köprüden önce son çıkış – onur doğulu -

 

Gezi isyanının birinci yıldönümü –aslında biraz da beklediğimiz gibi- hareketin kendine olan güveninin arttığı, Gezi’yi hatırlayıp tekrar moral bulduğu, derlenip toparlanma iradesinin öne çıktığı bir gün olarak yaşanmadı. Burada kuşkusuz AKP’nin eşi benzeri görülmemiş polisiye önlemler ile Taksim ve çevresini bir polis denizine çevirmesi, Gezi’nin yıldönümünde kitlelerin Taksim ve çevresine gelmekten alıkoyan en önemli etken.

Tabii ki eğer herhangi bir polis tehdidi olmadan mesela Gezi Parkı’nda bir festival düzenlenmiş olsa yüzbinlerce kişinin Gezi Parkı’na akacağını tahmin etmek çok zor değil, ama maalesef içinde bulunduğumuz durum bu değil. AKP iktidarı en kırılgan günlerini yaşarken, RTE’nin siyasi geleceği pamuk ipliğine bağlı iken Gezi direnişinin yıldönümünde bu türden kapsayıcı bir etkinliğe engel olmak için elinden geleni yapacağını bilmek için siyasi uzman olmaya gerek yok. Dolayısıyla mevcut polis terörü verili bir durumdur ve muhalefet bütün plan ve programını bu verili durum çerçevesinde yapmak zorundadır.

Polis terörünün daha düşük seviyelerde yaşandığı Taksim dışındaki merkezlere bakarsak (Kadıköy, Ankara, Hatay, Adana, Eskişehir) buralarda da çok büyük kalabalıkların toplandığını ve Gezi’nin yıldönümünün çok coşkulu bir şekilde geçtiğini söyleyemeyiz. Bu durum bugünden yarına ortaya çıkmış değil. Gezi’den bu yana birkaç kritik dönemeçten bahsedebiliriz. Bunları sıralayacak olursak

31 Mayıs-15 Haziran arası: Gezi Günleri

15 Haziran – Temmuz sonuna kadar: Gezi’nin artçıları

Eylül-Ekim: Sonbahar Beklentisi

14 Aralık Operasyonu

Ocak 2014: İnternetime Dokunma Eylemleri

Şubat-Mart: Tape süreci

12 Mart: Berkin Elvan Cenazesi

31 Mart 2014:Yerel Seçimler

1 Mayıs 2014

13 Mayıs 2014: Soma Maden Katliamı

Ve 31 Mayıs Gezi Yıldönümü

Bütün bunlar ile beraber özellikle İstanbul’da Alevi nüfusun ağırlıklı olduğu yoksul semtlerindeki radikal direniş çizgisini de ayrı bir başlık olarak belirtmek gerekir.

Geçtiğimiz bir yılın bu kaba özetine hızlıca bakacak olursak Gezi ile ortaya çıkan muhalefetin bu kritik dönemeçlerde ya aşırı tepkisel ya da aşırı edilgen bir tutum aldığını söyleyebiliriz. 14 Aralık operasyonu ve ardından ortaya çıkan ve en üst seviyede AKP yöneticilerinin içinde olduğu net bir şekilde gözler önüne serilen yolsuzluk iddiaları karşısında Cemaatin servis ettiği “tapeleri” dinlemek, bunları sosyal medya üzerinden paylaşmak ve bir kere Taksim’de eylem yapmaya çalışmak dışında herhangi bir bütünlüklü hat oluşturulduğu söylenemez.

Berkin Elvan’ı kaybettiğimiz günün ardından yaşanan adeta bir  “vicdan” isyanı ile yüzbinlerce kişinin cenazeye katılımı, Gezi hafızasının ve Gezi’nin yaratmış olduğu enerjinin hala canlı olduğunu bize göstermesi açısından önemliydi. Polis müdahalesine dakikalar kala yüzbinlerce kişinin adeta buharlaşarak alandan çekilmesi ve şiddetli polis müdahalesi karşısında kalan “örgütlü” solun darmadağın oluşu da kitlenin psikolojisini anlamak için sonsuz dersler barındırıyordu.

Keza yine 1 Mayıs’ta özellikle Beşiktaş civarında sayıca az ama militan bir kitlenin yoğun polis şiddeti karşısında 2-3 saat direnebilmesi önemliydi ama Gezi öncesi gerçekleştirilen 1 Mayıs’a (2013) göre katılımın çok daha cılız oluşu, 2014 1 Mayıs’ında geriye kalan oldu diye düşünüyorum.

AKP’nin hayata geçirdiği internet sansürü üzerine uzun soluklu, hatta ülke sınırlarını aşan bir kampanya örgütlemenin zemini varken iki kere Taksim’de merkezi eylem çağrısı yapmış olmak ve ardından yasa Cumhurbaşkanı tarafından onaylandıktan sonra herhangi bir eylem ya da kampanya örgütleyememiş olmak aslında bu tepkisel durumumuzu özetliyor.

Benzer bir örnek Soma katliamı/faciası sonrası yaşanan süreç için de söylenebilir. Cumhuriyet tarihinin ve yakın geçmişte dünyanın en büyük maden katliamlarından biri neredeyse daha 3 hafta önce yaşandı. Resmi rakamlara göre 301 madenci hayatını kaybetti. AKP iktidarının temel taşlarından biri olan taşeronlaştırma ve güvensizleştirme bütün çıplaklığı ile gözler önüne serildi. Facianın hemen arkasından yapılan Taksim çağrısı ciddi sayılabilecek bir kalabalığı bir araya toplamış olsa da yine polis müdahalesi karşısında hemen hiçbir irade gösterilemedi. Bundan çok daha önemlisi, neredeyse bir rejim sorunu olarak isimlendirilebilecek taşeronlaşma ve güvencesizleştirme karşısında bütünlüklü bir kampanya örgütleme iradesi dahi ortaya çıkmış değil. Sendikaların adeta yasak savar gibi yapmış oldukları Kadıköy mitingine ancak birkaç bin kişi katıldı.

HES’lere karşı mücadele, kentsel dönüşüm, 3. Köprü ve diğer AKP’nin zayıf karnını oluşturan temel meseleler karşısında örgütlenmeye çalışılan kampanyaların cılızlığı da ortada.

Yazının amacı tabii ki ne kadar güçsüz olduğumuzun altını bir kez daha çizmek değil. Ama mevcut durumumuzun somut ve gerçekçi bir analizini yapmak durumundayız. Hepimiz biliyoruz ki AKP iktidarı son bir yıllık süreçte çok ciddi darbeler aldı ve içerisinde birçok çelişkiyi ve zayıflığı barındırıyor. Buna ek olarak Gezi’nin enerjisi ve hafızası yüzbinlerce kişinin hafızasında hâlâ taze. Dolayısıyla içerisinde bulunuyor olduğumuz durum AKP karşısında bütünlüklü bir muhalefet örgütleyebilmek için sayısız fırsat barındırıyor. İlk olarak içinde bulunduğumuz durumu, güçler dengesini doğru bir şekilde tespit ederek işe başlayabiliriz.

Gezi ile beraber geleneksel örgütlerimizin (partiler, örgütler, sendikalar) sokağa çıkmak isteyen hoşnutsuz kalabalıkları mobilize etme, onların enerjilerini bir üst seviyeye taşıma kabiliyetine sahip olmadığını maalesef hep beraber gördük. Fakat öbür yandan Gezi ile beraber ve Gezi sonrası ortaya çıkan Forumlar, Taksim Dayanışması, Mahalle Dayanışmaları gibi kurumların da geleneksel örgütlerin oluşturduğu boşluğu doldurmaktan çok uzak olduğunu söyleyebiliriz.

İşleyişleri, karar alma süreçleri çok muğlak olan bu yapılar maalesef kolaylıkla manipüle edilebilir kırılgan bir yapıya sahip. Yazıyı biraz uzatma pahasına bunu bir örnekle de açmak isterim.

31 Mayıs’ta gezinin yıldönümü vesilesi ile Kadıköy forumları Taksim’deki eyleme katılma kararı aldılar. 31 Mayıs öğlen saatlerinde Kadıköy iskelesinde buluşan Kadıköy forumları burada polis tarafından engellendiler ve planlanan şekilde Avrupa yakasına geçilemedi. Yaklaşık 200-250 kişilik kitle Kadıköy çarşısının içinde yer alan Ermeni Kilisesinin önünde oturma eylemi ve ortak bir forum yapmaya başladılar.

Forum sırasında mümkün olduğunca demokratik bir işleyiş ile (bir moderatör söz almak isteyen herkese söz verdi ve ortaya çıkan eğilimler kitlenin onayına sunuldu) Gezi’nin yıldönümünde nasıl bir eylem yapılması gerekliliği tartışıldı. Yaklaşık 2-2,5 saat süren tartışmaların sonunda Kadıköy Çarşı içerisinde yürüyüş yapılması, Kadıköy’de belirlenen bir yerde oturma eylemi yapılması ve bir mekânın (mümkünse kentsel dönüşüm ile elimizden alınmak istenen bir mekânın) işgal edilip geceyi birlikte geçirme önerileri öne çıktı.

Moderasyon öne çıkan ve çoğunluktan genel destek gören bu üç öneriyi birleştirerek ilk olarak Kadıköy çarşı içerisinde yürüyüş yapılması, bu vesile ile kalabalığın arttırılması, ardından Mehmet Ayvalıtaş Meydanı’nda oturma eylemi yapılması ve burada yapılacak tartışmanın ardından karar verilecek bir mekânın işgal edilmesi yönünde bir formülasyon ile bu üç öneriyi birleştirdi. Geçekten de 200-250 kişi başlayan yürüyüş herhangi bir polis müdahalesi olmadan çarşı içerisinde 2.000-2.500 kişilik bir kitleyi toplayarak Mehmet Ayvalıtaş meydanına ulaştı.

Mehmet Ayvalıtaş meydanına ulaşmamızın henüz birinci dakikasında oturmaya fırsat bulmadan megafon ile kalabalığa ajitasyon yapan birkaç arkadaş şimdi buradan köprüye yürümemiz gerektiğini ve köprüyü geçerek Taksim’e destek olmamız gerektiğini söyledi. Kitleden de kısmen destek alan bu öneri herhangi bir tartışma, leh ya da aleyhinde bir öneride bulunma şansı olmadan anında hayata geçirildi, kalabalık biraz daha yürüdü ve bildiğiniz üzere Yeldeğirmeni üzerinde polis tarafından kolayca dağıtıldı.  Ardından oluşan ortamda polis Kadıköy çarşının da içine girerek gözaltı yaptı.

Yaşananları uzunca anlatmamın sebebi, mevcut tepkisel ve manipülatif durumumuzu özetlemesi açısından önemli, canlı bir örnek olmasıdır. 2-2,5 saat tartışarak alınan kararın, 3 dakika içerisinde bir “insiyatif” ile değiştirilebilmesi forumların mevcut yapılarının ikili karakterini bize özetlemesi açısından da önemli. Herhangi bir strateji içermeyen ve başarılabilme şansı sıfıra yakın olan bir önerinin kısa bir ajitasyon ile kitle tarafından kabul görmesi de ayrı bir ders konusu sanırım. Mutlaka bu “kararı” aldıran arkadaşlar, “aslında bir gün önce alınan Taksim’e yürüme” kararını refarans noktası olarak alıyorlardır ama böyle dahi olsa bu altını çizdiğimiz durumun bir gün içerisinde bir değil iki defa yaşanmış olmasından başka bir anlama gelmez.

Toparlayacak olursak, Gezi sonrası ortaya çıkan enerji ve toplumsal hafıza hâlâ canlı, AKP iktidarı bir sene öncesine göre sokakta daha sert ve güçlü gözüküyor olmak ile beraber birçok zayıflığı içerisinde barındırıyor. Muhalefetin bu biraz “ergen” ve reaksiyoner ruh halinden hızla sıyrılıp, toplumun ezici çoğunluğunun somut sorunları çerçevesinde uzun erimli ve sonuç alınabilecek siyasi bir faaliyet örgütlemesinin zemini mevcut. Ayrıca bu sokakta olmaya alternatif bir şey de değil. Bilakis Gezi sonrası ortaya çıkan militan sokak duruşu elimizdeki en önemli araçlardan biridir ama amaç değil.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar