“Kürt sorununa” dair kısacık bir hatırlatma… -

 

Kabul etmek gerekir ki, sosyalist hareketin büyük bir kesimi Kürt meselesini Türkiye’deki genel demokratikleşme sorunun bir sonucu olarak gören ve bu bağlamda onu bireysel temelde bir kimlik ve kültürel haklar meselesi olarak ele alan liberal çerçeveden kendini çok da ayrıştıramıyor. Kürt meselesi klasik tabirle bir “ulusal sorun” olması hasebiyle bir “kimlik” ve kültürel haklar meselesidir elbette; ancak aynı zamanda bir kendi kendini yönetme meselesidir de. Bu ikinci boyutun gözardı edilmesi, Kürt meselesinin, en iyi durumda, anayasanın giriş kısmında yapılacak kozmetik bir tadilata indirgenmesi riskini ihtiva ediyor.

Kürt meselesi sadece Kürtlerin devlet tarafından ezilmişliği, Kürtlerin maruz bırakıldıkları Türkleştirme politikaları ve saireden ibaret değildir. Kürt sorunu bunlarla beraber aynı zamanda Kürtlerin kolektif kimliklerini her türlü baskıya karşı inşa etme ve kendi kendilerini yönetme mücadeleleridir. Yani Kürt meselesi esas itibariyle kendilerini siyasal mücadele yoluyla inşa eden bir halkın kendi kendini yönetebilme iradesinin nasıl hayata geçirilebileceği meselesidir. Kürt meselesi, (bilhassa sosyalistler açısından) bu mücadele içerisinde biriktirilen kendi kendini örgütleme ve eyleme geçme deneyimleridir. Son günlerdeki “özyönetim” ilanları da nereden çıktı demeden önce meselenin bu boyutunu akılda tutmalı öyleyse…

Kürtlük, bir ezilmişlik ve mağduriyet deneyimi olduğu kadar bir kolektif siyasallaşma ve radikalizasyon pratiğini de imliyor. Basitçe söylemek gerekirse, Kürtler sadece ulusal ve sınıfsal baskılara maruz kalmış bir kitle değil, aynı zamanda kendi kimliğini siyasal ve toplumsal mücadeleler içerisinde inşa etmekte olan siyasal öznelerdir. Ancak sosyalistler dahi Kürt kitlelerini çoğu zaman sadece ezilmişlik ve mağduriyet terimleriyle düşünüyor. Oysa yaşanan tüm haksızlık ve eziyetlerine karşın Kürt alt sınıflarının azımsanmayacak bir bölümü gündelik direnişler aracılığıyla kendilerini yaşananlara direnen ve hakkını arayan politik özneler olarak konumlandırıyorlar. Kürt meselesini sadece Kürtlerin mağduriyetleri temelinde anlamlandırmaya çalışmak, bizzat Kürtlerin bu on yıllara yayılan süreçte edindikleri siyasal deneyimleri azımsamak demek.

Sosyalist hareket Kürt meselesini bir mağduriyet ve ezilmişlik sorunu olarak gördüğü, onu kültürel talepler çerçevesine sıkıştırdığı sürece kendisini mevcut liberal çerçeveden ayırmakta güçlük çekecek, Kürt hareketinin açığa çıkardığı radikal siyasal mobilizasyon biçimleriyle ancak “dışarıdan” bağ kurabilecektir. Böylece Kürt meselesi TC’nin ulus inşası siyasetlerinin ortaya çıkardığı bir mağduriyetten ibaret kalacaktır. Oysa tersine, Kürtlerin ciddi mücadeleler içerisinde deneyim kazanan siyasal özneler olarak tanınması, kendi kendini yönetme boyutunun dikkate alınması, beraberinde aşağıdan ve ortak mücadele zeminlerinin oluşturulmasına imkân tanıyan, Kürt meselesinin çözümünü de daha kökten bir toplumsal dönüşüm tasavvuruyla bütünleştirebilecek bir zemin oluşturacaktır.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar