Kıdem Tazminatına Sahip Çık, Çalınan Senin Geleceğindir – Mürsel Ünder -

Bu günlerde devlet yetkilileri birbiri ardına kıdem tazminatına ilişkin açıklamalar yapıyor. Cumhurbaşkanı, başbakan, çalışma bakanı ve birçok bakan işçilere kıdem tazminatı uygulamasında nihai değişikliklerin yapıldığını yeni kıdem modelini hayata geçireceklerinin müjdesini veriyorlar. Basın yayın organları ise mevcut kıdem tazminatı uygulamasının işçiyi ve işvereni ne kadar mağdur ettiğini, yeni düzenlemenin ne kadar güzel ne kadar yararlı olacağını ballandıra ballandıra anlatıyorlar.

Patronun ne kadar mağdur olup olmadığı umrumuzda değil fakat  işçilerin yapılmak istenen değişikliklerle ne kazanıp ne kaybedeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle hükümetin kıdem tazminatı tasarısında öne sürdüğü iddiaların neler olduğu, bu iddiaların doğru olup olmadığı, yapılmak istenen değişikliklerin işçinin yararına olup olmadığı ve işçinin yararına olabilecek uygulamalar hakkında açıklamalar yapmaya çalışacağım.

Yeni tasarıda öngörülen düzenlemeler özetle şu şekildedir;

  • Hak edilen tüm tazminatlar fona aktarılacak
  • İşsizlik Fonu gibi kıdem tazminatı fonu oluşturulacak. Çalışanların tüm tazminatları bu fonda toplanacak. Her çalışanın bireysel hesabı olacak. İşveren bireysel kıdem tazminatı hesabına her ay prim yatıracak.
  • Çalışan emekli olurken tazminatı işverenden değil, fondan alacak
  • Bireysel Emeklilik Hesabı gibi Kıdem Fonu’na da belli bir süre dokunulamayacak. Ancak sınırlı özel durumlarda erken çekme imkânı olacak. Öngörülen sistemde yeni işe giren bir işçinin kıdem tazminatı hesabından para çekebilmesi için 15 yıldır sigortalı olması ve en az 3600 gün (on yıl) prim ödenmiş olması ya da konut veya araba alması gerekecek. Ancak, bu koşulları yerine getirse bile kıdem tazminatının tamamını değil, sadece yarısını alabilecek. Mevcut işinde biriken hesabı yeni sisteme dâhil etmeyenlerden yeni işe girdiklerinde 15 yıllık sigorta şartı yeniden aranmaya başlanacak. Hesaptan bir defa para çekildikten sonra yeniden para çekilebilmesi için 1800 gün (beş yıl) prim ödenmesi koşulu aranacak. Kıdem tazminatının tamamının kendisi ya da mirasçıları tarafından çekilebilmesi için işçinin emekli olması, ölmesi veya 5 yıl boyunca adına açılan hesaba hiç prim yatırılmaması gerekecek.
  • Bir başka şirkete geçtiği için kimsenin tazminatı yanmayacak.
  • İşsiz kalan işçiler, işsiz oldukları süre içinde fondan kredi kullanabilecek veya tazminatının bir kısmını alabilecek
  • Tazminat birikiminin bir kısmını fon, bir kısmını ise hesap sahibi yönetebilecek. BES şirketleri (Bireysel Emeklilik Şirketleri) de kıdem tazminatı hesaplarını yönetmek için Hazine’den yetki alacak. Emeklilik şirketini patron seçecek.
  • İşçi birikimini tahvil, döviz, altın, hisse senedi, katılım bankası gibi istediği araçlarda değerlendirebilecek. Tercih yapmazsa bir bölümü kamu borçlanma araçlarına yatırılacak.
  • Her ay sonunda hesabın hangi noktada olduğu ve neması takip edilebilecek. İşçiyle patron uzlaşırsa yeni sisteme geçiş de mümkün olacak. İşten ayrılma durumunda aynı hesap üzerinden kıdem hakkı sürecek.
  • İşten çıkarılan gibi istifa eden de kıdemini alabilecek.
  • Yeni sistemle bir gün çalışanın bile kıdem hakkı olacak.
  • Bireysel kıdem tazminatı hesabına primi düzenli yatırmayan işverene teşvik kapısı kapanacak.

Hükümet tasarısında gündeme getirilen, tartıştırılan içerikleri yukarıdaki şekilde olmasına rağmen; sızdırılan bu öneriler tamamen kamuoyunun nabzını yoklamak için ortaya atılan önerilerdir. Hükümet yetkilileri belirtilen başlıkların birçoğunda değişiklik yapılabileceğini, esneyebileceklerini belirtiyorlar.Esneklik göstermeyecekleri tek alan kıdem tazminatının mutlaka bir fona devredilmesi isteğidir.Aslında fona devretme hevesi AKP hükümetinin yeni bir saldırısı değil sermayenin 50 yıllık rüyasıdır. Sermayedarlar 1970’li yıllardan beri kıdem tazminatının fona devredilmesi konusunda hükümetlerden yasa koyuculardan destek almış olsalar da her fona devretme çabası işçilerin güçlü direnişiyle karşı karşıya kalmış ve sermayedarlar bu rüyalarını başka bir bahara ertelemek zorunda kalmışlardır. Hemen hemen bütün hükümetlerin kıdemi fona devretme çabası olmuş fakat hayata geçirilememiştir. AKP hükümeti sermayenin bütün taleplerini yerine getirmek konusunda da diğer hükümetlere göre daha saldırgan ve daha kararlı görünmektedir. Şu an geldikleri aşama itibarıyla “başarılı !!” olma ihtimallleri biraz daha yükselmiştir. Zira işçi örgütleri ve toplumsal muhalefet yaygın ve kararlı bir mücadele geliştirmemekte/geliştirememektedir. Kıdem tazminatına en üst perdeden karşı çıkan sendikalar bile “devlet garantisi olsun” kırmızı çizgisiyle, aslında fona devri kabul etmiş fakat devletin garantör olduğu bir fon sisteminin kurulmasını talep eden bir çizgiye gerilemişlerdir.

Kıdem tazminatı fonu yeni bir şey değildir. 1475 sayılı İş Kanunu 1971 yılında yürürlüğe girdiğinde kıdem tazminatını düzenleyen meşhur 14. maddesinin sonunda işveren tarafından bir fon tesis edileceği ve fon tesisi ile ilgili hususların da kanunla düzenleneceği belirlenmiş fakat bu güne kadar uygulanamamıştır. Bu tarihten sonra da çeşitli hükümetler tarafından denemeler yapılmış fakat yine başarılı olamamışlardır. Hatta işçilerin tüm örgütlülüklerine saldıran ve yok eden 1980 darbesini yapan faşist cunta tarafından dahi kaldırılamamış bir haktır. 12 Eylül cuntası dahi sadece kıdem tazminatına tavan ücreti belirleyerek, kıdem tazminatı hakkına önemli bir darbe indirse de ortadan kaldıramamıştır. AKP hükümeti sermayenin hem geçmişten gelen bir saldırısını tamamlamak hem de uluslararası sermayenin talepleri doğrultusunda çalışma hayatını yeniden düzenlemek amacıyla bu kez daha sert bir şekilde kıdem tazminatına göz dikmiş durumda.

Kıdem tazminatı değişikliği esasında Çalışma Bakanlığı’nın (ÇSGB) 2014-2023 tarihlerini kapsayan Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) Eylem Planları’na dayanmaktadır. Ulusal İstihdam Stratejisi ise kıdem tazminatını da kapsayan fakat bunun dışında esnek çalışma, uzaktan çalışma, özel istihdam büroları,  geçici iş ilişkileri vs yi de barındıran genel olarak sermayenin daha çok kârı, serbest dolaşımı ve ülke mevzuatında sermaye önünde ne tür engeller varsa bunların kaldırılmasına / değiştirilmesine ilişkin kamu müdahalelerini planlayan belgesidir. Belgede her ne kadar çalışanların istihdamının arttırılması, çalışanların istihdam güvencelerinin arttırılması gibi başlıklar da yer almasına rağmen asıl olarak  işgücü verimliliğinin arttırılması, işgücü piyasalarının katılıktan arındırılması gibi konularla sermayenin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını amaçladığı belge içeriğinde net olarak görülmektedir.

Bakanlığın UİS belgesinin sunuş bölümünde bu belgenin temel politik eksenlerini ILO’nun 122 sayılı İstihdam Politikası Sözleşmesi ve Avrupa İstihdam Stratejisi oluşturmaktadır.

Kıdem tazminatı hakkında yapılması düşünülen değişiklikle ilgili açıklama yapmadan önce UİS (Ulusal İstihdam Stratejisi) ve buna bağlı olarak 122 sayılı İstihdam Politikası Sözleşmesi ve Avrupa İstihdam Stratejisi hakkında kısaca açıklama yapmak konunun anlaşılması için yararlı olacaktır.

Strateji belgesinin Temel Politika Eksenleri başlıklı bölümün II.kısmında “İşgücü piyasasında güvence ve esnekliğin sağlanması” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde alt başlıklar halinde durum analizleri yapılmış bu başlıklardan 99-103 maddeleri kıdem tazminatına ilişkindir.

  1. madde : ihbar prosedürü, ihbar, kıdem tazminatı, haklı/haksız işten çıkarmanın tanımı, deneme süresi, haksız nedenle işten çıkarmada tazminat, sürekli çalışanların bireysel işten çıkarılması alt endeksinde Türkiye 40 ülke içerisinde en katı mevzuata sahip 14.ülkedir. Bu alanda özellikle kıdem tazminatı miktarının yüksekliği işgücü piyasasının katılık düzeyini arttırmaktadır.

100.madde Dünya Bankası tarafından yayınlanan 2010 yılı iş yapma kolaylığı raporunda  Türkiye İşçi istihdam etme kriterleri açısından 183 ülke arasında 145. sıradadır.Bu endekste özellikle belirli süreli sözleşmelere ilişkin kısıtlamalar ile kıdem tazminatının yüksekliği işgücü piyasasında katılık yaratan unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

101.madde istihdam koruma mevzuatı endeksinin oluşturulmasında kullanılan kıdem tazminatı verilerine göre Türkiye OECD ülkeleri arasında Portekiz ile birlikte en yüksek düzeyde kıdem tazminatını zorunlu tutan ülke konumundadır. Buna ek olarak iş yapma kolaylığı raporuna göre Türkiye, en yüksek kıdem tazminatı düzeyine sahip ilk 20 ülke arasındadır.

102.madde  Kıdem tazminatının yüksekliği işletmeler açısından önemli bir maliyet kaleminin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İşletmeler bu yükten kurtulmak için kayıt dışı istihdama yönelebilmekte yada çalışanların kıdem tazminatına hak kazanmasını önlemek için kanuna karşı hile yoluna başvurabilmektedir. Bunun sonucunda işletmelerde önemli oranlarda verimlilik kaybı yaşanmaktadır.

103.madde İşçiler açısından değerlendirildiğinde, kıdem tazminatına erişme düzeyinin son derece yetersiz olduğu bilinmektedir. Kıdem tazminatı alacağının işyerleri arasında transfer edilememesi işgücünün hareketliliğini sınırlandırmaktadır. uygulamada sıklıkla işini değiştirmek isteyen çalışanların söz konusu tazminatı kaybetmemek için işinden ayrılmadığı yahut iş değiştirmek  üzere iş sözleşmesini feshederek birikmiş kıdem tazminatı hakkını kaybettiği gözlenmektedir.

Ulusal İstihdam stratejisi’nin kıdem tazminatı ile ilgili belgelerine baktığımızda net olarak ortaya çıkan durum şudur; ey hükümet kıdem tazminatını çok yüksek tutuyorsun 40 ülke içinde patronlar açısından en kötülerden birisin, patronlar rahat işçi çıkaramıyor, belirli süreli sözleşmede bir sürü kısıtlama yapıyorsun, patronlar işçileri istediği süre, istediği kadar çalıştıramıyor, hem de kıdem tazminatını Portekiz’le beraber en yüksek miktarda ödeten ülkesin. Buda yetmezmiş gibi kıdem tazminatını ödemeyi zorunlu tutuyorsun, kıdem tazminatın çok yüksek olduğu için patronlar da ne yapsın sigortasız, göçmen veya çocuk işçi çalıştırmak zorunda kalıyor, kanunen hile yapmak zorunda kalıyor bu nedenle patronlar bunu düşünürken ve bu hilelere başvururken işletme verimliliği düşüyor.

Hukuki dilden arındırılınca ne kadar kaba ve sert oluyor değil mi? Ama gerçek tüm çıplaklığıyla bu şekilde. Sermaye hükümete/hükümetlere ödevlerini veriyor, hükümetler de işçileri, yoksulları ve diğer ezilenleri nasıl ses çıkarmadan, itiraz etmeden, alınan kararları hayata geçirmenin yollarını arıyorlar. Hükümetlerin gerçekleri bu şekilde anlatabilmesi mümkün olmadığından işçilere, emekçilere müjdeler vererek, yalanlar söyleyerek, süsleyip püsleyerek kandırmanın yollarını arıyorlar.

Cumhurbaşkanı, başbakan ve neredeyse ilgili ilgisiz tüm bakanların üzerine vazife edinerek kıdem tazminatı fonuna güzellemeler yapması tesadüf değildir. Hükümet yetkililerinin açıklamalarını bir de yapılan açıklamalar kapsamında değerlendirelim.

HÜKÜMETİN DEĞİŞİKLİK GEREKÇELERİ ve YALANLAR :

  • İşçilerin açtığı davaların %70’i zaten kazanılıyor. Patronlar hep mağdur oluyor.

İş mahkemelerinde 2014 yılında 188.102 dava açılmış, 65.434 tam kabul, 67.295 kısmen kabul-kısmen red kararı verilmiş. Kısmen kabulleri de dava kazanma olarak değerlendirirsek  ancak bu oran %70’lere ulaşabiliyor. Fakat bu durum sadece iş mahkemelerine özgü bir durum olmayıp tüm hukuk davalarında aşağı yukarı bu oranlarda davalar kabul edilmektedir. Hukuk mahkemelerinde verilen karar türleri için 2014 yılında 3.293.060 dava açılmıştır. Açılan davalardan karar verilen dosyaların %64,9 unda davanın kabul edildiği , %23,4ünde davanın red edildiği, %11,7 ise diğer olarak görülmüştür. (http://www.adlisicil.adalet.gov.tr/istatistik_2014/adalet_ist_2014.pdf sayfa 109-235)

Bütün belgeler, bilgiler her şey patronun elinde olmasına istediği keyfilikte davranmasına, işçi lehine yorumun iş hukukunun temel ilkesi olmasına rağmen, işten çıkarılan işçilerin yarısından fazlası dava açamaması ve tazminatlarını alamamasına rağmen; işçilerin açtığı davaların, açılan herhangi bir alacak davası, tapu davası, boşanma davası, ticari alacak davası vs den farklı bir oranda kabulü yok, diğer davalarda kazanma oranı ne kadar ise yaklaşık o oranda işçilerde dava kazanıyor. Fakat patronlar o kadar yüksek sesle bağırıyor ki hepimiz onların daha fazla mağdur olduğunu daha fazla dava kaybettiklerini düşünüyoruz.

  • Mevcut yapıda, 100 kişiden 86’sı kıdem tazminatını alamıyor. 13 milyon 990 bin kişinin 4a’lı çalıştığı bir ülkede 16 milyon işten çıkış bildirgesi varsa, burada bir sorun olduğu ortaya çıkıyor. Kıdem tazminatı fonu, bu güvenceyi gerçekleştirecek.

Evet sorun var ve sorun çok büyük. Ancak bu sorunun güvencesi kıdem tazminatı fonu değildir. Taşeron uygulamalarını kaldırın, işe iade davalarının tüm süreçlerini kanunda yazdığı gibi 4 ayda bitirin, işe iade davası açmak için en az 30 işçi çalışması gerektiği şartını kaldırın ve iş güvencesi hükümlerini daha sıkı uygulayın bu kadar işçinin keyfi olarak işten çıkarılması çok büyük ölçüde engellenmiş olur.

  • Kıdem tazminatı sürprizlerinin ortadan kalkmasını istiyoruz, 20 yıl işyerinde çalışan bir işçi işyerine gittiğinde, işyerinin iflas ettiğini ve  kıdeminin ellerinden uçup gittiğini söylüyor. Çalışanlar ve işverenler için sürprizleri ortadan kaldırmak istiyoruz. Mevcut sistem, çalışma hayatımız açısından ciddi riskler taşıyor. Mesela işten çıkmak isteyen bir kişikıdem tazminatımı alamayacağım’ diye çıkmıyor. İşveren de kıdem tazminatı yükünü nasıl karşılayacağım’ diye işten çıkarmıyor. Çalışma ahengi, uyum ve çalışma barışı ortadan kalkıyor. Çalışanımızın emeğinin bu katılık altında boğulmasını istemiyoruz. Aynı şekilde, işverenimizin de kıdem tazminatı yüzünden kabuslar görmesini istemeyiz.

Kıdem tazminatı işçinin ücretinin bir parçasıdır. Şarta bağlı olarak (haklı çıkma, haksız çıkarılma veya kanunda belirlenen biçimde) hak edilen bir tazminat değildir. Tıpkı maaşı gibi çalışmasıyla beraber hak ettiği bir alacaktır. Kanun, işçinin ücretinin bir kısmını patronda bırakarak, işçinin hakkını iş çıkışında vermesini emrediyor. Bu ödeme patrona kabus görmesini gerektiren sürpriz bir para değildir. Patrona işçinin emanet ettiği bir paradır. Patron emanete göz dikmezse sorun yok. Aynı şekilde patronun iflas edip gitmesi riskini de şirketlerin hiçbir prosedüre bağlı olmaksızın çeşitli ve çok yaygın hilelerle pasif hale getirilmesine hiçbir müdahalenin yapılmadığı, patronların başka başka şirketlerle aynı şekilde ticaretini sürdürmesi, kârına kâr katmaya devam etmesinin önüne geçmek devletin asli görevlerindendir.

  • İşsizlik sigortasına benzer bir fon olabilir. Fonun bir yönetimi muhakkak olacak. Fondaki birikimleri özel şirketler yönetebilir ama yönetimin üzerinde sosyal taraflar olmalı. Onlar tarafından şeffaf bir şekilde görülebilecek. Çalışanlar bireysel emeklilik gibi bir sisteme mi geçecek? Bir de‘bu fonlarla ilgili devletin geçmişte sabıkası var’ d Ama Ak Parti’nin yok. Geçmişteki ödemeleri de biz gerçekleştirdik, bu sicili temizledik. İşsizlik sigortası ortada. İşsizlik sigortası, faiz baskısını azaltıyor, enflasyon baskısını azaltıyor.

İşsizlik fonunu başarı ve çok güzel bir uygulama gibi gösteren iktidarın başarısı olarak sunan hükümet yetkilileri bu fona benzer bir sistem kuracaklarını övünerek anlatıyorlar.  İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasının 2011 yılında hazırladığı rapora göre; “10 yılda İşsizlik Sigortası Fonunda biriken 60.6 milyar liranın yalnızca 3.7 milyarı işsizlere ödendi. Bu toplanan paranın yalnızca yüzde 6.si. Fondan GAP a aktarılan para bile var ve bu 9 milyarı geçiyor. gayri resmi ödemeler, devletin israflarına harcanan paralarda cabası. Dünyaya göre işsize ödenen rakamlar ve sürelerde ise Türkiye diplerde.”

BAŞLANGICINDAN 2010 YILI SONUNA KADAR İŞSİZLERE “DAĞITILMAYAN PARA” 46 MİLYAR LİRAYI BULUYOR
FON’da toplanan para (Nemalı) 60.605 milyon TL
İşsize ödenen tutar   3.750 milyon TL
Amaç dışı GAP’a aktarılan tutar   9.100 milyon TL
İŞSİZE DAĞITILMAYAN PARA 45.938 milyon TL

2015 yılı itibarıyla ise durum pek farklı değil, işsizlik Sigortası Fonu’nda 90 milyar lira birikti. Fon’un yüzde 93’ü iç borcun finansmanında kullanılan Hazine tahvillerine yatırıldı. Son 13 yılda işsizlere fondan sadece 10 milyar lira verildi. İşsizlik Sigortası Fonu işsizlere değil iç borç finansmanında kullanılıyor. Türkiye’de 13 yıllık AKP iktidarı boyunca Fon’da biriken paranın sadece yüzde 11’i doğrudan işsizlere gitti. GAP harcamaları, kısa çalışma ödeneği, ücret garanti fonu, kurs giderleri için kullanılan Fon’un büyük bir bölümü hazine tarafından değerlendiriliyor. Mart 2002 tarihinden, 31 Ağustos 2015 tarihine kadar işsizlere sadece 10 milyar 60 milyon lira ödeme yapılırken, fon’dan GAP’a yapılan ödeme 12 milyar lirayı aştı. Övünülen fon bu hallerde bunun dışında deprem vergisi, fakir fukara fonu vb anlatmaya hiç gerek yok.

  • Bu fon, Türkiye’nin bağımsızlığına bağımsızlık katıyor.

AB ve BM direktifleri doğrultusunda,  Dünya Bankası strateji ve programlarıyla yürütülen bir strateji de bağımsızlık iddiası gülünç olmanın ötesinde bir anlam ifade etmiyor bizler için.

  • Hayalimiz, hafta sonunda ailenin bir araya gelerek kıdem tazminatı fonunun kendilerine ait bireysel hesabında ne kadar para biriktirdiklerine bakması. Bireysel Emeklilik gibi…Fondaki birikim ortada. Kıdem tazminatı fonu ile tasarruflar konusunda önemli adım atacağız. Çalışanlar için bir birikim aracı olacak. Enflasyon ve faiz baskısı azalacak.

Çalışanların birikimden önce borçlarını ödemeye, daha sonra insanca yaşayacağı bir ücrete ihtiyacı vardır. Borç batağında yüzen milyonlarca işçinin ailesiyle birlikte hafta sonu hesabında ne kadar biriktiğinden bahsedilmesi en hafif ifadeyle aymazlıktır.

  • Çalışma barışını sağlayacağız.

Çalışma barışı sermaye ve sermaye yandaşları tarafından uydurulmuş bir kavramdır. Emeğini satan ve emeğini satarak yaşayan işçi açısından çalışma barışı diye bir şey yoktur. Sen çalışacaksın, senin sırtından patron milyonlar kazanacak, sonrada barıştan bahsedeceksin. İşçinin emeğinin üstünden para kazanan, onun emeği olmadan bir hiç olan patronlarla barış diye bir şey olmaz. Barış ancak patronlarında tulumunu giyip işçilerle beraber çalışıp, çalıştığı kadar kazandığı bir sistem olursa olur. Bunun dışında ki herşey işçiyi uyutmak, kandırmak için söylenmiş yalanlardır.

  • Bir işçi ve işvereni iki farklı taraf olarak değil, aynı tarafta görüyoruz.

Buda başka bir kuyruklu yalan uluslararası sözleşmelerle, uluslararası örgütlenmelerin dayatmalarıyla tamamen sermayenin güdümünde hareket eden, “aman ülkemize sermayedarlar gelsin de ne isterlerse yaparız” diyen bir iktidar safını sermayeden yana koymuş demektir. Doğası gereği işçi ile patronun aynı tarafta olması mümkün değildir.

  • İşverenin sadakat endişesi , kıdem tazminatını kaybetme korkusunun ortadan kalkmasıyla işçiler açısından iş değiştirme özgürlüğü doğacak. Şu an kıdem tazminatını yakmamak için işten ayrılamayan işçiler, yeni sistemle, daha iyi ücreti gördüklerinde, çalışma koşulları kendileri için daha cazip olduğunda kolaylıkla iş değiştirebilecekler. Bu da işverenlerde nitelikli işçileri ellerinden kaçırma ve ücretlerde artış korkusu yaratıyor.

Kıdem tazminatı fonu kurulunca, “işçi açısından iş değiştirme özgürlüğü doğacak” lafı söyleyenin söylerken  utanması gereken bir sözdür. Bu aynen yoksulların Nişantaşı veya Bağdat Caddesi’ndeki lüks mağazaların önünden geçerken oradaki satılanları, eşyaları alması ne kadar özgürlükse bu da öyle bir özgürlüktür. Ülkede milyonlarca resmi kayıtlı işsiz, milyonlarla göçmen işsiz varken kolaylıkla iş değiştirebilmekten bahsetmek çok büyük bir aymazlıktır.  Ama buna rağmen hükümet işçinin korkularından kaygılarından bahsetmeyip bu durumun patronu kaygılandırdığını söyleyecek kadar safını net olarak belirlemiş olduğunun önemli göstergelerindendir.

  • Yeni sistemde, işveren eğer işçisi adına kıdem tazminatı primini yatırmazsa, nemasıyla birlikte ödeyeceği öngörülüyor.

Mevcut sistemde de patron kıdem tazminatını ödemezse işçi kıdem tazminatı alacağı için tüm bankaların uyguladığı en yüksek faiz oranında faiz alıyor.

  • İşçi sendikaları, çözüm olarak, bireysel hesaba dayalı kıdem tazminatı yerine devlet garantisinde fon olmasını, işverenin prim ödemesini yapıp yapmamasına bağlı olmadan işçinin tazminatının ödenmesini talep ediyor.

Sendikaların bu önerisi sadece fona para yatırmayan patronların olması halinde, yatırılmayan paraların devlet tarafından ödenmesini sağlayacak. Fona ilişkin yukarıda anlattığımız diğer sıkıntıların hiçbirisini çözmeyecek. Aksine işçi sendikaları taleplerini bu alana sıkıştırırsa işçiler açısından çok büyük kayıplar ve geri dönülmez uygulamalar hayata geçirilecektir.

  • Yeni kıdem tazminatı düzenlemesi kimler geçecek? Farklı tercihler getiren bir sistem olacak. İşçi ve işverenin bu konuda bir mutabakat ortaya koyması önemli. Yeni sisteme girmek isteyen, uyum sağlamak isteyen kişi fona geçecek, istemeyen geçmeyecek. Bütün sistem, bu şekilde güvence altına alınacak.

Buda başka türlü bir aldatmaca çünkü isteyen geçecek istemeyen geçmeyecek meselesi olsa olsa sadece kanun çıkmadan önce çalışması olan işçiler için geçerli olacak, onun dışında ki tüm işçiler zorunlu olarak bu sisteme dâhil edilecek.

  • İşveren para ödeyecek mi? İşveren, bu güne kadarki kıdemlerin karşılığını fona koyabilir de, koymayıp zamanı geldiğinde de ödeyebilir. Önümüzdeki günlerde bu detaylar belli olacak.

Bunun anlamı şudur; patron canı isterse fona para yatıracak, istemezse yatırmayacak. İşçi ise yatırmak zorunda. Peki patron parayı yatırmazsa devlet buna yaptırım uygulayacak mı ? Maalesef hayır. İşten ayrılan işçi priminin ödenmediğini görürse, alacağının peşine kendisi düşecek, davaları yine kendisi açacak, masrafını kendisi yapacak Yıllar süren davalarla alacağını tahsil etmeye çalışacak.

  • Sendikalı işçiler, ‘kıdem tazminatında yeni bir sisteme geçerseniz bizim için iş güvencesi ortadan kalkar’ diyor. Ancak onlar zaten sendikalı, yani daha güvenceli. Ayrıca, iş güvencesi de zaten İş Kanunumuz’da var. İş Kanunu’nu ortadan kaldırmıyoruz ki, iş güvencesi kalksın.

Bu da kocaman bir yalan iş güvencesi diye yapılan düzenlemenin de esasında iş güvencesini sağlamaktan çok uzak olduğunu herkes biliyor. İş güvencesi; işe iade davası açıp , patronun çeşitli hileleriyle başetmeyi başarabilirsen aldığın ekstra bir alacağa dönmüş durumda. İşçiyi işten çıkartmak için hiç bir ücret, tazminat vs ödeme yükümlülüğü olmayan patronun önünde hiçbir engel kalmaz. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, işe iade davası patron için karşılaştığı çeşitli bariyerlerdir. İşçi için ise kısmen de olsa güvencedir.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ :

* Kıdem tazminatına hak kazanmak için işçinin haklı feshi – işverenin haksız feshi gibi ayrımlar ortadan kaldırılsın ayrımsız herkese kıdem tazminatı ödensin

* Kıdem tazminatına hak kazanabilmek için 1 yıllık çalışmış olma şartı kaldırılsın

* Maaşın ve sosyal hakların miktarı ne olursa olsun işçinin alabileceği en fazla miktarı belirleyen kıdem tazminatı tavan ücreti uygulaması kaldırılsın

* Patronların tazminatı ödememesi ve işçinin alacaklarını tahsil edememesi sorununun çözümü olarak, kıdem tazminatının takip, tahsil ve ödeme usulü kamu alacaklarının tahsili usulünde olduğu gibi olsun

* Bütün bunlara rağmen kıdem tazminatı ödemesi yapmayan şirketlere ihale verilmemesi, kara liste uygulaması, şirket tasfiyesi, ödemelerden grup şirketlerin veya ortakların sorumluluğu gibi yaptırımlar uygulansın

Ayrıntılarıyla açıklamalar yaptık bir sürü şey yazdık peki ne yapmak lazım; öncelikle yapılması gereken en kötü ihtimalle mevcuttan geriye gitmemektir. Şimdiki halden gerisini asla ve asla kabul etmemek. Bunun için bir araya gelmek ve örgütlenmek, sesimizi en az patronların sesinin çıktığı kadar çıkarmaya çalışmak. Biz işçiler, emeğiyle geçinenler, yoksullar, ezilenler bir arada olduğumuz sürece bu saldırıları püskürtebiliriz. İktidara gelen tüm hükümetler bizim haklarımızı ortadan kaldırmak için var gücüyle çabaladılar. Bir takım yenilgiler alsak da hala kıdemimizi elimizden alamadılar, biz birlik olursak alamayacaklar da. Bundan sonra ise peki şu kıdem tazminatı sorununu nasıl halledelim diye çözümler arıyorsak bizim açımızdan sorunlar ve çözüm önerileri bellidir.

————

Bu yazı ilk kez umutsen.org sitesinde yayınlanmıştır.

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında