Marjinal biz miyiz? -

Şimdilerde, patronlarına güzel kârlar vaad eden televizyon kanallarında Türkiye’nin geleneklerine ve göreneklerine uygun yönetim sisteminin ne olduğu tartışılıyor. Bundan birkaç sene önce erken Cumhuriyet dönemini tek adamlık rejimi olarak suçlayanlar bugünlerde otoritenin tek bir elde toplanmasının hikmetlerinden bahsediyor. Bu nimetler; ilk olarak istikrar. İkinci olarak gene istikrar. Halbuki 15 senelik tek parti rejimi boyunca istikrar içinde yaşadık. Örneğin hane borçluluğunun 15 senelik grafiğini çıkartsak, ne kadar da istikrarlı bir şekilde arttığını hemencecik anlarız. Ya da genç işsizliğini şöyle bir tablolaştırsak, gayet istikrarlı bir artış sergilediği gözden kaçamaz. Hele ki iş cinayetlerini yıllara göre alt alta yazsak, yaşadığımız istikrar gözlerimizi yaşartır. Yani bu rejim değişikliğinin en büyük vaadi; içi boş, kerameti kendinden menkul bir İSTİKRAR.

Peki, istikrar olunca ne olacak diye sorduğumuzda karşımıza başka bir ne idüğü belirsiz yanıt daha çıkıyor: Güçlü Türkiye. Yani? Misal o güçlü Türkiye’de örgütlenme özgürlüğü hem yasal hem de fiilen garanti altına alınacak mı? Ya da bu güçlü Türkiye’nin gençleri yedek emek ordusunun birer neferi olmak zorunda kalmayacaklar mı? İşçiler çalışırken ölmeyecekler mi? Yine yanıt belirsiz. Sosyal medyada ben de varım diyenlerin profillerine bakılırsa güçlü Türkiye zaten şimdiden mevcutmuş. Ben de varım diyenlerin zulaları şişkin, karınları tok ve yüzleri tebessümlüymüş. Demek ki güçlü Türkiye işte tam da şimdiki Türkiye’ymiş.

Ne işe yarayacağına dair herhangi bir somut şey söylenemeyen malum değişikliğe hayır demek akıl işi değil de suçmuş gibi gösteriliyor bir de. Türkiye’nin sorunu nedir denildiğinde akla gelen ilk on sorunun hiçbirine yanıt olamayan bir değişikliğe, nasıl hayır diyebilirsiniz, gibi anlamsız sorular soruluyor besili kalemşörler tarafından. Halbuki asıl soru, nasıl evet diyebiliriz olmalı. Yani eğer ihaleler peşinde koşup bazılarını haneme yazdırmıyorsam, mevcut siyasal ilişkilerim sayesinde kamunun kaynaklarını keyfime geldiği gibi kullanmıyorsam ya da mevcut iktidar ilişkileri sayesinde işçi maaşlarını yoksulluk sınırının altında tutma fırsatı yakalayamamışsam, nasıl evet diyebilirim ki…

En son Türkiye’nin geleneksel rejim tipine karar veriyorduk. Pahalı ama tutsak kalemleri ve güzel yemeklere alışkın ancak mühürlü dilleri ile ‘alimlerimiz’ bunun Türk tipi -yani en katmerlisinden- cumhurbaşkanlığı sistemi olduğunu söylüyorlar. Sanki şimdi cumhurbaşkanlığı yokmuş gibi. İnsan gerçekten hayret ediyor. Türkiye’nin rejimini bu kadar keskin bir şekilde değiştirmek isteyen siyasal iktidar, 15 sene önce iktidara geldi. Yaşanan hiçbir kötülüğün sorumluluğunu almayanlar ama mütemadiyen kandırılanlar, 2014 yılına kadar rejim değişikliğini hiç talep etmemişlerdi. Halbuki 12 yıldır iktidardaydılar, meğerse geleneklerimize aykırı bir rejimi sürdürmüşlerdi. Bir anda biz bu rejimle yeterince istikrar sağlayamıyoruz diye akıllarına geliverdi. Ama öncesinde de Türkiye koalisyonsuz, tek partili bir hükümetle oldukça istikrarlı bir hale geldi demişlerdi. Meğer öyle değilmiş.

Biz bu toprakların artığı insanlar falan değiliz. Bu ülkenin tarihinin, toplumsallığının, türkülerinin anlatmadığı insanlar da değiliz. Asıl şimdilerde yaşanan toplum mühendisliği ve rejim değişikliği dayatmaları, üç beş kişinin kafasındaki fikirlerin kamu gücüyle insanlara dayatılmasıdır. Bu kadar suçsuz insanın zindanlarda tutsak edilmesinin başka bir açıklaması var mı!

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar