Meksika’nın 7 Haziranı: Sol ve Seçimler – Ertan Erol -

 

7 Haziran’da sadece Türkiye’de değil, birçok konuda Türkiye ile kader birliği yapmış Meksika’da da seçimler gerçekleştirilecek. 83.5 milyon kayıtlı seçmen bulunan ülkede gerçekleşecek olan ara seçimler ile 500 temsilciler meclisi üyesi, 9 eyalet valisi ve 1152 belediye başkanı seçilecek ve aynı zamanda 17 yerel meclis tamamen yenilenecek. Geleneksel olarak bu ara seçimler 6 senede bir federal yürütme organın değiştiği başkanlık seçimleri kadar ilgi görmese de önemli sayıda eyalette valilerin de yenilenecek olması seçimlere katılımı biraz daha arttıracak bir faktör olarak karşımıza çıkmakta. Aynı zamanda 2018’deki başkanlık yarışında partilerin ne kadar kamu yardımı alabileceklerini de bu seçimler belirleyeceği için seçimlerin orta vadede Meksika siyasal hayatını etkileyecek sonuçları olacaktır.

Meksika’nın bugün topyekûn bir siyasal kriz içinde olduğu ve bu krizin siyasal sistemin geneline yayılmış olan bir meşruiyet krizi olarak karşımıza çıktığını söylemek mümkündür. Federal ve yerel devlet organlarının tamamına sirayet etmiş olan şiddet, yolsuzluk ve dokunulmazlık, artık toplumun geniş kesimlerince bir gerçeklik olarak kabul edilmiş bu sebeple de hem mevcut siyasal aktörlere hem de siyasal sisteme olan güven önemli derecede aşınmış olduğunu görüyoruz. Enrique Peña Nieto başkanlığının üçüncü senesini tamamlarken, Tlatlaya, Iguala (Ayotzinapalı 43 öğrencinin kaybedilmesi) ve en son olarak da Apatzingan’da doğrudan devlet mekanizmalarının katılımıyla gerçekleşen katliamlar, büyük inşaat şirketleri ve holdinglerle iktidar partisi ve yöneticilerinin ne kadar da iç içe geçmiş olduğunu gösteren uluslararası çaptaki yolsuzluklar ve uyuşturucu kartelleri ile mücadele kisvesi altında ülkenin kuzey komşusunun yardımıyla askerileşmesi, Meksika’da seçimlere giderken en temel sorunlar olarak gözükmektedir. İktidardaki PRI, ülkeyi 80 sene yönetmiş olmanın verdiği tecrübe ile yüksek seçim kurulu görevini gören Ulusal Seçim Enstitüsünü kontrol ederek kampanya süresince istediği kadar hukuksuzluk gerçekleştirebilmekteyken oy verme ve sayım sürecinde de bu ihlallere en yüksek seviyede devam edecekleri zaten kanıksanmış olan bir durum halini almıştır.

Peki sistem bu kadar çürümüş ve kokuşmuşken, seçim güvenliği ayaklar altına alınmışken oy vermenin bir anlamı var mı? Bugün Meksika solu bu sorunun cevabını ararken -tam ortadan olmasa da- ikiye bölünmüş gözüküyor. Bir grup, mevcut partilerden hiçbirinin emekçileri, kadınları ve gençleri temsil etmediğini ve seçimlerin bu siyasal krizi aşacak radikal toplumsal dönüşümü beraberinde getirmeyeceğini dolayısıyla da seçimlere katılmanın anlamsız olduğunu söyleyerek sandık başına gidilmemesini ya da sandıkta geçersiz oy kullanılması gerektiğini savunuyor. Birçok öğrenci grubunun ve yerli topluluklarının[1] da destek verdiği, Zapatistaların da 2006’daki Öteki Kampanyadan beri savuna geldiği bu pozisyonun temel argümanı, seçimlerin ezilen sınıfları ilgilendirmediği çünkü seçim sonuçlarının ezilen sınıfların hayatında önemli bir değişikliğe tekabül etmeyeceği olarak özetlenebilinir. Zapatistalar, bu seçimleri oy vermek ya da vermemek ikileminde görmediklerini, seçimlerle hiçbir biçimde ilgilenmediklerini ve esas olanın örgütlenmek ve daha çok örgütlenmek olduğunu savunmaktadırlar.

Fakat bu örgütlenmenin ölçeği ve kapsamı ne olmalıdır? Zapatistaların kendi mücadele pratiklerini kutsayan, diğer mecra ve formlardaki mücadeleye tepeden bakan tavrı ve ezilen sınıflar arasındaki dayanışmayı sembolik ve retorik alana hapseden tutumu, 2012’deki öğrenci ayaklanmaları ile doğrudan irtibat kurmasına bile engel olurken, hareket ülkenin birçok bölgesine yayılmış olan yerli mücadelelerine pratik bir katkı sağlamayı bırakın, bulunduğu Chiapas eyaletinde bile hissedilir bir siyasal aktör olmaktan uzak hale gelmiştir. Bugünün koşullarında Meksika’da oy vermemenin politik bir eylemmiş gibi sunulması ve Mayıs başında yayınlanmış olan ve Zapatistaların 2006’dan beri savunduğu sözde politik pozisyonu tekrar eden bir metnin bazı kısımları alınarak Türkiye ile bir benzerlik kurulması amacıyla sosyal medyada paylaşılması arasındaki apolitik uyum da gözden kaçırılmamalı. Kutsal nehirlerini baraj yapımından korumak için mücadele eden Yaqui yerlileri ile Puebla’daki tekstil işçisi kadınların kaderi ne kadar birbirine örülmüşse ve mücadelenin ana hattını bu kader birliği oluşturuyorsa, unutulmamalıdır ki Bursalı, Kocaelili metal işçisi ile Diyarbakırlı mevsimlik işçinin, Gaziantepli OSB işçisinin de kaderi de aynı ölçüde birbirine bağlıdır. Toplumsal mücadele yoğunlaşırken, emekçiler, kadınlar ve gençler fabrikalarda, mahallelerde kuvvet kazanan bir mücadele pratiği ortaya koymakta iken, siyasal bir özne olduğunu iddia eden kesimler bizleri hayatı üretenleri, ezilenleri, ayrımcılığa uğrayanları bırakıp retorik düzleme geri dönmeye mi davet ediyorlar?

İşte tam bu noktada açık olmaya ve gerçek bir politik duruş göstermeye ihtiyaç var. Zapatistaların da dediği gibi örgütlenmek ve daha çok örgütlenmek radikal toplumsal dönüşüm için en sağlam seçenek olarak karşımızda durmakta. Bu yüzdendir ki seçimler dahil, siyasal mücadelenin hiçbir alanı küçümsenemez ve terk edilemez. Lacandona ormanlarındaki 120 bin yerlinin başarısına giden siyasal stratejiyi 120 milyonu aşan Meksika’nın geneline teşmil edilebilecek bir siyasal stratejiymiş gibi göstermek hem Zapatista hareketinin Meksika siyasi hayatındaki yerine hem de 90’larda Meksika soluna kazandırdığı momentumun yok olmasına mal olmuştur. Aynı zamanda 2006 seçimlerinde muhafazakâr sağ aday Calderón’un sosyal demokrat aday López Obrador’a karşı çok az bir farkla kazanmasına sebep olarak, 60 bin kişinin öldüğü 6 yıllık rejime kapıları açarak Meksika’nın otoriterleşmesi ve de facto iç savaş koşulları içinde askerileşmesine de katkı sağlamıştır.

Hiç şüphesiz, seçimler Meksika’daki politik krizi ortadan kaldıracak ve radikal toplumsal dönüşümü beraberinde getirecek sihirli bir değnek değildir. Fakat seçimler hâkim sınıflara terk edilemeyecek kadar önemli bir toplumsal mücadele alanıdır. Partilerin hepsinin aynı olduğu, seçim sisteminin adaletsiz ve ihlallere açık olduğu, bu yüzden de katılmanın anlamsız olduğu düşüncesi aslında hâkim sınıfların bugün iktidarı elinde tutan fraksiyonunun ideolojik bir zaferi olarak görülmelidir. Çünkü sistemde alternatif olabilecek siyasal partiler her ne kadar kısa vadede radikal bir toplumsal dönüşümün öznesi olarak ortaya çıkamayabilecek olsalar da farklı pozisyonları işgal etmekte ve toplumun ilerici unsurlarını da içlerinde barındırmaktadırlar. Bu partileri hâkim sınıfları temsil eden, şiddet ve yolsuzluk mekanizmalarını üreten ve yeniden üretilmesini garanti altına alan iktidar partileri ile bir tutmak, düpedüz aymazlıktır, iktidarı sahiplerinin yararınadır. Temsilciler meclisinde şu an çoğunluğu elinde bulundurmayan iktidar partisinin seçimlerden sonra temsilciler meclisinde çoğunluğu ele geçirmesi durumunda ya da eyalet meclislerinde ilerici unsurların temsiliyet bulamaması durumunda, Meksika’da ezilenlerin; yani emekçilerin, yerlilerin, kadınların ve gençlerin etkilenmeyeceğini iddia etmek, solun ve ilerici hareketlerin mücadele alanının daha da kısıtlanmayacağını düşünmek maalesef 2006’daki vahim hatanın tekrarı değil midir?

[1] Michoacan, Oaxaca ve Guerrero eyaletlerinde sayıları az da olsa bazı yerli topluluklarının seçimlerin yapılmasını doğrudan engelleyerek, seçim büro ve oy pusulalarını yakarak etkili bir mücadele verdiklerini hatırlatalım. Bu mücadele formunun yazının genelinde eleştirilen ‘seçimler önemsizdir’ argümanı ile taban tabana zıt bir duruş olduğunu, bu toplumsal mücadele alanının önemine binaen doğrudan ele geçiren bir eylem olarak tanımlanması gerekliliğinin altını çizerim.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar