kemer sıkma üniversitesi: öğrencileri güvencesiz hayata hazırlamak – alan sears & james cairns -

Dünyanın hemen her yerinde eğitim politikalarını belirleyenler üniversite sisteminde büyük değişiklikler öneriyor ve daha derin dönüşümler üzerinde düşünüyor. Bu değişikliklerin Kanada, İngiltere, Birleşik Devletler, Şili, Yunanistan ve Hindistan gibi değişik ülkelerde değişik şekiller alması hiç de şaşırtıcı değil. Ancak bu değişim seferberliğinde bazı önemli ve ortak temalar da yok değil. Harç ücretlerindeki hızlı artışlar, yeni üniversite yönetişim modelleri, yeni öğretim metotları, ders konularında önemli değişimler, kampüsleri siyasetten arındırma girişimleri ve istihdam ilişkilerinde yapılan değişiklikler bu ortak temalardan bazıları.

kanadalı öğrenciler neoliberal eğitimi protesto ediyorlar

Siyasetçiler, bürokratlar ve iş dünyasının önde gelenlerinin bu değişimler için çıkardığı gürültü patırtı üniversite ve yüksek okullar hakkında üç temel iddiaya dayanıyor: orta öğretim sonrası eğitim 1) öğrencileri çağdaş iş piyasasına hazırlamıyor; 2) çok fazla kamu kaynağına mal oluyor; ve 3) özellikle bu enformasyon teknolojileri çağında felaket şekilde demode. Teknolojik değişim, gençler arasında yüksek seviyelerde seyreden işsizlik ya da eksik istihdam ve sosyal yardım programları ve iş koşullarında son dönemlerde gelen (kemer sıkma programları olarak da bilinen) kesinti dalgası birleşerek hükümetlerin eline orta öğretim sonrası eğitimi hızla dönüştürmek için iyi bir koz veriyor.

Bu değişim çığlıkları karşısında basitçe mevcut sistemi savunmamız ya da orta öğretim sonrası eğitimine yöneltilen eleştirileri elimizin tersiyle itmemiz mümkün değil. Birçok öğrenci gelecekleri hakkında umarsızca kaygılanmakta ve şu anda öğrenim mekânlarından çok fabrikaları andıran devasa sınıflarda aldıkları eğitime karşı tepkili. Standart müfredat Avrupalı güçlerin nüfusunun seçkin tabakalarının bilgisi ve tarihini hala yerli halklar, etnik gruplar ve diğer marjinalleştirilmiş grupların üstünde tutuyor. Birçok insanın üniversiteler hakkındaki, ayrıcalıklı bir tabaka tarafından çok fazla masrafla sınırlı toplumsal değer üretilen mesafeli kurumlar olduklarına dair kanaatlerini görmezden gelemeyiz.

Tabi ki bu kampüste uygulanan kemer sıkma politikalarının kaçınılmaz olduğu ya da benimsenmeleri gerektiği anlamına gelmiyor. Şili’deki kitle mücadelelerinden New York’daki Cooper Union sanat fakültesindeki işgallere; İngiltere’deki Sussex Üniversitesi’nden 2012’de Quebec’teki müthiş ayaklanma ve greve kadar birçok yerde hükümetlerin ve işverenlerin girişimlerine karşı etkileyici öğrenci ayaklanmaları oldu. Bu hareketler kampüs içinde ve dışında “kâra hayır” (Şili) ve “bu bir öğrenci grevi ve halk mücadelesidir” (Quebec) gibi sloganlarla cesur bir gelecek tasavvuru ortaya koydular. Quebec’te planlanan harç artışının geri alınması gibi bazı önemli zaferler kazandılar.

Bu hareketler bize orta öğretim sonrası eğitimde kemer sıkma programına karşı direnmenin en iyi yolunu gösteriyor: ulaşılabilirlik, demokrasi, dekolonizasyon ve iyi nitelikli ve eşitlik temelli istihdama dayalı bir dönüşüm için değişik bir strateji geliştirmek. Basitçe mevcut üniversiteyi savunmamız mümkün değil. Sistemi çok daha kötü hale getirecek bir reform programına da teslim olamayız. Daha iyi bir dünyanın mümkün olduğunu göstermeliyiz.

alta file germeden ip üstünde yürümek

Kanada’daki üniversite sisteminin şirketler ve hükümet tarafından dillendirilen eleştirilerini kazıyıp atarsanız kemer sıkma programının özü net bir şekilde ortaya çıkar: İşverenler ve politika yapıcılar, üniversitelerin öğrencileri kemer sıkma kapitalizminde ince bir ipin üzerinde altta file olmadan yürümeye hazırlamakta başarısız kalan, kontrolden çıkmış kurumlar olduğuna inanmaktadırlar.

Öğrenciler üniversiteden alternatif ihtimalden birazcık daha iyi bir hayata sahip olacaklarına dair meşru bir beklentiyle mezun oluyorlar. Birçoğu mezuniyetten sonra hayatlarını idame ettirebilmek için ne yapılması gerekiyorsa onu yaptıkları varsayımıyla, yüksek okul masraflarını ödeyebilmek için borçlanıyor ve zahmetli işlerde çalışıyor. Fakat gittikçe artan sayıda öğrenci vahşi şartlarla karşı karşıya: genç işçiler arasında yüksek işsizlik, iyi maaşlı, güvenli işlerin yok olması, sosyal programların olmayışı ve barınma ve diğer ihtiyaçların sürekli artan masrafları.

Hükümetler, iş dünyasının liderleri ve medyadaki destekçileri bu sorunlardan üniversiteleri sorumlu tutuyor ve orta öğretim sonrası eğitimin öğrencileri gerçek hayata hazırlamadığını iddia ediyor. Globe ve Mail’deki son köşe yazılarından birinin başlığı “Öğrenci borcu krizi mi? Hayır, beklenti krizi” idi. Yazar sürekli üniversiteleri işe yaramaz dallar açmakla ve öğrencilerin safça bu alakasız bölümlere yazılıp kendilerini günümüz iş piyasasında rekabet edebilmek için gerekli olan vasıflardan mahrum bırakmakla suçluyordu. Ancak, oldukça sınırlı sayıdaki kalifiye meslekten oluşan muhtemel istisna dışında, iş arayan üniversite mezunları arasında bir vasıf eksikliği olduğunu iddia etmek için hiçbir sağlam temel bulunmamakta.

Gerçek açık düzgün işlerin eksikliğinden kaynaklanıyor. Gerçek suçlu, son 30 yılı işyerini cehenneme çevirerek, eser miktarda güvenlik, düzgün ücret ve sosyal yardım sağlayan işleri yok edip yerlerine değişik güvencesiz istihdam modelleri koyan şirketler ve hükümetlerdir. Öğrencileri sık sık, başlangıç seviyesinde ücretli pozisyonlar için sadece aday olabilmek adına ücretsiz stajlarda çalışmak zorunda kalmalarından bahsederken duyuyoruz. Aslında öğrenciler gayet yetenekli ve yeterliler; asıl eksik olan şey iyi maaşlı iş fırsatları.

Fakat işverenlerin ve hükümetlerin gözünde mesele genç insanlara uygun düzgün işlerin olmaması değil öğrencilerin ve yeni mezunların aşırı iyimser tavırları. Öğrencileri mezun olduklarında karşılaşacakları gerçek dünyaya hazırlamanın sırrı, düzgün bir hayat beklentilerini ya açık olarak müfredat yoluyla (örneğin girişimcilik eğitimi) ya da sistemin yapısı içerisinden (örneğin katkı payları, ani harç artışları ve sürekli kalabalıklaşan derslikler) hak ve yetki kaybını öğretmek suretiyle yerle bir etmek olsa gerek.

Sonuçta bu dönüşümün hedefi, öğrencilere bir takım vasıf ve bilgilere paralel olarak

“sizin hiçbir şeye hakkınız yok, paranızın yetmediği hiçbir şeyi hak etmiyorsunuz ve paranız bu şeylere ancak hayat boyu sürecek bir koşuşturmaca sonucu yeter miktara gelecek” zihniyetini öğretecek bir üniversite sistemi.

Yüksek harç ücretlerinden oluşan bariyer bu mesajı açıkça iletiyor. Yeni öğretim teknolojilerinin ve mevcut kitle dersliği metotlarıyla birlikte uzaktan öğretimin artan kullanımı, bizi hislerin ve bedenin enformasyon ve ders konusunun bilgisinden koptuğu, daha az insani öğrenim biçimlerine doğru götürüyor. Daha pratik girişimci ve ticari vasıfların üzerine odaklanmak, güçlü olanın hayatta kalması ilkesi ve yoğun bir rekabet etiğini dayatıyor. Bu tür bir odaklanma bütün insanların, düzgün bir hayat kalitesi için ihtiyacı olan şeylere erişim hakkı da dâhil olmak üzere, belli hakları olduğu mantığını da aşındırıyor. İnovasyon ve girişimcilik, insan ihtiyaçlarının giderilmesi yönündeki sorunların çözümünü sağlayacak nitelikte tecrübe edinmeye yönelik olmaktan ziyade bir avuç insanın kâr üretim aracıdır. Kemer sıkma üniversitesinin hızlı gelişimi, bireysel ölçekte öğrencileri yaşama ilişkin gittikçe zorlaşan ve prekaryalaştıran değişimlerle mücadele etmedeki tüm sorumluluğu üstlenmeye zorlamakla ilgilidir.

elit yetiştirme

En azından Kanada’da bu rütbesizleştirme gündemi ciddi bir engelle karşılaşmaktadır.  Hala öğrencilerin küçük bir kesiminin yönetmek ya da yönetenleri asiste etmek amacıyla eğitilmesi gerekmektedir. Genellikle kökenleri oldukça varlıklı ailelere dayanan söz konusu eğitim sürecindeki elitler, üniversiteye işleri idare etme sanatını ve kârı başkalarının emeğinden koparmayı öğrenmek için gitmektedirler. Böylece kemer sıkma üniversitesi yaygın haliyle birçoklarının umudunu kırma işlevini görmekle birlikte, bir yandan da azınlığın iktidarını ve ayrıcalıklarını yeniden üretme görevini yerine getirmektedir.

ABD ve Britanya’da üniversiteler elit yetiştirme işlevini tecrit yoluyla yerine getirmektedirler. Elitler bu ülkelerde zaten farklı kurumlara devam etmektedirler. Amerika’daki birinci lig okulları (Ivy League) ve Britanya’daki Oxford/Cambridge’de özel okullara gitmiş olan elit kökene sahip öğrencilerin orantısız bir ağırlığı söz konusudur. Elitler buralarda ağırlıklı olarak geleneksel beşeri bilimler eğitiminden geçmekte ve yönetmek amacıyla eğitilmektedirler.

Kanada’da kamu tarafından finanse edilen sistem ise daha çok katmanlaşmış bir yapıdadır. Bu da sistemin elit formasyonunu gerçekleştirecek geleneksel beşeri bilimler müfredatı etrafında düzenlenmesini zorlaştırmakta ve aynı zamanda işçi sınıfından gelen öğrenci kitlesi için farklı türde bir eğitimin mümkün olmasını sağlamaktadır. Bu durum, “farklılaştırma”nın Ontario’daki yüksek öğretimin yeniden yapılandırılma sürecinin anahtar sözcüğü ve bu politikanın stratejik hedefi haline gelmesinin ardındaki mantığın belirli bir bölümünü oluşturmaktadır. Daha adil bir sistemi destekleyen yapı ve beklentilerin yerini hiyerarşiyi yeniden üretecek yapı ve kültürlerin alması gerekmektedir.

Üniversiteler en başından beri elit yetiştirme yani yöneticilerin yeteneklerini analiz, iletişim ve hesaplama konularında geliştirerek yönetmeye hazırlama işlemi üzerine ortaya çıkmıştır. Avrupa’da ilk üniversiteler 11. ile 13. Yüzyıl’lar arasında kurulmuştur. Bu dönemde başka yerlerde yüksek öğrenime ilişkin farklı modeller bulunmaktadır ancak bugün kurumsallaşmış biçimiyle üniversiteler, söz konusu Avrupa modelinin emperyalizmden ve küresel kapitalizmden doğan ilişkiler sonucunda dünyaya yayılması ile gelişmiştir.

Neredeyse 20. Yüzyıl’ın ortalarına kadar üniversiteler öncelikli olarak elitlerin yetiştirilmesi işlevine odaklanmışlardır. 1940’lar ile 60’lar arasında sistem, dünyanın birçok yerinde, sağlık ve eğitim gibi alanlarda kitlesel ve kamu tarafından finanse edilen sosyal programlar geliştiren refah devletinin de gelişimi ile birlikte genişlemiştir. Bir yandan kamu hizmetlerinin genişlemesi ve de özel şirketlerde teknik ve profesyonel alanlarda gelişen yeni katmanlarda çalışanların artması sonucu oluşan yeni istihdam biçimleri; eğitimin genişleyerek yeni hazırlık biçimlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Diğer yandan da insanlar eğitim sistemine dâhil edilmeyi talep etmeye başlamışlar, özellikle siyahlar ve kadınlar önemli mücadeleler yürütmüşlerdir. Eğitime ulaşma, refah devleti ile ilişkilendirilen toplumsal adaletin geniş kesimlerce kabul edilen bir simgesi haline gelmiştir.

Refah devleti dönemi Kanada’da küresel standartlarla karşılaştırıldığında görece olarak daha az ayrımcı bir üniversite sisteminin doğmasına neden oldu. Burada örneğin tanınırlığı az olan bir üniversitede başarılı olmuş olan bir öğrencinin çok bilinen üniversitelerin lisansüstü programlarına yaptıkları başvurular kabul edilebiliyordu ki benzeri bir durumun Birleşik Devletler’de olması söz konusu değildi. Bu yüzden, işçi sınıfından gelen öğrencilerin ekseriyetinin beklentilerini yıkmayı başarabilecek etkin bir sistem kurmak amacıyla, elitlerin kapasitelerini geliştirmeyi öğrenebilecekleri özel yerleri ayırmak gerekmektedir. Ontario da şu anda yüksek öğrenime ilişkin bir ayrıştırma çerçevesi uygulamaktadır

kampüs politikasını baştan üretm 

Hükümet politikalarını şekillendirenler, şirket yöneticileri ve üniversite idarecileri reform programını uygularken ciddi engellerle karşılaşmaktadırlar. Bunun bir nedeni fakültelerin yüksek sendikalılık düzeyiyle birleşen öz-düzenleme geleneğinin – iyi ya da kötü yöndeki – hızlı değişimlere ayak bağı olmasıdır. Kadrolu öğretim üyelerinin kendi özgürlüklerini ve yaşam standartlarını koruma arzuları sonucu geliştirdikleri direnç, daha az güvenceye sahip ve daha alt pozisyondakilerle ittifak kurmalarını güçleştirmektedir. Yine de birçok kadrolu öğretim üyesi üniversitenin yeniden yapılandırılma sürecine karşı şüphe duymakta ve son dönemde ortaya atılan tekliflere karşı çıkmayı önermektedirler. Aşırı ölçüde iş yükü olan ve son derece düşük gelir elde eden sözleşmeli elemanların giderek artan sayısı, kemer sıkma üniversitesine yönelik fakülte eleştirinin başını çekmektedir

california üniversitesi’nde bir öğrenci oturma eylemi.

İkinci ve daha önemli bir engel ise öğrencilerin reel ve yüksek potansiyele sahip olan direnişleridir. Üniversiteler kampüslerinde 1960’lardan bu yana görece olarak daha fazla siyasal özgürlüğün mevcudiyetini kabul etmişlerdir. Bu özgürlük alanı 1960’lı ve 70’li yıllarda verilen kitlesel mücadeleler neticesinde kazanılmıştır. İktidarın ve idarenin en büyük korkusu öğrencilerin siyasal özgürlüklerini, bilgilerini ve kolektif güçlerini kullanarak yeniden yapılanmaya karşı savaşmalarıdır.

Bu korku, kemer sıkma gündeminin niçin kampüslerdeki ifade özgürlüklerine saldırdığını ve diğer yandan da esnek çalışma üzerine odaklanan emek ilişkileri rejimlerini ve üniversite yönetiminde yeni yönetişim modellerini dayattığını açıklıyor. Kampüslerdeki ifade özgürlüğüne karşı gerçekleştirilen saldırılar; İngiltere’deki Sussex Üniversitesi’de aktivistlere verilen disiplin cezalarından York Üniversite’nde İsrail Apartheid’ına Karşı olan öğrencilerin derneğinin kapatılmasına, 2012 yılında Quebec’te yapılan öğrenci eylemleri sırasında uygulanan kitlesel tutuklamalardan öğrencilere uygulanan mücbir davranışlara ve kampüslerde toplanma özgürlüğünü kısıtlamaya yönelen mekân politikalarına kadar çeşitli biçimler almaktadır. Bu saldırılar ayrıca istihdam ilişkilerindeki ve üniversite yönetimlerindeki çeşitli değişimlerle birlikte yürütülmektedir.

Kemer sıkma üniversitesi tabi ki, aynı zamanda belirli ölçüde üniversite gelirleri içerisinde devletin aktardığı oranın ciddi miktarda azaltılarak kampüs içindeki siyasetin sonlandırılması ile ilgilidir. Harç ücretlerinin artırılması, şirket dolarlarının ve diğer gelir kaynaklarının daha önemli hale getirilmesi üniversitenin gittikçe şirketleşmesi ile alakalıdır. Karar alma süreçlerinin, öğrencileri müşterilere ve üniversitede yapılan araştırmaların değerlerinin şirketlerin faydalılık ölçütlerine indirgenmesi pahasına da olsa öncelikle ticari mantığa dayandırılmasıdır. Bu mantık çoktan beri kampüs önceliklerini belirlerken anahtar araç olarak maliyet – kar analizi kullanan birçok üniversitenin planlama süreçlerinin zihinsel derinliklerinde yer almaktadır.

Üniversitelerdeki kemer sıkma gündemine karşı verilen savaşın anahtarı, bizlerin kampüs siyasetini alttan üste doğru yeniden yapılanmaya karşı çıkacak şekilde yenilemekteki becerimiz olacaktır. Bu iş basitçe üniversitelerin tahayyül edilen altın yıllarına özgü olan yöntemlerin savunulması ile gerçekleştirilemez. Daha çok, iyi nitelikli iş ve eşitlikçilik merkezli istihdam uygulamaları etrafında örülen demokratik, erişilebilir ve dekolonize edilmiş bir eğitim amacıyla kurulan kampüs koalisyonları ile gerçekleştirilebilir.

Quebec’li öğrenciler 2012 yılındaki eylemler esnasında daha demokratik ve erişilebilir, farklı yönetim ve öğrenme modellerine dayalı bir eğitime ilişkin önemli bir vizyon geliştirdiler. Kampüslerde kabul edilen bilgi tanımına dahi işlemiş olan ırkçı ve kolonyalist perspektife karşı çıkılması ve baştan üretilmesi gerekmektedir. Kemer sıkma gündemi mazideki güzel günlerin savunulmasıyla değil de, ancak gerçek bir kolektif öğrenme ve dayanışma mantığı geliştirmeye yönelik bir atılımın gerçekleştirebileceği alttan gelen güçlü bir mobilizasyonla sarsılabilir.

James Cairns Wilfrid Laurier Universite’sinde eğitim vermektedir. Faculty 4 Palestine ve Toronto New Socialists üyesidir.

Bu yazı şu linkten alınmıştır: http://www.solidarity-us.org/site/node/4092

 

Çeviri: Umud K. Dalgıç ve Yalçın Göymen

 

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar