maden facialarının ekonomi politiği – olkan senemoğlu -

 

“Eğer büyüklere, ”güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı, pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var” derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, ”yüz milyonluk bir ev gördüm” dersiniz, işte o zaman size: ”ooo, ne kadar güzel bir evmiş” derler gözlerini koca koca açıp.”

(Küçük Prens, Antoine de Saint-EXUPÉRY)

Kapitalist sistem doğası gereği, çıkarları uyuşmayan sınıflar üretmiştir. Bir sınıf için zenginlik ve refah üretirken bir sınıf için yoksulluk ve sefalet,  bir sınıf için yaşam üretirken bir sınıf için ölüm.

13 Mayıs 2014’te Manisa’ya bağlı Soma ilçesinde bir iş yeri kazası gerçekleşmiş ve 301 kişinin öldüğü açıklanmıştır. Geçtiğimiz günlerde de 18 işçi bir madende su altında kalmış ve hayatlarını kaybetmişlerdir.

1970’li yıllardan sonra Keynesyen politikalar yerini neo-liberal iktisat politikalarına bırakmıştır. Bu politikalar, kapitalizmin 1970’lerde yaşadığı krizi ortadan kaldırmaya yönelik adımlardı; esnek ve kuralsız çalışmayı üretimin temel karakteri haline getirmek hedeflenirken, kamu kurumlarının tasfiyesini ve sendikal örgütlenmelerin güçsüzleşmesini de beraberinde getirdi. Aşırı üretim fakat düşük maliyet bu dönemin neredeyse sloganıdır.

Türkiye’de de bu süreç özellikle AKP’nin iktidara gelmesiyle yoğun bir şekilde devam etmiştir. 2003 yılında çıkartılan 4857 sayılı iş yasası ile esnek çalışmanın önü açılırken, işçiler kuralsız çalıştırılabilecek bir pozisyona sürüklenmiştir. Kuralsız yani işçilerin başka işverenlere kiralanması kısaca taşeronlaştırma. Bu gelişmeler işverenlerin önünü olumlu yönde açarken, işçilerin kıdem tazminatları, fazla mesai ücretleri, sendikal hakları yönünde kayıpları getirmiştir. Neredeyse bütün düzenlemeler sermaye birikiminin ihtiyaçlarını gidermek yönünde gerçekleşmiştir.

Küresel ölçekte rekabet edebilmek için üretimi artırmayı, içinde işçi ücreti de olan maliyetleri azaltmayı hedefleyen bu mantık, iş cinayetlerini veya mesleğe bağlı hastalıkları da beraberinde artırmıştır. Bu söylediklerimizi TÜİK’in verileri de desteklemektedir.

“Türkiye genelinde son 12 ay içinde istihdam edilenlerden %2,3’ü bir iş kazası geçirdi. Bu oran erkeklerde %2,8 iken, kadınlarda %1,3 olarak gerçekleşti. Toplam iş kazası geçirenlerin %81,6’sını erkekler oluşturdu.

İstihdam Edilenlerden İş Kazası Geçirenler, 2007-2013 (şekilleri daha büyük görmek için üzerine tıklayın)

a

Sektörel olarak incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe iş kazası geçirenlerin oranı %10,4, elektrik, gaz, buhar, su ve kanalizasyon sektöründe iş kazası geçirenlerin oranı %5,2 iken, inşaat sektöründe iş kazası geçirenlerin oranı %4,3 oldu. Sektör bazındaki sonuçlar, 2007 yılı sonuçları ile karşılaştırıldığında iş kazası geçirenlerin payı madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe 0,1 puan artarken, inşaat sektöründe 0,2 puan azaldı. Elektrik, gaz, buhar, su ve kanalizasyon sektöründe iş kazası geçirenlerin oranı ise değişmedi. İş kazası geçiren sayısında en büyük payı alan imalat sanayi sektöründe ise iş kazası geçirenlerin oranı 1,8 puan azalarak %3,3 olarak gerçekleşti.

Sektörlere Göre İş Kazası Geçirenlerin Oranı, 2007-2013

b

 

Son 12 ay içinde istihdam edilen 15-24 yaş grubundaki fertlerde iş kazası geçirenlerin oranı %1,9 iken, 25-34 yaş grubunda bu oran %2,3, 35-54 yaş grubunda %2,6 ve 55 ve daha yukarı yaştakilerde ise %2 olarak gerçekleşti.

Son 12 ay içinde istihdam edilen lise altı eğitimlilerin %2,8’i bir iş kazası geçirirken, genel lise mezunlarında bu oran %1,7, lise dengi meslek okul mezunlarında %2,4, yüksek öğretim mezunlarında ise %1 olarak gerçekleşti.”[1]

Bu veriler doğrultusunda bu yazı, Soma’da ve geçen günlerde Karaman’da gerçekleşen madendeki işçi cinayetleriyle sonuçlanan olaylara odaklanarak kapitalist akla ve bu olayların ekonomi politiğine odaklanacaktır.

maden facialarının yeniden düşündürttükleri

Bir toplumda söylem, meşruiyetin kaynağı olarak ortaya çıkar. Kapitalist toplumda da durum böyledir. Örneğin “kalkınma” ve “ekonomik büyüme” söylemi, bütün toplumun çıkarına bir gelişmeymiş gibi algılanır. Oysa bu söylem sınıf çelişkilerini gizlemenin dışında bir gerçekliğe sahip değildir.

Bu söylediğimizi Soma’daki maden kazasında da görebiliriz. Soma’da faciaya neden olan madenin işletmecisi olan Soma Holding son yıllarda Türkiye’deki en büyük ikinci kömür işletmecisi konumuna yükselmiştir. Kömürden kazandıkları parayla İstanbul’da en lüks gökdelenlerden birisini inşa ediyorken bu zenginliğin gerisine baktığımızdaysa emekçiler için açlık ve zor şartlarda çalışmanın olduğu görülecektir. Soma madeninden sağ çıkan bir işçinin söylediklerine göre, aldıkları maaşlar şöyle; Usta:1.800, Yedekler:1.400-1.450, Diğerleri: Asgari Ücret.[2] Ölümlerden sonra medyada çıkan haberlerle işçilerin sefilliklerine de tanıklık ettik. Ekonomik büyüme toplumsal refahı da beraberinde getirmemiş, sadece sermayedarı daha da zengin etmiştir. Yılda binlerce ton üretim yapan maden işçisi yoksullukla baş etmek zorundayken sermayedar daha da zenginleşmiştir. Marx kapitalizmde işçinin sefilliğinin, ürettiklerinin gücü ve yüceliğiyle ters orantılı olduğunu; rekabetin zorunlu sonucunun sermayenin birkaç elde toplanması ve böylece tekelin daha korkunç bir şekilde yeniden kurulacağını söylerken bugünkü durumu ta o zamandan haber vermekteydi.[3]

Soma madeninden sağ çıkan maden işçisi Nihat Çelik ise şöyle açıklamalar yapmıştı: “Madencilikte her şey pirim, aşağıdan bizi sıkıştırıyorlar, baskıyla çalıştırıyorlar bizi. Kömür fazla çıktığında amirlere prim yazılıyor… Sıcak kömür olduğuna dair itirazımız dikkate alınsaydı zayiat bu kadar çok olmayabilirdi” dedi.[4] Görüldüğü üzere işçinin yaptığı iş, işçiyi denetleyen bir niteliğe sahiptir. Sürekli üretmek, sürekli ürünü artırmak… Hayatı pahasına işi gerçekleştirmek… Marx’ın dikkat çektiği gibi emeğin gerçekleşmesi gerçekliğin öylesine bir yok oluşudur ki, işçi açlıktan ölme derecesinde yitirir gerçekliği. Nesneleşme öylesine nesnenin yok oluşudur ki işçi, yalnız yaşaması için değil, çalışması için de çok gerekli olan nesnelerden bile soyulur. Emek, çalışma, artık işçinin ancak pek büyük çabalar harcayarak ve iyice düzensiz kesintilerle ele geçirebildiği bir şey olmuştur.[5]

Soma faciasından sonra konuşan işçiler bunca ölüm olmasına rağmen yine de madende çalışmayı düşündüklerini belirtmişlerdir. Çünkü kapitalist kalkınma yerleşirken, daha önceki tarım kesimini yersizyurtsuzlaştırmış, tarım arazilerini de ekilemez hale getirip, hayvancılığı ve tarımı bitirmiştir. İnsanların başka türlü hayatta kalmalarının olanağı ortadan kalkmıştır. Hayatlarını devam ettirmenin tek yolu oradakiler için ölüm madeninde çalışmaktan geçmektedir.

ölümü metalaştırmak veya ölüme de değer biçme

Marx, Kapital’e Meta başlığında metaı analiz ederek başlar çünkü kapitalist üretim tarzının egemen olduğu toplumların zenginliği, muazzam bir meta yığını olarak görünür; bunun basit biçimi tek bir metadır. Yani her şey tek bir metada sabitlenir: Para. Kapitalist toplum bütün nesneleri hatta var olan her şeyi bir şeye indirgeme sürecidir aynı zamanda. Hint Şalları, Amerikan tabancaları, Çin porselenleri, Paris korseleri, Rusya Kürkleri ve Tropiklerin baharatı aynı tezgahta serilip gider. Ama bunca ülke görmüş olan bu malların hepsi, kısa ve özlü £, € harflerinin izlediği rakamların kazılı olduğu etiketleri alın yazısı gibi üzerlerinde taşırlar.[6] Yani kapitalizmde bütün her şey sadece bir şeyde sabitlenir: Para. Yani kapitalizm her şeyi metaa çevirir. Bu sadece nesneleri bir metaa çevirmesi anlamında değildir. İnsan ilişkilerini, insanların birbirine yaklaşımını ve hatta insanın canının da metaa çevrilmesi sürecini kapsar.

Bunun en canlı örneğini Soma’da ve Karaman’da gördük, en hızlı yapılan açıklamalardan birisi de ölen maden işçilerinin ailelerine ne kadar para verileceğidir. Hatta durum öyle vahimdir ki devletin medya organı TRT bu durumu bir müjde olarak haberleştirir. Haberin başlığı şöyle:

Soma işçilerine çift maaş müjdesi Soma’da kazanın meydana geldiği madende çalışanlara biri İşsizlik Fonu diğeri de işletmeden olmak üzere çifte maaş verileceğini belirten Canikli, bunun madenin kapalı olduğu süre boyunca devam edeceğine, ölenlerin yakınlarına maaş bağlanacağını ve istihdam imkanı sağlanacağına dikkati çekti. Canikli, “Yer altı için bir gün dahi çalışmış olsa tazminat hakkı geliyor” dedi.”[7] Görüldüğü üzere ölüm sonrası ölümün de bir bedeli vardır: Para. Hem de bir müjde olarak. Sadece meta değişim değerine sahip değildir insan canı da kapitalist toplumda bir değere indirgenmiştir. Bütün her şeyi metaa çevirip, metada sabitleyen kapitalizm, işçi cinayetlerini de meta ile katlanır kılmaya çalışıyor.

Maden kazalarının düşündürdüğü bir diğer şey ölümün kapitalist toplumdaki sıradanlığıdır. Bir gazeteci dönemin başbakanına şöyle bir soru yöneltmiştir: “Bu kadar tehlikeli bir iş yapıp da böyle bir kazaya hazırlıklı olmayan hatta bu kadar büyük felaketi beraberinde getirme potansiyeli olan bir işletme nasıl olup da faaliyetlerine devam edebildi burada sorumluluk kime ait Bakanlıklarınıza düşen sorumluluk var mı?” Başbakan ise şu yanıtı vermiştir: “Türkiye’de 1942 yılından 2010 sonuna kadar benzer kazalarda toplam yaklaşık 900 civarında işçi hayatını kaybetti. Bunların içerisinde 1992 yılında Zonguldak Kozlu ilçesinde yaşanan ve 263 işçinin öldüğü grizu faciası en büyük kaza olarak kayıtlara geçti. Aynı yıl toplam 277 işçi hayatını yine kaybetti…”[8] Açıklamanın devamındaysa 1800’lü yıllara gidilerek İngiltere’den, Amerika’ya, Çin’e ve Japonya’ya kadar birçok ülkeden örnek vererek bu ölümlerin ne kadar sıradan ve olağan olduğunu, bu işin fıtratında ölüm’ün olduğunu söylemiştir.

Bu durum bize her şeyden çok şunu göstermektedir: Kapitalizm bütün çağlarda işçileri öldürmüştür. Yani kapitalizmin fıtratında ölüm var. Bir işin sonunda ölüm olduğu biline biline neden o iş yapılır? O işi yapacak işçiler neden vardır? İnsan kapitalizmde “yalnız bir işçi olduğu sürece fiziksel özne olarak hayatta kalabilir ve yalnız bir fiziksel özne olarak işçi olabilir.”[9] Kapitalist toplumda, toplumun bir üyesi olmanın yolu bir iş yapıyor olmanızdan geçer, başka türlü hayatınızı devam ettirmeniz mümkün değildir.

Kapitalizm ve kapitalist toplum her şeyi nicelikselleştirmiştir. Sayılar çok önemlidir. 5-10 işçi ölmüşse pek bir sorun yoktur. Ama 20 den fazla işçi ölmüşse durum biraz ciddidir. Eğer daha fazla işçi ölmüşse durum ele almaya değer bir şey olarak görülür.

Bu durum muhalefet partilerinin tutumunda da gözlenmektedir. Hatırlanacağı gibi muhalefet partileri “301” işçinin ölmüş olmasına rağmen bakanların hala görevde olmalarını eleştirmiş onları istifaya davet etmişlerdi. Ama yukarıdaki istatistiklerde de görüldüğü gibi Soma’da işçiler topluca ölmeden önce, başka şehirlerdeki iş yerlerinde işçiler teker teker hayatlarını kaybediyorlardı.

Muhalefeti, iktidarı bizi iktisadi aklın sınırlarında düşünmeye zorluyor. Bu mantık her şeyi nicelikselleştirirken, her şeyi bir şeyde eşitliyorlar: Para.

Kapitalist toplum meta birikiminin aşırılaştığı, metanın her şeyin yerini aldığı bir toplum olması nedeniyle önceki tüm toplumsal pratiklerden farklılık arz eder. Kapitalist toplumun bireyleri her şeyi parasal değeri ile ölçer. Her şeyin bir değerinin olduğunu düşünür, aşırı pahalı bir evi hayal etmek onlar için hiç zor değildir ama bahçesinde kumruların olduğu, kırmızı tuğlalı bir evi hayal etmek anlamsız ve zordur.


[1] TÜİK Haber Bülteni, Sayı: 16118, 24 Aralık 2013.

[3] Karl Marx, 1844 El Yazmaları, çev. Murat Belge, 8. bs. (İstanbul: İletişim Yayınları, 2013), 73.

[5] Marx, 1844 El Yazmaları, 75.

[6] Karl Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, çev. Sevim Belli (Ankara: Sol Yayınları, 1970), 165.

[9] Marx, 1844 El Yazmaları, 77.

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında