MHP, Seçimler ve Gezi -

Filmi başa saralım: 7 Haziran seçimlerinde Gezi kitlesi tam olmasa da muradına ermişti. Biz her ne kadar Gezi İsyanı sonrası “Gezi Sandığa Sığmaz” vurgusunu yapmaya çalışmışsak da kendi çağdaş muadilleriyle karşılaştırdığımızda gayet ılımlı bir isyan olan Gezi, gözünü hızlı bir şekilde sandığa dikmişti. Hatta sandığa sarılmıştı. Bu mecra içinde çok farklı dinamikleri, toplumsal oluşumları ve siyasal gündemleri barındırsa da temel motivasyonu AKP ve Erdoğan karşıtlığıydı. Bir halk ayaklanması sonrasında, AKP’nin sandıkla geldiği gibi sandıkla gitme ihtimali engellenemez bir motivasyon kaynağı olmuştu. Nitekim Türkiye tarihinin en önemli isyanlarından bir tanesi ilk yerel seçimlerde en bayağısından “tatava yapma bas geç”çiliğe büyük oranda teslim olmuştu. Gerek İstanbul’da Sarıgül’e yönelenler, gerekse Ankara’da Yavaş’a basıp geçenler Türkiye sosyalistlerini de yanlarında merak içinde nevheves bulmuşlardı. Gezi, sandıkta boyunun ilk ölçüsünü bu yerel seçimlerde almıştı. Daha sonra cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir kısmı İhsanoğlu derken daha küçük bir kısmı ise Demirtaş demiş ve bu, Türkiye siyasetinde bir başka önemli kırılmaya yol açmıştı. Hikâyeyi biliyoruz: HDP Türkiye’de genel seçimlere giderken solun en önemli adresi olarak temayüz etti. Ancak her ne kadar arkasında önemli bir toplumsal ve siyasal hareket de olsa temel sloganı ve hedefi Erdoğan haline geldi. “Seni Başkan Yaptırmayacağız” söylemi ve siyaseti özellikle batı illerinde HDP’nin başarısında rol oynayan temel etmenlerden bir tanesi oldu. Bu bir HDP yazısı olmadığı için diğer başka bazı faktörlere hiç girmeden MHP’ye bağlanalım.

Altını çizdiğim gibi Erdoğan ve başkanlık karşıtlığı 7 Haziran seçimlerinin temel özelliklerinden bir tanesi oldu. Özellikle Erdoğan’ın aktif bir şekilde meydanlarda arz-ı endam etmesi bunu daha da görünür kılmıştı. Seçimler sonucunda AKP’nin bırakın başkanlık rejimini tesis etmeyi, tek başına iktidar olacak vekil sayısına bile ulaşamamış olması AKP karşıtlarında haklı olarak çok büyük bir zafer havası yarattı. Bu zaferde HDP’nin barajı geçmesi en önemli merhaleyi oluşturuyordu. Ancak bir diğer husus da MHP’nin almış olduğu oy oranıydı. Gezi kitlesi için aslında MHP, özellikle solda çok açıkça dile getirilmese de Erdoğan karşıtlığının bir bileşeniydi. Özellikle meclis başkanlığı seçimlerinde ortaya çıkan beklenti ve sonrasında yaşanan hayal kırıklığı ve tepki aslında bunun bir ifadesiydi. Erdoğan karşıtlığı noktasında bu beklenti çok da temelsiz değildi aslında. Zira Bahçeli ve MHP Genel Merkezi’nin söylemi Kürt hareketi karşıtlığı kadar bir AKP karşıtlığını da içeriyordu. Zaten söyleminde bu iki unsurun diğer başka “Türk düşmanları”yla birlikte ittifak halinde oldukları sürekli vurgulanıyordu. Yine MHP Genel Merkezi’ne muhalif olan milliyetçi çevreler dahi AKP politikalarını ve çözüm sürecini asıl tehdit olarak algılıyorlardı. Bundan dolayı özellikle 7 Haziran seçimleri öncesinde Erdoğan ve başkanlık projesi karşıtı söylem MHP merkezinde ve milliyetçi neşriyatta üst perdeye çıktı. Hatta ulusal yayınlarda Ümit Özdağ, Sedat Laçiner gibi öne çıkan kanaat önderleri Kürt hareketinden daha çok AKP’ye vuran vurguları tercih ediyorlardı. Ancak burada unutulmaması gereken AKP karşıtlığının daha başka sebepler yanında en önemli kaynağı AKP’nin çözüm sürecine ilişkin politikaları ve “açılımları”ydı. Yani aslında temel karşıtlık Kürtler üzerinden kuruluyordu. Yine MHP tabanında ve seçmen kitlesinde önemli bir kesim bu politika ve söylemin taraftarıydı. Özellikle metropol şehirlerde,“beyaz,” Gezi ile belli bir rabıtası da olan kesim genel merkezin bu AKP karşıtı söylemi ile MHP’nin etrafında toplanmıştı.

Ancak seçim sonrasında ortaya çıktığı gibi MHP’ye oy verenler sadece bu kesimden oluşmuyordu. Orta Anadolu’da özellikle, önemli bir kesim çokça ifade edildiği üzere tabanda AKP ile önemli geçişkenlikler gösteriyordu. Yani sözün özü bu kesim özellikle bir kimlik olarak diğerleriyle ve MHP Genel Merkezi’nin söylemi ile karşılaştırıldığında o kadar da AKP karşıtı değildi. 7 Haziran seçimlerinde öne çıkan birtakım başka iktisadi ve sosyal talepler ve AKP’nin yolsuzluklar ile ilişkisi neticesinde MHP’ye yönelmişlerdi. Daha önceki seçimlerde AKP’ye de oy vermiş ve hatta bir lider olarak Erdoğan hayranı ülkücü bir kitlenin hiç de azımsanmayacak miktarda olduğu sıklıkla ifade edilir, bir sır değildir zaten. Bu kitlenin ve seçmenlerin Gezi talepleri ve AKP karşıtlığıyla çok bir alakaları yoktu.

Seçimden sonra Bahçeli’yi sıkıştıran mevzulardan bir tanesi buydu. Partiye oy vermiş iki önemli kesimden bir tanesi AKP karşısında CHP ile her türlü alternatifin denenmesi için baskı yaparken, diğer kesim çok net bir şekilde AKP ile koalisyon yapılmasını salık veriyordu. Bu iki talebin telif edilmesi çok mümkün değildi. Aslında belki de Bahçeli’yi hareketsiz kılan sebeplerden bir tanesi de buydu. MHP kitlesi içinde Gezi ile rabıtalı olan bazı unsurlar Erdoğan karşısında HDP’nin örtük desteğini bile kabul edebilecek iken partinin merkeziyle ve muhalifiyle bütünü için bu, mevzu bahis bile olmazdı. Partinin önemli bir yekûnunu teşkil eden seçmen kitlesi ise AKP ile koalisyon yapılmasını ve hem partinin hükümete gelerek çözüm süreci gibi “lüzumsuzlukların” önlenmesini hem de AKP’nin terbiye edilmesini talep ediyordu. Bu noktada Gezi’nin Erdoğan karşıtlığı çerçevesinde MHP’nin aldığı oyu da tamamen Erdoğan karşıtı olarak kodlaması temelsizdi. Bu süreci daha ayrıntılı olarak yazmak gerekir ancak sonuçta Bahçeli’nin yapmadığını -yani AKP ile koalisyon kurulmasını- bu çizgideki seçmen sandıkta gerçekleştirdi. Bahçeli’nin “hayır” pozisyonu ve MHP’nin hareketsizliği 1 Kasım’da belli bir kısım seçmenin yaz ayları boyunca ortaya çıkan savaş koşullarının da etkisiyle AKP’ye yönelmesine veya Bahçeli muhaliflerinin çokça vurguladığı gibi sandığa gitmekten kaçınmasına yol açtı.

Sonuç itibarıyla Gezi kitlesinin bizatihi kendisinin seçim sonucunda MHP’ye giden oyları çok kolay bir şekilde ve zımni olarak Erdoğan ve AKP karşıtı olarak saymış olmaları ile de yüzleşmesi gerekiyor. Erdoğan’ın 7 Haziran sonrası özellikle “yenisi” ve “eskisiyle” devletin güvenlik aygıtı ile paralel olarak bir Savaş Bloku kurarak Kürt hareketine ve özellikle onun çevresinde toplaşmaya başlayan kesimlere başlattığı saldırı yankısını milliyetçi cenahta bulmakta gecikmedi. Bu politikanın HDP’de yol açtığı etki bir başka yazının konusu ancak Erdoğan’ın stratejisi açısından milliyetçi tabanda oynadığı rol ondan çok daha fazla önemliydi. Bahçeli, MHP Genel Merkezi ve özellikle Bahçeli muhalifi çevrelerin önde gelen unsurları bu politikayı içeriği itibarıyla onaylasalar da “samimi” bulmadılar. Tek başına iktidar olmak için Erdoğan’ın kendi tabanlarını “ayartmak” için oynadığı bir ayak oyunu olarak algıladılar. Ya da fikirlerinin kendileri olmaksızın iktidara gelmiş olduğunu vurguladılar. Bundan dolayı Erdoğan ile ittifak yapılmaması ve MHP’nin bir koalisyona dâhil olmaması Bahçeli çevresini çokça sıkıştırdı. Zira önemli bir kesim eğer Erdoğan samimi değilse ve başkanlık karşılığında Kürtlere özerklik vermeye hazır ise Bahçeli’nin ve MHP’nin koalisyona girerek bu tehlikeyi bertaraf etme noktasında atıl kalmış olmasını affedilemez bir hata olarak görmüştü.

Savaş Bloku’nun saldırıları, sokağa çıkma yasakları, operasyonlar Sözcü gazetesinden Bahçeli muhalifi milliyetçi gruplara, MHP’den Vatan Partisi’ne kadar birçok faşist çevrede sanki bu uygulamalar AKP’den bağımsızmış gibi güvenlik aygıtının övgüsüyle karşılandı. Oysa bu yeni hamle hem tabanda hem de bazı Bahçeli muhaliflerinde bile Erdoğan’a karşı bir teveccühün ortaya çıkmasına yol açtı. Arslan Tekin’in Erdoğan’ın “Türk’e Dönüş” olarak adlandırdığı politikalarından etkilenmesi ve Bahçeli’yi yerinden edemeyecek olanların başka partilerde de bu tutum çerçevesinde hareket edebileceklerine cevaz vermesi bu ruh halinin önemli bir göstergesi.[i]

Önümüzdeki günlerde CHP’de olabilecek olandan çok daha büyük bir liderlik karşıtı hamlenin MHP’de ortaya çıkacağı muhtemeldir. Bahçeli’nin geçen seçime kadar dağıtmayı, partiden ihraç etmeyi ya da partiye kendi otoritesini tanıtarak dâhil etmeyi başardığı muhalefetin ciddi bir girişimde bulanacaklarını bekleyebiliriz. Ancak seçmen kitlesindeki farklılıklar gibi MHP’de iktidar kavgası veren gruplar arasında da önemli farklılıklar var. Bu dengeleri  takip ve yine tabandaki dinamikleri biraz daha yakından gözlemleme MHP’de ve faşist harekette orta vadede ortaya çıkabilecek yeniden yapılanmayı anlamak için elzem gibi gözüküyor.

[i]Arslan Tekin, “Tuğrul Bey Kazandı!” Yeniçağ, 3 Kasım 2015.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar