Metalde Grev Var – İrfan Kaygısız ile Söyleşi -

Metal sektöründe alınan grev kararı üzerine, Birleşik Metal-İş Sendikası uzmanı İrfan Kaygısız’la konuştuk. 

14 Ocak tarihinde Birleşik Metal’in yaptığı toplantıda grev kararınızı açıkladınız. Bu karara götüren süreç nasıl gelişti?

Metal işkolunda iki yılda bir grup toplu sözleşmeler yapılıyor. Grup sözleşmesi dediğimiz, Metal Endüstrisi İşverenler Sendikası (MESS)’na üye işyerleri ile o işyerlerinde örgütlü sendikalar toplu sözleşmeler yapar, buna grup sözleşmesi denir. Bu sözleşmeler 120 bin işçiyi doğrudan ilgilendiriyor. Bu işyerlerinde üç sendika var: Birleşik Metal, Türk Metal ve Çelik-İş. Çelik-İş burada etkisiz sendika diyebiliriz. Nitekim hem söz konusu işyerlerinde üyesi az, hem de (sadece) birkaç işyerinde (örgütlü) ve sürecin aktif öznesi değil. Metal işkolu grup sözleşmeleri aslında kendisinin dışında da sonuçlar doğuran bir sözleşme. Türkiye’de aşağı yukarı toplu sözleşmeden yararlanan toplam işçi sayısı 700 bin iken sadece bu sözleşmeden 120 bin işçi yararlanıyor. Sendikalı işçilerin yaklaşık yüzde 20’si metal işkolunda örgütlü, dolayısıyla bu sözleşmeden yararlanan işçiler hem oransal olarak hem sayısal olarak oldukça yüksek. Detaylara daha sonra gireriz ama, bu grup toplu sözleşmesi ya da grev, metal işkolunun dışında da sonuçlar doğuruyor. Hem metal işkolundaki bireysel sözleşmeler ve işyerleri hem de genel olarak özel sektör açısından metal sözleşmeleri emsal gösterilir. Bu nedenle metal sözleşmeleri önemlidir. Bu sadece bizim atfettiğimiz bir rol değil, genel olarak işveren sendikaları da bunu böyle ifade ediyorlar. Dolayısıyla özel sektördeki bütün sözleşmeler açısından kritik. Kamu sözleşmelerinden sonra ki, o da tam bu kapsamda değil, Türkiye’de aynı anda çok sayıda işçiyi ilgilendiren çok kritik bir sözleşme. Bir de metal sektörü Türkiye sanayisi açısından da en kilit sektörlerden bir tanesi. ISO’nun ilk 500 şirket araştırmasına bakıldığında ilk on firmadan yedisi, ilk 50 firmadan 25’i metal sektöründe. Hem işkolundaki çalışan işçi açısından hem de iktisadi hayattaki yeri bakımından metal sözleşmeleri kritik öneme sahip sözleşmeler. Bu nedenle de metal işverenleri sendikasının, metal patronlarının sözleşmeye yaklaşımları bütün bu iktisadi sosyal hayattaki duruma uygun olarak farklılaşıyor. Yeni dönem açısından bakıldığında; bu dönemki sözleşme açısından kritik mesele, MESS’in toplu sözleşme sistemini kökten bir değişikliğe uğratmak istemesi, Türkiye ölçeğinde TİS sisteminde bir farklılaşmaya gitmek istiyorlar. Şöyle ki; Türkiye’de toplu sözleşmeler yerleşik olarak 2 yılda bir yapılıyor. Yasal olarak en az bir yıl en fazla üç yılda bir yapılır deniyor ama, biz yerleşik olarak iki yılda bir toplu sözleşme yapıyoruz. Toplu sözleşmelerde işçiler açısından alınan esas zam ilk altı aylık dilimde belirleniyor, sonrası çoklukla enflasyon oranında çıkıyor. İşçinin kısmen kaybının telafisi esasen ilk altı ayda alınan zamla yapılıyor. Şimdi üç yıla yaydığınızda ne demek bu? Altı zam dilimi demek, ilk altı ayda aldığınız ana paranın da beşinci değil yedinci ayda alınması demek. Başta buna, yani iki yıllık değil de üç yıllık sözleme imzalansın, ne olacak ki diye bakabilirsiniz ama bu işçiler açısından, bizim açımızdan gelirle ilgili bir hesapken, patronlar açısından da bir maliyet. Bu sözleşmeyi kilitleyen nokta esas olarak süresi, ve dolayısıyla bunun gelir ya da maliyetle ilgili yarattığı sonuçlar var. Başka talepler, meseleler de var, ama (süreç) nerede kilitlendi derseniz, burada kilitlendi.

Türk Metal üç yıllık sözleşmeye imza attı. Farklı bir talebi, ya da itirazı olmadı. Şimdi biz hem metal işçileri hem de Türkiye’de sınıf mücadelesi ve toplu sözleşme düzeni bakımından yeni bir sistemin getirilmesine itiraz ediyoruz. Çünkü bu diğer sektörlerde de üç yıllık sözleşmelerin yapılması demek. Patronlar bunu, kriz, önümüzü görelim vs. gibi söylemlerle gerekçelendiriyorlar, bu tür olasılıklar var, bunu reddetmek mümkün değil ama bu işçiler açısından da geçerli, ücreti etkileyen kimi parametreler işçiler açısından da söz konusu olabilir. Ama biz şimdiden üç yıl için herhangi bir ücret düzeyini taahhüt etmiş olacağız ve yeni bir pazarlık ve toplu sözleşmeye gidemeyeceğiz. TİS’te elbette bunun dışında taleplerimiz de var ama.

Birinci sorun alanı bu. İkinci ve önemli bir diğer kısmı, metal işkolunda son iki yılda yüzde yirmi civarında yeni işçi işe girdi, metal işkolu an itibariyle genç işçilerin olduğu bir işkolu. Bu şu anlama geliyor; yeni işçiler düşük ücretle işe giriyor ve ücretler arasındaki makas açılıyor. Son on yılda işe girenler açısından, teknik olarak iblağ (düşük ücretlerin yükseltilerek belirli bir seviyeye getirilmesi) ve özellikle son on yıllık işçilere iyileştirme. Bu yöntemlerle belirli seviyeye getirilen ücretlere daha sonra normal ücret zammı yapılsın diyoruz, bu talebimiz de dikkate alınmadı. İşkolundaki ortalama ücretlerin yükselmesini sağlayacak bu yöntem kabul edilmedi.

 

Bu sektörde bir asgari ücret mi belirlemeye çalışıyorsunuz?

Aslında dolaylı olarak tam da onu yapmaya çalışıyoruz. Belirli bir çizginin altında kalan işçi bırakmak istemiyoruz.

 

Verdikleri zamlar da yüzdelik bazda olduğu için o makası açan bir sonuç doğuruyor.

Evet, MESS’in teklifi makası açıyor, düşük ücreti kalıcılaştırıyor. Türk Metal yüzdelik önermişti, biz biraz önce söylediğim gibi daha farklı bir yöntem önerdik. MESS’in ücret belirleme yöntemi biraz bizimkine yakın, ücretin bir kısmı yüzdeli, bir kısmı maktu dediğimiz, herkese aynı miktarda ücret. Yöntem bakımından önerdiğimizin bir kısmı kabul edilmiş oldu ama rakam olarak değil. Rakam zaten bizim istediğimiz yerlerde değil.

MESS enflasyon artı yüzde 6 önerdi. Bu birinci altı ay için yüzde 9,78 ediyor. Bu diğer sektörler ve asgari ücrete yapılan zamma bakıldığında ilk başta yüksek gibi görünüyor. Ancak bu ilk altı aylık zam, işçilere üç yıllık zammın karşılığı olarak verildi, ama üç yıllık süreye yayıldığında maliyeti çok aşağı çekiyor. Aslında metal patronları şunu söylüyorlar: “Ayağınız alışsın”. “Bu parayı bu dönem veriyoruz”. Bu ne demek? Bir sonraki dönem bunları vermeyeceğiz demek. İlk altı ay için verilenin yeterli olduğunu söylemiyorum, ama bu paranın görece yüksek gözükmesinin nedeni de üç yıllık sözleşmenin ilk altı aylık dönemini kapsaması. Bunu zaten metal patronları da açıkça söylüyorlar: “Biz birinci altı ay yüzde 6 vermeyi düşünüyorduk ama üç yıllık sisteme döneceğimiz için bunun bir maliyeti olacağını biliyorduk ve bunu yansıtıyoruz”.

 

Ama üç yıl içinde pazarlık şansınız olmayacak

Evet üç yıl süresince yeni bir görüşme, anlaşma olamayacak.

Ama toplu sözleşmedeki taleplerimiz bundan ibaret değil. Taleplerimizden bazıları, ücretlerde indirim yapılmadan iş saatlerinin haftalık otuz yedi buçuk saate düşürülmesi, vergi dilimlerinden işçiler çok yoğun ve olumsuz etkileniyorlar; ilk altı aydan sonra işçilerin gelirlerinde ciddi düşüş yaşanıyor, işçi ikinci altı ayda hiç ücret zammından yararlanamıyor hale geliyor, dolayısıyla bu dönemdeki önemli taleplerimizden bir tanesi de vergi dilimlerinin yükselmesinden doğan gelir kaybının işveren tarafından telafi edilmesi. Bunlar aslında sadece metal sektöründe ya da metal işkolunun talepleri değil, işçi sınıfının genel talepleri olsun diye de tartıştırıyoruz.

 

Emsal olursa onlar da o yüzden direneceklerdir

Tabii ki. Bu taleplerin birtakım siyasal sonuçları olduğunu biliyoruz. Öncelikle bunu metal işçileri tartışsın, bunlar genel talep haline gelirse metal ya da diğer sektörler açısından patronlara kabul ettirme olanağı olur, yoksa şu kadar hayalci değiliz; 37,5 saat meselesinin bir toplu sözleşme ile hemen çözüleceğini düşünmüyoruz. Ama bunun önce bizim işçilerimiz arasında tartışılması, bir fikri hegemonyanın gelişmesi ve bunun işçi sınıfının diğer sektörlerine doğru yayılması gibi bir derdimiz var.

 

Özellikle genç okuyucularımızın ilk bakışta anlamadığı bir konu olabilir, o yüzden metal işkolu darken kabaca hangi sektörler, hangi fabrikalar, onları da söyleyebilir misiniz? Alev döken işçiler mi?

Filmlerde gördüğümüz eritilmiş demirin döküldüğü fabrikalarda çalışan, çok kötü koşullarda çalışan döküm fabrikaları da var ama metal işkolu artık bunlardan ibaret değil. Otomotiv, beyaz eşya, demir çelik, boru, döküm, kablo sektörü (olarak) çoğaltabileceğimiz sektörlerin tümü metal işkolunda. Biz daha çok otomotiv yan sanayinde örgütlüyüz, Çalışma Bakanlığı istatistiklerine göre sektörde 1 milyon 427 bin işçi çalışıyor.

 

Şimdi Türk Metal bu sözleşmeye imza attı, herhangi bir itiraz göstermeden. ve bildiğimiz kadarıyla Türk Metal’le yapılan görüşme sonucunda imza atılan sözleşmeyi size gönderip bunu dayattılar, fikrinizi almadan. Peki bunun sizin sendikanızda örgütlü olmayıp bu sözleşmeden etkilenecek işçiler arasında yarattığı bir sonuç, bir tepki var mı? Böyle birşey gözlemleyebildiniz mi?

Yani çeşitli tepkiler var, ama henüz istenilen büyüklükte değil. Zaten bu tepkiler anında ortaya çıkmaz, teknik nedenle çıkmaz. Bir homurdanma oluyor muhakkak ama Türk Metal’in örgütlü olduğu bir fabrikadaki işçi üç yıl için bu sözleşmeye mahkum. Attı imzayı. Yani biz o fabrikada işçilerin tümünü örgütlesek de imza atıldığı için orada üç yıl içinde yeni bir sözleşme yapamayız hukuken. Fiili olarak bir şey yapabiliriz, o başka bir durum ama örnek olarak Arçelik’in bütün işçileri bizim üyemiz olsa bile üç yıl içinde Türk Metal’in sözleşmesi o işyeri için geçerli. İşçi de bunu bildiği için olaya böyle bakar, biz de bu süre içinde, uzun döneme yayılan çalışmalar yaparız. Bosch’da da böyleydi. İşçilerin tepkisi vardı, ama biz yeni toplu sözleşme dönemine girmeden işçileri sendikaya üye yapmadık. Nitekim yine Cengiz Makine ve Türk Metal’den gelen Gebze’de bir fabrikada işçiler önceki dönemlerden geldiler, ama onları hem iktisadi olarak mağdur etmemek için hem de kimi taktik nedenlerden dolayı yeni toplu sözleşme dönemi geldiği zaman üye yaptık. Yoksa baskılarla karşılaşacaklardı ve toplu sözleşmeden yararlanmak için dayanışma aidatı ödeyeceklerdi, yani sendika orada toplu sözleşme mekanizması nedeniyle güçlü olamayacaktı.

Bu dönem Türk Metal işyerlerinde gizli bir öfke var. Türk Metal işçisi sözleşmenin üç yıllık olduğunu toplu sözleşme olduktan sonra öğrendi. Böyle bir tartışma olduğunu bile bilmiyordu. Kendilerinin övgü nedeniyle yayınladıkları videolar var toplu sözleşmeyi imzaladıktan sonra. O videoya başka bir gözle bakan ortada ne büyük bir rezalet olduğunu görür. Şube başkanı üyelerine gidip; “hayırlı olsun, sözleşmeyi de imzaladık” diyor. Neyi imzaladığını anlatmıyor bile. Sonra diyor ki, “enflasyon şu kadarken bu kadar yaptık”. Ama üç yıllık olduğunu işçi bilmiyor ki; işçi bizden öğrendi tüm bunları. Sitesinde böyle veriler ya da bilgiler yok, bu nedenle işçi yeni yeni anlamaya başladı böyle bir hak kaybına maruz kaldığını. Onun için çok bildik ve görünür tepkiler yok. Bir de geçtiğimiz toplu sözleşme döneminde Türk Metal’in toplu sözleşme politikasına ve genel olarak sendikal işleyişine ciddi tepkiler oldu, Arçelik’ten Renault’a kadar. Hatırlar mısınız bilmiyorum, işçiler çeşitli illerde yürüdüler, Türk Metal şubelerini bastılar. Ama son iki yıllık dönemde bu fabrikalarda öne çıkan, Türk Metal’i eleştiren ve Türk Metal’e karşı eylem yapan bütün aktif kadroları işten attırdılar, bir anda değil iki yıllık sürece yayarak. Bu dönemi görerek o (zaman) öne çıkan bütün aktif Türk Metal üyelerini ve muhalif kadroların tümünü işten attırdılar, işçiler bunu biliyor. Sonuçta birinci olarak önderlik eden işçi azalmış; ikincisi ise işten atılma korkusu var. Bu nedenlerle hızlı öfke patlamaları çok gerçekçi değil ve biz de hemen böyle bir şey beklemiyoruz. Ancak bu sürecin sonunda başarılı olursak, bir sonraki dönem açısından önemli sonuçlar doğuracak.

 

Güvenle alakalı bir durum var mı?

İşçi önce sana güvenecek, kendisine güvenecek ve kazanabileceğine inanacak. Karşısındaki sendika ona sahip çıkıyor mu diye bakacak. Hiç kimse, bizim üyelerimiz de dahil, sınıfın bütünü açısından söyleyebiliriz ki; işçiler inanmadığı bir şey için mücadele etmez. Önce inanacak.

 

Aslında metal iş kolunda yapılan sözleşme koşullarının sınıfın diğer kesimleri üzerindeki etkisini biraz önce siz de izah ettiniz, basın açıklamasında da çok net bir şekilde ifade edilmiş. Şöyle bir ifade var basın açıklamanızda: “Metal iş kolunda kazanılan ya da kaybedilen haklar tüm ülkedeki emek sermaye ilişkisini belirleyecek niteliktedir”. Bu sizin kendi konfederasyonunuz içerisindeki diğer işkollarında örgütlü sendikalar için otomatik olarak bir dayanışma doğuruyor mu? DİSK içinde böyle bir hava var mı?

Yeni yeni oluşuyor. DİSK açısından ya da diğer muhalif sendikalar açısından da söyleyebilirim ki; bu sürecin ne olduğunu yeni yeni öğreniyorlar. Biz bu süreci uzun iç tartışmalarla geçirdik, dışa dönük çalışma yapmadık, bu nedenle yeni öğreniliyor. Merkez toplu sözleşme kurullarında bunu tartıştık. 18 Aralık’ta bütün işyerlerindeki temsilci arkadaşlarımız en son görüşlerini ifade ettiler. Biz uzunca bir süreye yayılan çok sayıda fabrika toplantısıyla kararlar alıyoruz. Geçtiğimiz Nisan ayında başladık tartışmaya. İlk hazırlık toplantılarında grup toplu sözleşmelerindeki bütün işyeri temsilcileriyle ve şube yönetim kurullarıyla üç gün boyunca yeni dönemin hazırlıkları nasıl olmalı diye başladık. Sonra işyerlerinde toplantılar yaptık. Toplu sözleşme kurullarımız var bizim işyerlerinde. İşyeri komitesinden biraz daha kalabalıklaştırılmış kurullar bunlar. Bu kurullarla Nisan ayından bu güne en az dört defa toplantılar yaptık. Bu metal iş kolundaki bizimle sözleşme yapan işçimizin %20’sine tekabül ediyor. Biz işçinin %20’si ile, geniş üye toplantılarının dışında, çok sayıda toplantı yaptık ve her toplantıda hem gelişmeleri biz aktardık hem işyerinin bilgisini aldık. Dolayısıyla bizim üyelerimiz ve kadrolarımız bu sürecin ne olduğunu biliyorlar. MESS ile görüşmeler başladıktan sonra MESS ilk toplantıda üç yıllık teklifini ifade etti; o günden beri biliniyor bu.

Diğer sektörler açısından bakıldığında; hiç üç yıllık sözleşme uygulanmayan yok mu; var, ama bu duyarlılık gösterilmiyor. Bazı iş kollarında uygulandı üç yıllık sözleşmeler, ama önemi nedeniyle tüm sektörleri etkileyen bir durum yaratmadı. Herhangi bir sektörde daha dar bir işçi kesimini kapsayan bir sözleşmenin üç yıllık olması toplamda işçi sınıfının genel toplu sözleşme sistematiğini etkilemez ama buradaki yüz yirmi bin kişi o sistematiği doğrudan etkiler. Bu nedenle diğer sendikalar da işin gerçek durumunu yeni görüyorlar çünkü biz kamuoyuna dönük kısmını yeni ifade etmeye başladık. Bugüne kadarki kısmı bizim örgüt içerisindeki bilgi alışverişi ve tartışmalarla geçti. Sürecin dış kamuoyuna dönük kısmı yeni, 14 Ocak’taki basın toplantısıyla başladığı için; bundan sonraki dönemde sınıfın çeşitli bölümlerindeki hem sendikal hem siyasal birliklerinden bir destek ve duyarlılığın giderek artacağını düşünüyoruz açıkçası. Çünkü bu aynı zamanda Türkiye ölçeğine yayılan bir grev. Bir ilde değil; on dört ilde ve kırk beş fabrikada greve çıkıyoruz. Hem fabrikada kişi sayısı olarak çok, hem de coğrafi olarak yaygın. Özellikle başta Bursa, Gebze ve Kocaeli hattı olmak üzere Marmara bölgesi, ama Bilecik’ten, Konya’dan, Osmaniye’den Mersine kadar coğrafi genişliği olan yeni bir girişim ve başkaldırıdan söz ediyoruz.

 

Sizin şu anda temsil ettiğiniz on beş bin işçinin kapsandığı bir grev. Sizin kendi üyeleriniz içinde buna katılım tam sağlanabilecek mi, buna bakışınız nasıl, on beş bin kişinin çoğunu kapsayan bir grev olacak mı?

Biz buna inanıyoruz. Bu bir niyet okumanın veya kumarın ötesinde: 18 Aralık’ta bütün işyeri temsilcileriyle bir toplantı yaptık, orada işyeri temsilcileri bir eğilim belirttiler. Fakat işçilerin tepkisi açısından biz yeterince tatmin olmadık. Gidin son durumu işçilerle yeniden tartışın dedik. Aslında çok güçlü bir eğilimdi; %90 oranında grev çıktı o toplantıda. Ancak işçilerin ne kadarının bunun farkında olduğunu tam ölçemedik bu toplantıda ve yeniden fabrikalara döndük bu toplantıların sonucunda. Sözleşmeciler olarak fabrika TİS komiteleriyle tekrar toplantılar yaptık, süreci bir defa daha anlamak ve anlatmak açısından. Bu grev isteğini baskılandırma toplantıları değil, gerçek durumun, temsilcilerin anlattığı durumun işçilerdeki karşılığının ne olduğunu anlama toplantıları idi. O toplantılardan sonra işyerlerinde temsilciler de toplantılar yaptılar. 10 Ocak’ta Merkez TİS Kurulu toplantısını yeniden yaptık; hem bizim yaptığımız toplantıların sonuçlarını tartıştık hem de temsilciler fabrikalarındaki işçilerin karar ve görüşlerini aktardılar. Orada büyük ve ezici çoğunluğun grevi istediği ortaya çıktı. Dolayısıyla bu toplantılar sonucunda grev kararı alındı; bu nedenle tek tek bütün fabrikaların durumunu biliyoruz, ayrıntıları biliyoruz. Kendimizce büyük bir işe giriştik ama buna gözü kapalı gitmiyoruz. Beyaz yakalıların durumundan üretimlerin durumuna kadar bir çok konunun analizini yapmaya çalışıyoruz; bu nedenle bu süreci başaracağımıza inanıyoruz.

 

Son olarak iki soruyu biraz birleştirerek soracağım. Biraz önce sizde ifade ettiniz, kırk beşe yakın fabrikada hayata geçirilecek bir grevden bahsediyoruz. Belki konuşmak için şu an erken ama fabrika önünde grev çadırları dışında bu il veya ilçe merkezlerinde orda yaşayan diğer insanlara yönelik bildiri, eylem ve mitingler planlıyor musunuz ve yine bu süreçte DİSK dışında demokratik kamuoyundan beklediğiniz destekler nelerdir ?

Grev eğitimleri yapıyoruz, yeni başladı bu. Sendikadaki birçok uzman arkadaşımız kırk beş fabrikada grev eğitimi veriyorlar. Biz bu toplantı ve grev eğitimlerinde iki farklı hukuk anlatıyoruz. Bir devletin hukukunu, bir de işçilerin hukukunu anlatıyoruz. Eskiden söyle bir kavramımız vardı, Sendikalar Kanunu değişmeden, sendika kanunları 2821-2822 sayılı kanunlar iken, işçiler 2823 sayılı kanuna göre mücadele ederler diyorduk. Bunu da işçiler yazdı, işçilerin hukuku burada yazıyor derdik. Grev gibi sert durumlarda 2823 sayılı kanun geçerlidir. Toplantılarda sadece yasa anlatmıyoruz: Bir grevin başarısının işçilerin kendi hukukundan geçtiğini, olası grev kırıcılarına karşı da nasıl davranılması gerektiğini gizlemeden, çok açık ve net ifade ediyoruz; sadece resmi yasal bir süreç anlatmıyoruz. Bunu önemli görüyorum açıkçası. Her yerde ve her dönemde grev kırıcıları olur, bu dönemde patronların örgütü MESS ile metal işçisinin; gerçek anlamda iki sınıfın çatışması olacak, açık ve bu cepheden bir çatışma.

Bu grev herhangi bir ücret talebinin biraz daha yükseltilmesi grevi değil; öyle olsa grev daha kolay olurdu. Bu grev onun için daha zor, daha sert geçecek bir grev. Biz bunu biliyoruz; hazırlıklarımızı ona göre yapıyoruz. Buna bağlı olarak şu anda kilitlendiğimiz durum grev oylamaları. 29 Ocak’ta greve çıkmadan patronlar işyerlerinde grev oylamaları isteyecek ve “greve hayır” çıkartmaya çalışacaklar. Bu süreç, grev oylamaları 29 Ocak’tan önce tamamlanacak. Biliyoruz ki patronlar da hazırlık yapıyorlar. Onlar da çok sık toplantı yapıyorlar. Karşılıklı politika ve taktik geliştiriyor iki taraf da. Şu anda kilitlendiğimiz nokta grev oylamalarımızdan başarıyla çıkmak. Beyaz yakalılardan da “greve evet” diyen bir çalışma yapmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda uluslararası dayanışmanın gelişmesini, yanı sıra yurt içindeki dayanışmanın da gelişmesini bekliyoruz. Çalışmalarına henüz başlamadık; şu anda biz grev oylamalarından başarıyla çıkıp, 29 Ocak’ta fiilen greve çıkmanın hazırlıkları içerisindeyiz.

Geçtiğimiz dönemde, dört yıl önce bir grev yapmıştık MESS işyerlerinde. Orada da grevi sadece teknik anlamda kapı önündeki sınırlı sayıda gözcüyle sürdürülen bir grev olarak sürdürmedik, şimdi de böyle sürdürmeyeceğimiz çok net.

Şu anda henüz ayrıntılar planlanmış değil; bir perspektif ve yönelim olarak söylüyorum, ki işçilere de bunu söylüyoruz: 5 veya 7 kişilik nöbetle geçmeyecek bu grevler. İşçiler grev sürecince bu hareketin aktif özneleri olacaklar; kent meydanlarından mitinglere kadar ayrıntıları planlayacağız. Öncelikli olarak her tarafa yayılmasını planlıyoruz, hem diğer sendikalar hem de sınıftan yana toplumsal kesimler, sendikalar, kitle örgütleri, siyasal kurumlar; bütün bunlarla yeniden bir hukuk tesis etmek zorundayız. Bütün bu kesimlerin aktif destekleri çok önemli, özellikle moral destek bu durumlarda çok ihtiyaç duyulan bir şey.

İşçinin yalnız kalmadığını hissetmesi mühimdir. “Dağın başındayız, bizden kimsenin haberi yok” gibi düşüncelere kolayca kapılabilir insan. Grev sadece mal ve hizmet üretiminin durdurulması değil, baskının farklı alanlarda patronun üzerinde gösterilmesi mücadelesidir. Bütün bunları önümüzdeki dönem yapacağız. Biz hazırız.

 

Röportaj: Onur Doğulu

 

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında

İlgili Yazılar