“makarna ve kömürü” geri almak – nazır kapusuz -

 

Gezi Parkı çevresindeki duvarlardan birine şu söz yazılmıştı: “5 ağaç için savaşmak, 5 torba kömür için domalmaktan iyidir.” Kaba ve cinsiyetçi bir şekilde ifade edilen bu düşünce sadece o duvarda kalmıyordu. Gezi sonrası katıldığım Yoğurtçu Park Forumu’nda da buna benzer serzenişler, eleştirileri bolca dinledim. Her seferinde itiraz edecek oldum ama bu ses gerçekten çok güçlüydü.

Neydi o ses: “AKP’yi sadece 3-5 torba makarna ve kömür için tercih eden ‘kalitesiz/karaktersiz’ bir topluluk var ve bu topluluk bizim de geleceğimizi verdiği oylarla belirliyor.”

Bu farazî fakat benzerlerini sıkça duyduğumuz cümle parçalarına ayrıldığı zaman cevaplanması gereken üç temel soru ortaya çıkıyor:

  1. Yardımları AKP mi veriyor?
  2. 3-5 torba makarna ve kömür mü veriyor?
  3. Yardım aldıkları için mi oy veriyorlar, yoksa yardıma ihtiyaçları olduğu için mi?

Öncelikle bu yardımların büyük bir çoğunluğunu AKP değil, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) yapmaktadır. Bu Vakıf, Özal zamanında kurulan ama işlevli kullanılmayan bir fondan gelirini elde etmektedir. Bu fonda biriken paralar genelde iç hazine borçlanmasında değerlendirilirdi. 2002 yılında AKP iktidara gelene kadar, bu fonun en yüksek kullanıldığı yılda bile, gelirlerinin sadece yüzde 10’u diğer iktidarlar tarafından yardım amacıyla harcanmaktaydı.

Gelelim ikinci soruya: Dağıtılan 3-5 torba makarna ve kömür mü?

2002 yılında dağıtılan sosyal yardımların GSYİH’ya oranı % 0,3 iken, 2012 yılında bu oran %1,43 oranına çıkmıştır. AKP sosyal yardımları yaygınlaştırmayı ve buna yönelik fonların tamamını kullanmayı bir parti politikası haline getirmiştir.

Elbette AKP’nin istihdam politikaları sonucu yoksullaşan kesimlere karşı bir sigorta olarak bu yardımları arttırdığı da iddia edilebilir. Fakat önceki ekonomik krizlerde (1994 ve 2001) iktidarların yardımı arttırmak yerine, yardımdaki fonları iç borçlanma için kullandığı yardımları kıstıkları görülmüştür.

Yazının çok konusu olmadığı için SYDV, Bakanlıklar ve Belediyeler aracılığı ile yapılan yardım türlerini tek tek yazmak zor. Aslında bu konuda sağlıklı bilgi de bulmak oldukça zor. Ama 2012 yılında, resmi bütçe ve fon kaynaklarından 19,5 milyar TL’lik bir aktarım yapılmış olduğunu söyleyebiliriz. Aşağıdaki tabloda Türkiye çapında yalnızca SDYV aracılığıyla dağıtılan yardım kalemleri ve faydalanan kişi/hane sayıları verilmektedir.

Bu verilerin çeşitliliğine bakılarak, yapılan yardımların sadece makarna ve kömürle kısıtlı kalmadığını, özellikle yaygın eğitimdeki çocuklara, engellilere ve yaşlılara ayrı bir önem verildiğini ve oldukça fazla sayıda insanın bundan faydalandığını görebiliriz.

 

SYDV aracılığıyla dağıtılan yardımlar TL Kişi/Hane Sayısı
Bakıma Muhtaç Engelli Aylığı (engel oranı %70 +) 996.642.576 209.719
Engelli Aylığı (Engellik oranı %40-69) 936.856.259 305.846
Engelli Yakını Aylığı (18 Yaş Altı) 204.076.877 65.163
Yaşlılık Aylığı (65 Yaş Üstü) ** 1.002.749.078 665.918
Silikozis Hastaları** 1.367.653 198
Eşi Vefat Etmiş Kadınlara Yönelik 371.492.750 239.376
Afet ve Terör Yardımları** 32.080.000
Aş Evleri 11.380.000 44.139
Engelli araç 97.722 10
Doğum Yardımı 2.700.000 25.665
Şartlı Sağlık Yardımı 188.130.000 887.926
Engelli Öğrenci Taşıma Yardımı 77.300.000 40.915
Öğrenci Barınma yardımı 4.350.000 13.796
Ücretsiz Kitap Yardımı 265.000.000
Öğle Yemeği Yardımı 235.000.000
Şartlı Eğitim Yardımı 501.490.000 2.017.810
Eğitim Materyali Yardımı* 117.120.000 1.951.420
Konut iyileştirme yardımı 50.240.000 5.372
Yakacak Yardımları* 789.782.000 2.082.620
Gıda Yardımları 13.111.000
Sosyal Destek Projeleri 254.400.000 426.497
TOPLAM 6.055.365.915 8.982.390

*İlgili veriler tahmini hesaplanmıştır

**İlgili yardımlar kısmen yasal hak olarak tanınmıştır

 

Tabloda da görüldüğü gibi yaklaşık 9 milyon kişi/aile bu yardımlardan faydalanmaktadır. Yine SDYV verilerine göre, AKP’nin iktidarda olduğu 11 yıl süresince tam 23 milyon kişi ve 6,7 milyon hane en az bir kez bu yardımlardan faydalanmıştır.

Yukarıdaki verilerde belediyelerin ve diğer bakanlıkların yaptıkları yardımlar yer almamaktadır. Ama Ankara’da Melih Gökçek’in 130.000 aileye yıllardır düzenli gıda yardımı yaptığı, bu sayının zaman zaman düzensiz yardımlarla 450.000 aileye kadar ulaştığı bilinmektedir. En azından bu makalenin yazarı eski mahallesinde bunun yapıldığına tanık olmuştur. Bir seçim çalışmasında sabah kahvaltısını bekleyen ailelere “devrimci bildiri” dağıtmanın ne zor olduğunu görmek gerçekten apayrı bir deneyimdi.

Gelelim üçüncü sorumuza: İnsanlar yardım aldıkları için mi oy veriyorlar yoksa yardıma ihtiyaçları olduğu için mi?

Genel Sağlık Sigortası (GSS) yasası sırasında sağlık primi ödemek istemeyen bireylerden gelir anketi talep edildi. 15 milyon kişinin başvurduğu bu anketin değerlendirmelerine göre 2,7 milyon hanenin (toplam kişi sayısı 11,4 milyon)  toplam geliri brüt asgari ücretin 1/3’ünden düşük olduğuna karar verilmiş ve G0 olarak sınıflandırılmıştır. 1,2 milyon ailenin geliri ise -bir üst dilimde olmasına rağmen- ortalama asgari ücret kadar olduğuna karar verilmiş, bunlar da G1 olarak sınıflandırılmıştır.

 

Verilen Karar Hane Sayısı Kişi Sayısı
GO 2.751.742 11.454.437
G1 1.191.266 4.377.736

 

Yukarıdaki yararlanma düzeyini destekleyecek başka verilerden de faydalanalım. TÜBİTAK’ın gözetiminde gerçekleştirilen, sosyal yardımlardan faydalanan yaklaşık 113.000 kişi ile yapılan bir anketin verilerine göre:

Hanelerin ortalama geliri aylık 537 TL’dir.

  • Hanelerin ortalama tüketimi aylık 707 TL olarak hesaplanmıştır.
  • Hane büyüklüğü 4,82 birey olarak hesaplanmıştır.
  • % 49,1’i kentte, %50,9’u kırda yaşamaktadır.
  • % 20,1’inde en az bir engelli kişi yaşamaktadır.

Yani ülkede milyonlarca hanenin toplam geliri bir asgari ücret maaşının altındadır. Fark ettiyseniz bu hanelerin giderleri, gelirlerinden 170 TL daha fazla görünmektedir. İşte sosyal yardımlar bu açığın kapatabilmesini sağlamaktadır.

Sosyal yardımların başka ilginç etkileri de var. Örneğin geliri asgari ücret seviyesinde olan ve bundan dolayı sosyal yardımlardan faydalanamayan ailelerde, kızların liseye gitme oranı %50 civarındayken, şartlı eğitim yardımı alan daha yoksul ailelerde bu oran %70’lerde. Yine birçok sosyal yardımın sadece “annelere” yapılıyor olması, yoksul kadınlar arasında AKP destekçiliğinin de nedeni olarak görülebilir. Ama uygulama olarak da, yardımın kadınlara verilmesi etkin ve başarılı bir yöntem olduğu söylenmelidir.

Sosyal yardım alan ailelerinden %20’sinde en az bir engelli birey yaşamaktadır. Sosyal yardımlar bu durumda engelli bakımının aileye getirdiği ek yükü hafifletmektedir. Bu durum AKP’nin sosyal yardımlara ayırdığı kaynakların artmasının yanı sıra, çeşitliliğinin de artmasının en güzel örneklerdendir.

Türkiye’de yıllardır uygulanan kapitalist politikalar yoksulluğu kalıcılaştırmakta, yasal dönüşümlerde bu yoksullara yönelik kamusal sorumluluğun azalmasına yol açmaktadır. AKP, izlediği istihdam politikalarının bir sonucu olarak, çalışma yaşamını giderek daha kötü koşullara mahkûm etmesinin diyetini toplumun en yoksul kesimlerine sosyal yardım adı altında verdiği “rüşvetlerle” ödemektedir. Bunu daha önceki iktidarların yapmadığını da belirtmiştik. Buna rağmen insanların bu rüşveti kabul etmemek gibi bir lüksleri yok. Üstelik bu yolla AKP ile ilişkiye girmeme gibi bir lüksleri de yok. Zira sosyal yardımlarda belirleyici olan SYDV, karma bir yönetim kurulu ile yönetilmekte, içinde vali/kaymakam, il milli eğitim müdürü vb. bürokratların yanı sıra, belediye başkanı, iki hayırsever(!), 2 STK temsilcisi(!) ve tüm muhtarları temsilen bir muhtar yer almaktadır. Ünlem işareti koyduklarımın genelde AKP ile organik ilişkili insanlardan seçildiğini söylemeye gerek var mı bilmiyorum. Durum böyle olunca, yardımların birçok türünden faydalanabilmek için iktidarın yereldeki kılcal damarları ile klientalist bir ilişki geliştirmeniz gerekmektedir. Bugün için, Türkiye’nin en yoksul ailesi olsanız dahi, bu yardımlardan faydalanabilmenizi garantiye alan yasal bir dayanak yok. Ya da bu sene kömür yardımı almanız gelecek seneye de almanızın garantisi değil. Farklı bir siyasal oluşumu destekler görünmez bile bu yardım listeden çıkabileceğiniz anlamına geliyor.

Bu politikaların AKP elinde şekillenebilmesi, AKP’nin istihdam politikalarının yarattığı olumsuz koşullar karşısında bir sünger görevi görmektedir. Biz sol sınıf politikalarını, istihdam stratejilerini tartışırken, karşımızda nüfus politikalarını ve stratejilerini dizayn eden bir iktidar bulunmakta olduğunu unutmamak gerekir.

Gezi hareketinde yaygın olan “makarnacı/kömürcü” söylemi bu politikaların sorgulanmasına ve bunun üzerinden başka politikaların geliştirilmesine engel olmaktadır. Hâlbuki herkesin yurttaş olmasından dolayı sosyal haklardan faydalanma hakkı vardır. Ekonomik refahtan herkesin asgari bir standardın altında kalmayacak şekilde faydalanma hakkı bulunmaktadır. Biz sosyalistler olarak, yoksul insanların sosyal yardımları almalarını reddetmektense, bu yardımların “yasal statüde bir hak” haline getirilmesini savunması gerekiyor. Yardımı alanları “ahlaken” sorumlu olarak görmek yerine, bu yardımların klientalist ilişki ağlarından çıkartılarak, yasalarla belirlenmiş sosyal haklar haline getirilmelerini savunmalıyız. Sosyal yardımların yurttaşlık hakkı statüsünde ele alınması için mücadele etmeliyiz. Sosyal yardımları hükümetlerin bahşettiği bir rüşvet mekanizmasından, erişilemediğinde yoksul yurttaşların hesap sorma ve dava açma hakkına sahip oldukları bir hak mekanizmasına dönüştürmeliyiz.

Ayrıca bu yardımları toptan reddetmek yerine, alternatiflerini de geliştirebiliriz. Örneğin, on yıldır iki milyon aileye dağıtılan kömürün toplam maliyeti ile o iki milyon aileye doğalgaz bağlanabilir ve belirli bir miktar doğalgaz bedava verilebilirdi. Böylelikle bu soruna ekolojist bir yaklaşımı da katmış olurduk.

Victor Jara’nın, o çok bilinen “el pueblo unido jamas sera vencido” (örgütlü bir halkı hiçbir güç yenemez) şarkısında yer alan ve devrimci Allende’ye istinaden yazdığı “yoksul çocuklara süt dağıttı” dizesi yolumuzu aydınlatsın.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında