maymunlar gezegeni: insan kendi için bir cehennem yaratabilir mi? – bengi diyar -

 

Başlıktaki soruyu Filistin işgali sürer ve katledilen masum insan sayısı her gün artarken soruyoruz. Dünya, emperyalist çıkarları için her köşesine savaş, katliam, bölünme ve etnik çatışmaları götüren büyük devletlerin egemenliği altındayken; bir avuç insanın tüm zenginliği elinde bulundurduğu, milyonlarca insanın ise temel geçim maddelerine bile ulaşamadığı gezegenimizden. İnsanın cehennemi yaşamak için maymunlara ihtiyacı olmadığı çok açıkken. Devrim fikri ise bu cehennemden daha çok korku yaratan bir cennet hayali iken!

Pierre Boulle’un Maymunlar Gezegeni kitabından ilk uyarlaması 1968 yılında çekilen, Türkçeye “Maymunlar Cehennemi” olarak çevrilen film, yeni ve güncel uyarlamasıyla tekrar gösterimde. İlk önce kitabın orijinaline yoğunlaşıp, uyarlamadan çok neredeyse yeni bir kurgu yaratmış özellikle son film serisi hakkında bir şeyler söylemek niyetindeyim.

Boulle’un kitabı 1963 yılında basılmış bir bilim-kurgu. Kitap filmden farklı olarak tüm hikâyeyi insanların gözünden ve dünyalı olarak inceliyor. Maymunlar kitabın başında ve sonunda sadece küçük bir bölümde gerçek ses olabiliyorlar. İki şempanzenin uzayda buldukları notları okumalarıyla başlayan kitap bizi eski zamana, ama aslında 2500’lü yıllara götürüyor. Yeni bir yıldızın ve üstün bir yaşam formunun keşfi için dünyalılar tarafından yapılan seyahat, Soror gezegenine ulaşılması ve ilkel insanlarla karşılaşılması ile başlıyor.

Soror gezegeninde, insan türü ilkel ve alet kullanma, keşif yapma, dil-konuşma yeteneklerinden mahrum. Gezegenin geçmişinde egemen olan insanın hâkimiyeti maymunlar tarafından yıkılırken, insan ilkelleşiyor. Bunun neden böyle olduğunu açıklayamıyor kitap. İnsanı taklit ederek evrimde zeki bir basamağa sıçradığı anlatılan maymunlar ise ağır bir gelişim içinde.

Gezegende şempanze, orangutan ve goril olmak üzere üç farklı maymun türünün egemenliği var. Bu zekâ formlarının farklı özellikler taşıdıklarını görüyoruz.  Goriller, fazla zeki olmamalarına rağmen güç sahibi; iktidarı, yasaları ve gezegenin yönetimini elinde bulunduran tür. Bunu toplum örgütlenirken geçmişte edindikleri rollerden ve güçlü olmaktan alıyorlar. Orangutanlar belleklerinin gücü sayesinde bilim ve sanat-kültür çalışmalarda rol alıyorlar ama düzenli olarak gorillerin kontrolü altında çalışmak zorundalar. Şempanzeler en zeki tür ve toplumdaki geri-köhneleşmiş fikirleri değiştirmek için mücadele ettiklerini öğreniyoruz. Bütün büyük buluşlar şempanzeler tarafından yapılıyor. Ama onlar da diğer iki türün kontrolündeler. Bu üç tür savaşmadan, ülkelere bölünmeden birlikte eşit yaşıyor gibi görünse de, toplumsal örgütlenişte yazılı olmayan kurallara dayalı katmanlar görülüyor. Her türün kendi içinde de, yönetici, zengin, kendi işinin sahibi esnaf ve işçi olarak ayrıldığı ise belirgin. Soror gezegeninde düzenli bir ordunun ve savaşların olmadığını ama gorillerden oluşan düzenli bir polis teşkilatının olduğunu da görüyoruz. Gezegende ezilen bir tür olarak insanın varlığı, maymunlar arasındaki sınıf farkını görünmez kılıyor dersek abartmış olmayız.

Kendi türü olan insanla beraber bir kafese kapatılan kahramanımız Ulysse, ilk zamanlar maymunlar kadar zeki olduğunu kanıtlamak için çırpınırken kendi türünün ilkelliğinden iğrenmekte ve bir şekliyle egemen/uygar olana kendini beğendirmek istemektedir. Bu çabasını biri kadın (Zira), biri erkek (Cornelius) iki bilim insanı şempanzeyle işbirliği yaparak sürdürür. Gorillerin ve orangutanların zeki bir insana karşı tepkisinin öldürücü olacağından korkan üç karakter arkalarına kamuoyunu alacakları bir plan yaparlar. Bunu, Soror toplumundaki kamuoyunun yöneticiler kadar acımasız olmadığını göstermesi açısından önemi büyük olduğu için anlatıyorum. Egemen ırkla işbirliği yapan Ulysse, maymunların insanlar üzerinde yaptığı deneyleri gördükçe ve insanlara uygulanan ayrımcılığa/türcülüğe öfkelendikçe kendi türüne daha çok yaklaşır. Kafesteki insanlara dil öğretmeye ve onları geliştirmeye çalışır. Bu çabası ve zeki insanın çoğalma ihtimali bir süre sonra egemenler için tehlike oluşturacak ve durdurulacaktır.

Soror’un geçmişinde insanın egemen tür olduğu toplum yapısının nasıl yıkıldığı ise belirsiz bir hastalık ihtimaline bağlanabilir. Maymunların zekâsı insanların bu türü kendi işlerinde yardımcı olarak kullanmasıyla gelişir; konuşmaya, emirleri reddetmeye ve kendi örgütlenmesini yaratmaya başlayan maymunlar insanları şehirden kovarlar. Bütün kitap boyunca bahsi geçen tek savaş, insan kolonilerinin şehirlerden maymunlar tarafından kovulması için verilen savaştır. Filmde olduğu gibi kitapta da, insanların ve taklit ederek onlara benzeyen maymunların birbirleriyle savaşmak dışında alternatiflerinin olmadığı fikri işlenmektedir.

Kendini Yok Eden İnsana Karşı, Uygarlaşan Maymunların Savaşı !?

Kitabın orijinalini bu kadar incelemek yeterli sanırım. Uyarlamanın 2011 ve 2014 yorumlarına gelirsek. Kitaptan farklı şekilde aksak bir evrim fikrine bile katlanamayan Hollywood; kâr hırsıyla gözü dönmüş bir ilaç şirketinin çeşitli testlerle maymunların zekâ formlarını geliştirdiği bir hikâye yaratmış. Film, kapitalizmin kâr hırsı ile insanın sonunu hazırlayacağı iddiası üzerinden sürüyor. Zekâları gelişen ve insanın eziyetlerinden bıkan maymunlar, kolluk kuvvetleriyle yürüttükleri çatışmayı kazanarak şehirden ormana kaçıyorlar. Bu sırada aynı testlerden insanlara bulaşan bir virüs, tüm dünyadaki insan popülâsyonun ölümüne ve bağışıklık geliştiren birkaç bin insanın hayatta kalmasına sebep oluyor.

İkinci filmde aradan geçen yıllarda maymunların liderleri Ceaser ile ilkel bir topluluk örgütlenmesi yarattığını görüyoruz.

Belli ki kitabın açık bıraktığı kısımları, insanların egemenliği düşerken maymunların kendilerine kurdukları yeni örgütlenmeyi anlatan devam filmleri ile doldurmak istemişler. Maymunların toplumsal örgütlenişi; alet kullanımı ve dilin gelişimi ile pek tipik ama yavaş bir ilkel komünal toplum örneği görülmekte. Barışçı ve en temel hukuk kuralı birbirini öldürmemek olan bir toplum. Büyük bir katliamdan kurtulmuş insanların ise hâlâ silaha ve savaşa başvurduğunu görüyoruz. Tabii daha sonra onları taklit eden bazı maymunların da.

Film incelemesini daha fazla uzatmadan, rahatsız eden birkaç noktaya değineceğim.

İnsan türü salgın hale gelen bir virüs tarafından yok olur ve savaşlar yaygınlaşırken, toplumların direnme ve egemenlere karşı kendi örgütlülüklerini yaratma ihtimali tamamen göz ardı ediliyor. İnsanlığın sonunu hazırlayan kapitalizmin kâr hırsı olmasına rağmen karşısında direnen devrimci bir alternatif, ne hikmetse, gelişmiyor. İnsan türünden geride kalanların aynı alışkanlıklarıyla yaşamını sürdükleri bir toplum fikri, devrimci dönüşüm ihtimaline olan korkunun yansıması gibi.

Hem insanların hem maymunların dünyasında kadın varlığı neredeyse sıfır. İnsan kapitalizmden gelen alışkanlıklarıyla kadını yok saymaya devam ediyor desek bile ilkel bir toplum yapısında kadın maymunların sadece çocuk doğurarak ve erkek liderlerin eşi olarak varlık göstermesi kabul edilebilir değil. Kitapta önemli ve sarsıcı kadın figürler varken, filmde hikâyenin beyaz* erkek egemenliğinde-liderliğinde geçmesi çok manidar.

Filmin hakkını yememek gerekirse, savaşa karşı olan bir avuç insan ve maymunun varlığını ama etkisizliğini görüyoruz. Maymunlar veya insanlar, kim kimi taklit ederse etsin; iyi veya kötü olmaları gibi muğlâk bir fikre göre birleşemez. İnsanın ve benzerinin her koşulda savaşa başvuracağı fikri, doğamıza edilmiş en büyük hakaret. Aynı koşullarda ve benzer sömürü ilişkilerinde yaşayan; farklı uluslara, dinlere bölünen milyonlarca insan, egemen olan kapitalizme ve onun zalimliğine karşı durmaya devam ediyor. Bugün dünyanın dört tarafında Filistinliler için sokaklara çıkanlar ve polisle çatışanların güçlü olanla değil ezilen halkla bağ kurması bunun en büyük kanıtıdır.

İnsanlar veya maymunlar için de bugün en gerekli olan, ‘Bu savaşı ve işgali durdurun!’ diyebilmek.

*Beyaz nitelemesi daha çok insan türü içindir.

Bulunduğu kategori : Ruhun Gıdası

Yazar hakkında