kurtuluş teolojisinden tarihsel materyalizme exodus/mısır’dan çıkış okumaları – ateş uslu -

 

Ridley Scott’un yönetmenliğini yaptığı Exodus: Gods and Kings filmi, 2014’ün son haftalarında gösterime girdi. Film gerek sinematografik açıdan, gerekse siyasal ve tarihsel açılardan pek çok eleştiriye tâbi tutulabilir. Filmin Musevi ve İslam kutsal metinlerinden hangi noktalarda uzaklaştığı incelenebileceği gibi, sözkonusu metinlerin tarihsel gerçekliği hangi derecede yansıttığı da protohistorya arkeolojisi bulgularından yola çıkılarak ayrıntılı bir şekilde tartışılabilir (bu konuda bkz. Hirschfeld, 2014). Bu kısa yazıda bu konulardaki tartışmalara değinilmeyecek, ancak filmde konu edilen “Mısır’dan Çıkış” öyküsü üzerine kurtuluş teolojisinde ve Marksist literatürde yapılan yorumlara değinilecek. İlk bölüm, öykünün “esaretten kurtuluş” temasıyla ilişkisinin incelenmesini içeriyor. İkinci bölüm, Gramsci’den hareketle Musa-İsrailoğulları ilişkisinde zor ve rızanın kurulma biçimlerini inceleyen yorumlara değinilecek. Son bölümde ise Çıkış öyküsünün üretim biçimleri açısından nasıl bir incelemeye tâbi tutulabileceği sorusuna yanıt verilmeye çabalanacak.

I. Bir Kurtuluş Öyküsü Olarak “Mısır’dan Çıkış”

Kitab-ı Mukaddes’te anlatılan olayların, özellikle de İsrailoğulları’nın Musa önderliğinde Mısır’dan çıkış öyküsünün yakınçağ siyasal hareketlerine ilham kaynağı olmasına pek çok örnek verilebilir. On dokuzuncu yüzyılda Çıkış öyküsü ulusal uyanış/kurtuluş hareketlerini savunan sanat eserlerinde kullanılıyordu. Gioacchino Rossini’nin ilk temsili 1818’de Napoli’de yapılan operası Mosè in Egitto (Musa Mısır’da) Kızıldeniz’den geçmeye hazırlanan İsrail kabilelerinin yaşadıklarını anlatır; bu eserde “halkı ezen Firavun”un İtalya üzerindeki Habsburg Hanedanı’nı, esaretten kurtulma yolunda ilerleyen İbranilerin ise İtalyanları simgelediği söylenebilir.

Çıkış öyküsünün siyasal kurtuluş ile birlikte değerlendirme çabalarına en önemli örnekler ise “kurtuluş teolojisi” akımı tarafından ortaya konmuştur. Kurtuluş teolojisi, Katolik Kilisesi içinde (özellikle Latin Amerika ülkelerinde) 20. yüzyılın ortasından itibaren gelişen ve Hıristiyanlık öğretisiyle adaletsiz-eşitsiz toplumsal ilişkilerden kopuş fikrini sentezleyen bir öğreti ve buna bağlı olarak ortaya çıkan siyasal harekettir. Kurtuluş Teolojisi’nde, Kitab-ı Mukaddes’te yer alan kişiler arasında en önemsenenler Musa ve İsa’dır (Boer, 2007: 300). Musa’nın İsrailoğullarını kölelikten kurtarması, İsa’nın ise etrafında toplananlarla birlikte yoksul bir yaşam sürmesi, kurtuluş teolojisi akımının siyasal anlatımında önemli bir yer tutar. ABD’de siyahların hak mücadeleleri içinde gelişen Siyah Kurtuluş Teolojisi akımında “esaretten kurtuluş” teması özel bir önem taşır ve bu akımın James H. Cone gibi temsilcileri Çıkış öyküsünde İsrailoğullarının kölelikten kurtuluşu ile siyahların kurtuluş mücadelesi arasında paralellikler kurar (Antonio, 2007: 94).

Musa’nın öyküsünün bir kurtuluş paradigmasını yansıttığı yönündeki fikirler 20. yüzyıl sonu siyasal düşüncesinde de yer bulmuştur. Komünotaryen düşüncenin önemli temsilcilerinden Michael Walzer, Exodus and Revolution (Mısır’dan Çıkış ve Devrim) başlıklı kitabında Kitab-ı Mukaddes’in Çıkış kitabının Marksist olmayan bir siyasal-toplumsal dönüşüm olanağının ipucunu verdiğini belirtir (Boer, 2015: 66).

Çıkış kitabının bir “kurtuluş” öyküsü olarak okunmasına yönelik çeşitli eleştiriler getirilebilir. Mısır’dan Çıkış’ı takip eden yıllarda İsrailoğulları Kenan Diyarı’na ulaşmış ve özellikle de Musa’nın ölümünü izleyen dönemde büyük katliâmlarla beraber ilerleyen bir işgal süreci başlatmışlardır. Dahası, bu dinsel anlatı 20. yüzyılda İsrail devletinin Filistinlilere uyguladığı baskı ve katliâmların meşruiyet temeli olarak kullanılmıştır. Edward Said, Walzer’ın kitabı üzerine yazdığı eleştirel bir makalede bu iki temel kaygıdan yola çıkar, ona göre Mısır’dan Çıkış’ın bir kurtuluş öyküsü olarak okunmasını engelleyen nokta, tam da Çıkış sonrasında yaşanan katliâm sürecidir (Boer, 2015: 66). Keza Said’e göre Çıkış, bir kurtuluşa değil, bir katliâmlar dizisinin başlangıcına tekabül eder.

Kurtuluş tartışmaları çerçevesinde son olarak Norman K. Gottwald’ın Marksizmin de etkisiyle geliştirdiği Kitab-ı Mukaddes okumasına değinilebilir. Gottwald, kurtuluş teolojisi literatüründe yer alan kimi temaları Marksist devrim ve toplum analiziyle birleştirir ve buradan yola çıkarak eski İsrail toplumunu yerleşik devletlere karşı bir köylü isyanının sonucunda ortaya çıkmış eşitlikçi bir toplum olarak ele alır. Gottwald’a göre İbrani toplumunun yerleşik bir monarşi kurarak örgütlenmesinden önce egemen olan eşitlikçi toplumsal yapının dinsel alandaki yansıması Yahve inancıdır. Bu inanç, ezilen bir halk olan ve esaretten kurtulan İbranilerin kendi alt-kültürlerini oluşturmalarına bağlı olarak bir aşiret inancı boyutu taşır. Gottwald’a göre İsrail’de monarşinin kurulmasıyla beraber hem eşitlikçi yapı sona ermiş, hem de dinsel anlayışta değişimler olmuştur. İsrailoğulları eşitlikçiliğin ortadan kalkmasından ve monarşinin gelişmesinden sonra kutsal metinlerde “seçilmiş halk” olarak adlandırılmaya başlamıştır (Reventlow, 2001: 232).

Ridley Scott’un Exodus filmi kurtuluş teolojisi tartışmaları içinde nasıl konumlandırılabilir? Musa ile Tanrı’nın diyaloglarda belirli sınırlar içinde çıkan “esaretten kurtuluş” fikri filmin genelinde son derece sınırlı bir yer tutar. Bu açıdan incelendiğinde filmin en dikkat çekici noktalarından biri, Musa’nın “halk” ile doğrudan konuştuğu bölümlerin son derece sınırlı olmasıdır. Hollywood’daki benzer örneklerinin aksine Exodus’un senaryosunda cesaretlendirici kahraman konuşmalarının sayısı son derece azdır. Musa’nın İbranileri nasıl mobilize ettiğine dair kısımlar da filmde son derece az yer tutar. Üstelik, filmde Çıkış’ı önceleyen felaketlerin anlatımına çok büyük bir yer verilmiştir. Bütün bunlara bağlı olarak, Exodus filminde İsrailoğulları’nın Mısır’ı terk edişinde esaretten kurtuluş teması geri planda kalmıştır.

II. Gramsci’ci Bir Çıkış Okuması

Niccolò Machiavelli, Il Principe (Hükümdar/Prens) kitabında Musa’yı öznel müdahaleleri sayesinde hükümdar haline gelebilen tarihsel ve efsanevi kişiler arasında sayar. Dahası, kendi döneminin (16. yüzyılın) İtalyanları ile Musa döneminin İbranilerinin benzer bir esareti paylaştığını belirtir. Dolayısıyla Machiavelli’ye göre İtalyanların siyasal bölünmüşlüğünün ve “esaret” şartlarının aşılması için tıpkı Musa gibi iradi müdahaleler (virtù) yoluyla hükümdarlığını inşa eden önderlere ihtiyaç vardır. Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri’nde siyaset bilimi incelemesi yapmak için Machiavelli’nin Hükümdar’ının ayrıntılı bir okumasını yapar ve iradi müdahaleler (virtù) ile iradenin dışındaki şartlar (fortuna) arasındaki ilişki üzerine düşünür. Gramsci’ye göre devrimci politika (özellikle de devrimci partinin politikası) için iradi müdahaleler büyük bir önem taşımaktadır. Gramsci Machiavelli’nin “Hükümdar”ını kollektif bir özne olarak düşünür ve devrimci partiyle özdeşleştirir. Parti de tıpkı “Hükümdar” gibi statükoya müdahale ederek bir değişim-dönüşüm süreci başlatır ve bu süreç lider ile kitleler arasında güç kullanımı ve rıza elde edilmesine dayalı karmaşık bir mekanizma ile işler.

Roland Boer, Gramsci’nin Machiavelli üzerine tespitlerinden yola çıkarak Mısır’dan Çıkış sürecinde Musa’nın rolünü ayrıntılı olarak inceler. Kitab-ı Mukaddes’in Çıkış kitabında anlatıldığı şekliyle Musa gerektiğinde halk üzerinde zor yöntemlerini kullanarak, gerektiğinde ise halkın rızasını elde ederek var olan durumu değiştirmeye çabalamaktadır. Musa’nın gerektiğinde Tanrı’nın emirlerine bile müdahale etmesi, Boer’a göre tam da Machiavelli’ci ve Gramsci’ci anlamda bir önderin özelliklerini taşıdığını gösterir. Musa’nın öyküsünde dikkat çeken bir diğer özellik ise Musa’nın her bir hamlesinde İbranilerin, dolayısıyla halkın varlığıdır. Gramsci’ci perspektifte devrimci özne basit anlamda bir kişi ya da bir parti değildir; bu özne genel olarak halkın iradesinin tecellisidir. Bu anlamda Musa da bir “büyük adam” olmanın ötesinde, halkın (ya da halkının, İsrailoğullarının) çıkarları için faaliyette bulunan bir kişidir.

Ridley Scott’un Exodus’u lider-halk ilişkileri perspektifinden bir incelemeye tâbi tutulabilir. Aynı öykünün pek çok uyarlamasında olduğu gibi Exodus’ta da Musa’nın “Mısır prensi” kimliği ile İbrani kökenleri arasında bir kimlik çatışması yaşadığı vurgulanır. Kitab-ı Mukaddes’te yer almayan bu çatışma, Exodus filminde neredeyse tüm anlatının omurgasını teşkil eder. Dolayısıyla Musa’nın siyasal ve toplumsal statükoya yaptığı iradi müdahalelerin önemli bir kısmı kişisel kimlik çatışmalarını çözmek için yaptığı hamleler olarak filme yansır. Dolayısıyla Roland Boer’un yaptığı Musa yorumundan farklı olarak Ridley Scott’un Musa’sı, kollektif bir iradenin tecelli ettiği ve var olan gerçekliği dönüştürmeye çalışan bir lider değil, kişisel sorunlarını çözmeye çalışarak siyasal müdahalelerde bulunmaya çalışan bir insandır. Filmde Musa’nın tüm yerleşik ikonografik normları sarsacak şekilde asa yerine bir Mısır kılıcı taşıması da Mısırlı kökenleriyle yaşadığı sorunun Kızıldeniz’in aşılmasına kadar peşini bırakmadığının göstergesi olarak yorumlanabilir.

III. Aşiretten İmparatorluğa: Üretim Tarzları ve Mısır’dan Çıkış

Kees Van Der Pijl, uluslararası ilişkiler teorisine ve tarihine Marksist perspektiften bir katkı yaptığı Nomads, Empires, States (Göçebeler, İmparatorluklar, Devletler) başlıklı kitabında “modernite öncesi dış ilişkiler” konusunu incelerken Kitab-ı Mukaddes öykülerine değinir. Van Der Pijl, Kitab-ı Mukaddes yorumunda 19. yüzyıl sonundan itibaren geliştirilen “metin kritiği” yöntemini temel alır ve Kitab-ı Mukaddes’in ilk beş kitabının çeşitli dönemlerde yazılmış bir dizi metnin birleştirilmesinden oluştuğunun altını çizer. Bu çerçevede en önemli iki metin; Yahvist metin (“J metni”) ve Elohist metindir (“E Metni”) (Friedman, 1989). Metin kritiği yaklaşımına göre Tanrı’ya Yahve ismini veren J metni neredeyse insan şeklinde, gazabını gösteren, çabuk öfkelenen bir Tanrı tasviri yapar. Tanrı’yı Elohim olarak isimlendiren ikinci metinde ise çok daha soyut bir Tanrı anlayışı hakimdir. Van der Pijl, bu ayrımın İbrani tarihinde ortaya çıkan farklı üretim tarzlarına ve bunlara bağlı olarak gelişen “dış ilişki tarzlarına” tekabül ettiğini belirtir. Yahvist metin İbranilerin aşiret halinde yaşadığı göçebe dönemleri yansıtır ve aşiretler arası ilişkileri tasvir eder. Hatta bu metin yer yer İsrailoğullarının henoteist bir inanca sahip olduğu, başka bir deyişle çok tanrının varlığını kabul ederek bunlardan birine (Yahve’ye) tapındığı dönemlerden de izler taşır. Elohist metin ise yerleşik bir imparatorluk mantığını yansıtır ve emperyal yayılma, evrensel hakimiyet gibi fikirleri içerir. Van der Pijl’e göre İbrahim peygamber Yahvist metnin tipik bir karakteriyken, Musa Elohist metnin özelliklerini daha iyi yansıtır (Van der Pijl, 2010: 60-62). Kaldı ki Van der Pijl’e göre Elohist metinde görülen evrenselci-emperyal unsurlar Mısır’da Yeni Krallık döneminde ortaya çıkan emperyal yayılma çabalarının ve Firavun Akhenaton döneminin tektanrılı din arayışının etkisini yansıtır (Van der Pijl, 2010: 49). Van der Pijl’in bu konudaki tespitleri bazı çekincelerle kabul edilebilir, zira Çıkış öyküsünde (özellikle de Çıkış’ı önceleyen felaketlerin anlatımında) Yahvist anlatı egemendir: Bu kısımlarda anlatıldığı kadarıyla Tanrı sınırsız bir şekilde gazap uygulayan, gerektiğinde kendi halkını başka halklarla savaştıran bir tanrıdır. Bu anlamda Musa figürünün göçebe-hayvancılıkla uğraşan “Yahvist” toplum ile yerleşik-emperyal-evrenselci bir “Elohist” topluma geçişi temsil eden bir figür olarak yorumlanması daha sağlıklı olacaktır.

Ridley Scott’un Exodus filminde Tanrı’nın gazabını sınırsızca gösteren, üstelik insan şekline bürünerek Musa ile konuşan bir varlık olarak yansıtılmasıyla Çıkış metninin Yahvist unsurları belirgin bir şekilde vurgulanmıştır. Tanrı’nın “kendi halkı” dışındaki insanlara, Mısır toplumuna herhangi bir kurtuluş vaadetmemesi de bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak filmde İsrailoğulları yerine Musa merkezli bir anlatımın benimsenmesi nedeniyle üretim tarzı ile Tanrı anlayışı arasında bir ilişki kurulması mümkün olmamaktadır.

Sonuç

Popüler kültür ürünlerinin siyasal eleştirisi basit bir söylem analizi ya da propaganda unsurlarının deşifre edilmesi ile sınırlı kaldığı sürece sığ bir düzlemde kalacaktır. Exodus: Gods and Kings, gerek kurtuluş teolojisi, gerekse tarihsel materyalizm açısından önemli tartışmalara konu olmuş bir temayı -“İsrailoğullarının Mısır’dan Çıkışı” temasını- 21. yüzyıl gözlükleriyle gündeme getiren, siyasal zihniyetlerin ve düşüncelerin tarihsel materyalist eleştirisi hakkında yapılan tartışmaların hatırlanmasını sağlayan bir film; dolayısıyla basit bir popüler kültür eleştirisinden fazlasını hak ediyor.

Kaynaklar

Antonio, Edward (2007) “Black Theology”, Rowland, Christopher (ed.) The Cambridge Companion to Liberation Theology, Cambridge: Cambridge University Press, 79-104.

Boer, Roland (2007) “Twenty-five Years of Marxist Biblical Criticism”, Currents in Biblical Research, 5(3): 298-321.

Boer, Roland (2015) Marxist Criticism of the Hebrew Bible, London: Bloomsbury.

Friedman, Richard Elliott (1989) Who Wrote the Bible?, San Francisco: HarperSanFrancisco.

Hebblewaite, Peter (1993) “Let My People Go: the Exodus and Liberation Theology”, Religion, State and Society, 21(1): 105-114.

Hirschfeld, Eugene (2014) “The Exodus”, http://marxist-theory-of-art.blogspot.com.tr/2014/07/the-exodus.html, 27/07/2014, erişim tarihi: 21/12/2014.

Reventlow, Henning Graf (2001) “Modern Approaches to Old Testament Theology”, Perdue, Leo L. (ed.) The Blackwell Companion to the Hebrew Bible, Malden: Blackwell, 221-240.

Van der Pijl, Kees: Nomads, Empires, States: Modes of Foreign Relations and Political Economy: Volume I, London, Pluto Press, 2007.

Bulunduğu kategori : Ruhun Gıdası

Yazar hakkında

İlgili Yazılar