecine giden dönemde çok kilit yerlerde önemli görevler aldı. Hatta DYP’nin bir ara devletin güvenlik aygıtında yer alan teknokratların, OHAL valilerinin, emniyet müdürlerinin bakanlıklar yaptığı milletvekili olduğu bir dönemde bir savaş partisi olduğunu da hatırlamak gerekir. İşte böyle bir ortamda görev yaptıMeral Akşener. Ve bu ortamda görev yaparken de MHP ile Türkeş ile ciddi görüşmelerinin olduğunu yazılıyor bugün. Aslında DYP’de, daha önce ANAP’ta görev yapmış, Ülkücülüğe ihanet ettiği düşünülen, liberalizme kayan kişiler gibi değil. Akşener onun için MHP’den ayrılıp ANAP’ta siyaset yapan, liberalizme savrulan insanların görüldüğü gibi görülmüyor Ülkücü hareket içerisinde. DYP’nin savaşan partisi içerisinde milliyetçi görevler yapmış, milliyetçileri korumuş bir insan olarak bugün hatırlanıyor. Birincisi böyle bir bakiyesi var. İkincisi, MHP’ye AKP kurulurken gelmiş olması ve MHP’de de mecliste çok önemli görevler yapmış olması. Mesela çatışma yaşanan okullara gidip Ülkücülere sahip çıkmış olması gibi hareketleri ve çekirdek aileden bir yakınının hareket içerisinde bilinen bir şahsiyet olması Akşener’in diğerleriyle karşılaştırıldığında daha önemli bir alternatif aday olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Bence Bahçeli’nin de bu noktada ondan daha fazla çekindiğini bugün söyleyebiliriz. Çünkü kongre yaşandığında Bahçeli’yi zorlayacak ismin Meral Akşener olacağını düşünüyorum bu özelliklerinden dolayı. Çünkü hem Batı’daki daha beyaz, daha AKP karşıtı Ülkücü tabanı da kapsayabilecek bir profil, her şeyden önce kadın. Hem devleti hem Ülkücü tabanı temsil edebilecek… Ama öteki tarafta 70’lerde klasik Ülkücü tabanı temsil edecek orta Anadolu’ya da seslenebilecek, iktidarı telaffuz eden bir alternatif olarak ortaya çıkabileceği iddiasında bulunan bir kişi olarak da önemli. İlk defa aday olduğundan bahsedebiliriz. Ötekiler gibi çok fazla dışarlıklı değil. Sinan Oğan çok beyaz kaçıyor bence. İstanbul’daki İzmir’deki MHP seçmeni etkilenir söyleminden ama MHP’nin içinde ciddi bir aday olduğunu zannetmiyorum Meral Akşener kadar.

R: Son olarak Tuğrul Türkeş’in MHP açısından saf değiştirmesinden bahsetmek istiyorum. Bir şok yarattı o dönem geçici hükümette bakanlık teklifini kabul etmesi. Parti içinde ve tabanda tartışmalara yol açtı. Babası dolayısıyla Tuğrul Türkeş, şu andaki durumu itibariyle parti içinde bu konu nasıl tartışılıyor, tabanda ne düşünülüyor?

D: Muhalif kesimler açısından Tuğrul Türkeş’in yapmış olduğu çıkış bir karşılık bulabilirdi. Türkeş bir Bahçeli muhalifi olarak yeniden bir liderlik yarışına girebilirdi. Daha önce girmişti, kaybetmişti. Başka bir parti kurmak zorunda kalıp sonradan geri dönmek zorunda kalmıştı diğer muhalifler gibi. Sonuçta Bahçeli,Tuğrul Türkeş ile bile başa çıkmayı başarmıştı onu partiden uzaklaştırarak. Sonra tek başına bir kişi olarak partiye gelip vekillikle de ödüllendirildi. Fakat Tuğrul Türkeş’in geçici hükümette yer alması muhaliflerin de kaldırılabileceği bir alternatif olarak hala görülebilirdi. Ancak AKP’ye çok fazla angaje bir görüntü verdi. Devlet sorumluluğunun ötesine geçen, devlete sahip olmanın ötesine geçen bir hatta ilerlediği için bence muhalifler için sarılabilecek bir aday olarak ortaya çıkmadı. Bence eğer öyle yapmasaydı, geçici hükümette yer alıp Bahçeli’nin karşısına Türkeş vurgulu gelebilirdi. Ama Türkeş’in bugün hala devam eden AKP’liliği böyle bir alternatif olarak ortaya çıkmasını engelledi. İlk başta Yeniçağ gibi muhalifler belli bir beklenti içerisine girseler de bu yaptığının, Davutoğlu ile görüşmesini telafi edebilecekken bence şu anda öyle bir noktada değil. Bir alternatif oluşmuyor. Peki ne olabilir? Her şeyden önce MHP’de Olağanüstü Kongre’nin toplanması zor, imkansız değil ama. 247 imza gerekiyor, 1232 delege var. Bu delegelerin 247’sinin imzalarını toplamaları gerekiyor muhaliflerin. Muhalifler bu haftaya kadar ittifak halindeydiler. Meral Akşener, Sinan Oğan ve Koray Aydın kongreye kadar birlikte hareket edeceklerini söylediler. Meral Akşener’in biraz kendi başına hareketlere girişmesi bu ittifakı şu an biraz bozmuş olsa da. Fakat tabii bir takım handikaplar var. 1232 delegenin 247’sinden imza almak çok büyük problem olmayabilir. Çünkü üç aday kendi aralarında da çatışabilirler, bu Devlet Bahçeli’nin avantajına gelir. Ya da bazıları bir tanesinin yerine yarıştan çekilebilirler. Ana amaç 247 imzayı toplamak. İmzaları bulsalar bile Bahçeli der ki, “Ben Olağanüstü Kongre’ye gitmeyeceğim, gerekirse partiyi kayyuma düşürürüm.” Ki bunu dedi. Yani çok net tavır koydu. “Olağan kongre ne zamansa, (2017 olması lazım), onu bekleyeceksiniz. Orada sizinle yarışacağız.” dedi. Olağanüstü kongreye Bahçeli kapalı… 247’yi toplasalar bile Bahçeli iktidarda kalmak için buna direnebilir. 247’yi toplayarak Olağanüstü Kongre’yi toplayabilirler. Fakat kongreyi toplamaları da yetmiyor, zor yani. Çünkü bu, aynı zamanda tüzük değişimi kongresi olmak zorunda… Çünkü MHP tüzüğüne göre Olağanüstü Kurultaylarda seçimli kongre yapılamıyor. Başkanlık seçimini yapabilecek Olağanüstü Kongre yapamıyorsunuz. Bundan dolayı toplanacak kongrenin tüzük değişikliği kongresi de olması lazım. Başta tüzüğün değiştirilip liderlik yarışına cevaz veren bir düzenleme yapmanız gerekiyor. Bu 247 imzadan daha fazla taraftarınız olacak ki delegeler içerisinde aynı zamanda tüzük kongresinde tüzüğü değiştireceksiniz ve ondan sonra yarış yapıp onun üzerine Devlet Bahçeli’yi yeneceksiniz. Bu biraz zor, bunun olup olamayacağını bugünden kestirmek zor. Bence bunu Devlet Bahçeli de şu anda bilmiyordur, adaylar da bilmiyordur. Bizim gibi dışarıdan takip edenler zaten vakıf olamazlar delege düzeyinde buna. Onun için bu zor bir süreç. Burada yapmanız gereken Bahçeli’nin ve ekibinin ciddi bir yara aldığı, parti içinde bunun sorgulandığı ama en büyük yaranın bu muhaliflerden gelen değil, parti içinde iktidar ya da iktidar ortağı olamamaktan dolayı AKP’nin yürütmüş olduğu savaş politikalarıyla MHP’nin gelecek seçimlerde baraj altına itilmesi. Baraj altına itilme olasılığı muhaliflerin en büyük şansı. Neden? Devlet Bahçeli normalde bu muhalifleri kongrede yener. Ne zaman yenemez? Eğer kendi ekibi ve kendi taraftarları partiyi AKP’nin yeni politikalarıyla baraj altına düşürebileceğini görürlerse bu ciddi bir iktidar ve beka kaygısıdır Ülkücü zihniyet içerisinde. Bundan dolayı, “Bahçeli bizi tarihe gömüyor, barajın altına gömüyor”a yürürlerse o zaman işte Bahçeli’nin düşürülebileceği Olağanüstü ya da Olağan Kongre’de tehlike sinyali çalabilir. MHP’nin % 10’un üzerinde oyunun olduğu koşullarda Bahçeli’nin yenilme şansı azdır. Ama muhalifler “MHP barajın altına gidiyor, AKP MHP’yi siliyor!” gibi bir teyakkuz durumuna geçirirlerse delegeyi ve MHP tabanını, ki bu bence olabilir… AKP politikaları MHP’yi silme noktasına gidiyor. Yani son süreçte üniversitedeki saldırılar, Osmanlı Ocakları’nı, yeni derin devleti, yeni güvenlik aygıtını düşündüğümüz zaman aslında Ülkücü hareket ve MHP’nin varlık sorununu biz solcular olarak da tartışabiliriz. Bu noktada bence MHP silinmeye gidiyorsa ve buna inanırsa Ülkücü taban ve milliyetçi camia MHP’de çok büyük kavgaların olabileceğini görebiliriz. O zaman Bahçeli değişebilir. Bu da yeni ortaya çıkmaya başlayan Müslüman Gençlik tartışmaları gibi yeni bir faşist hareket ortaya çıkarsa MHP de bambaşka bir tartışmayı yapmak zorunda kalacak. Bunu, anti-komünizmle MHP’nin geleneksel özellikleri ile açıklayamayız. Bunlar değişmiş durumda. Başka bir rejim ve dönüşüm içerisindeyiz şu anda onları görmek gerekiyor.

R: Doğan teşekkür ederiz.

D: Ben teşekkür ederim.

Röportaj: Mehmet Martin

Çözümleme: Barış Yoldaş

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar