Kavala, Soros ve “renkli devrim” Gezi -

Bu sabah gözaltına alınan akademisyenler ve STK çalışanları, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün yayımladığı basın bilgi notuna göre, “Osman Kavala ile hiyerarşik bir düzen içinde hareket etmekle” suçlanıyorlar. Söz konusu bilgi notunda, “Kavala’nın Gezi Parkı olaylarını Türkiye geneline yaymak ve yurt genelinde kaos ve kargaşa ortamı meydana getirmek, bu şekilde cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasına kısmen veya tamamen engellemeyi amaçladığı, Açık Toplum Vakfı ve Anadolu Kültür AŞ isimli vakıf ve şirketi kullanarak olayları finanse ve organize ettiği tespit edilmiştir” ifadesi yer alıyor.

Gözaltına alınanlar, “Gezi Parkı olaylarını” yaygınlaştırmak için toplantılar düzenlemek, sivil itaatsizlik ve şiddetsiz eylem başlıkları altında “olayların” devamlılığını sağlamak için yurt dışından aktivizm eğiticileri ve profesyonel eylemciler getirmekle, hasılı mevcut siyasal iktidara karşı bir tür “renkli devrim” planlamakla suçlanıyorlar. İktidara dönük muhalefet ve her türlü itirazın, ama özellikle de Gezi’nin, uluslararası bir konspirasyon, dış mihrakların bir komplosu, hatta “Sorosçu renkli devrim” girişimi olarak yaftalanması yeni bir şey değil elbette. Daha önce gerçekleştirilen “Büyükada operasyonu” da benzer bir temaya dayanıyordu. Ancak bugünkü operasyon, siyasal iktidarın Gezi’nin yurtdışından “fonlanan” bir fesat girişimi olduğu anlatısını periyodik aralıklarla güncellemek istediğini gösteriyor. Uluslararası güçlerin konspirasyonları temalı operasyonlar hariçte kimi diplomatik sıkıntılara yol açsa da iktidar açısından tabanda ve tavanda bir zamk işlevi görüyor… Aşağıda tabanı (hele hele kriz koşullarında) sıkılaştırmak, diri tutmak için; yukarıda ise devlet içindeki hizipler arası ittifak ilişkilerinde bütünlüğü sağlamak için tehdit algısı canlı tutulmaya, sürekli olarak yeni “komplolar” açığa çıkarılmaya, milli teyakkuz havası sürekli kılınmaya çalışılıyor.

Muhalif toplumsal hareketleri “küresel elitlerin” milli hükümete karşı operasyonu diye yaftalayan bu komplocu anlayış bize has değil elbette. Trump ve akıl hocaları, “Açık Toplum” ve Soros’un ABD’deki siyah ya da kadın hareketlerini “fonlayarak” “Amerika’yı yeniden büyük kılacak” Trump hükümetini güçten düşürmeye çalıştığını bazen imayla bazense açıktan söylemiyor mu? Orban kendi siyasal kariyerini neredeyse bütünüyle Soros merkezli korku senaryoları üzerine bina etmiyor mu? “Renkli devrim” Putinci iç ve dış siyasetin merkezi temalarından biri değil mi? “Renkli devrim” ya da “Sorosçuluk” hakkındaki komplo anlatıları çok geniş bir coğrafyada marjinallikten çıkıp merkeze (ve iktidara) çoktan taşınmış durumda.

Erdoğan bu senenin Nisan ayında, “Şunu unutmayın; muhalefetin bu ülkede Soros’ları çoktur ve bunlar sadece içeriden değil, aynı zamanda dışarıdan destekli Soros’lardır. Bunların kim olduğunu, hangi kaynaklardan beslendiğini de gayet iyi biliyoruz. Gün ola harman ola” derken bu yeni konsensüsün izinden gitmiş oluyordu. Neticede Erdoğan’ın, Orban, Putin, Trump vs. misali bu temaya başvurması şaşırtıcı değil. Muhalefetin “Sorosçuluk” ile suçlanması, yandaş basın yayın organlarında zaten kanıksanmış bir tema. Hatta “Payitaht Abdülhamid” dizisinde, dönemin sosyalist bir lideri olan Parvus’un “Yahudi banker-komplocu” kalıbına sokularak adeta o devrin Soros’u olarak gösterildiğini, o “diziyi” izleme gafletinde bulunmuş olan varsa görmüş olacaktır. Yerli milliyetçi-muhafazakâr (hatta ulusalcı) zihin dünyasında bu güncel temaları  besleyen malzemenin (küresel seçkinlerin fesatlarıyla önü kesilmeye çalışılan milletimiz) zaten bol olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?

Osman Kavala’ya bu konspirasyon anlatısında adeta bir “yerli Soros” rolü biçilmiş durumda. Kavala’nın yandaş ve kimi ulusalcı basın organlarında “kızıl Soros” diye yaftalanması da, bu basın organlarında onun “Soros’la bağlantılarının” periyodik olarak ifşa edilmesi de tesadüf değil. Bizzat Erdoğan, bundan bir sene önce, “Taksim olaylarının arkasında Türkiye’nin Kızıl Soros’u denilen kişinin bulunduğunu” söylememiş miydi? Bir senedir iddianamesiz olarak içeride tutulan Kavala, “yerli Soros” figürü olarak, muhalefetin fesat girişimi ve “küresel güçlerin elinde gayrimilli bir piyon” diye damgalanması için kullanılıyor. Yani mesele bir “rehine diplomasisinden” ibaret değil. Kavala, toplumsal muhalefeti kriminalize edip gayrimillilikle suçlamak için (Trump, Putin, Orban ve benzerlerinin de iştah ve midesine uygun) bir günah keçisi.

Yeri gelmişken bir hatırlatmada bulunalım: Aslında Kavala’nın bir tür yerli versiyonu olarak sunulmaya çalışıldığı “Soros” ve “renkli devrimler” temaları, Yahudilerin dünya çapında bir komploya giriştiklerine dair bildik teorilerin en güncel ve en yaygın kullanılan biçimidir. Buna göre “Soros”, modern antisemitizmin birbirine karşıt görünüp aslında iç içe geçen iki temasını şahsında mecz eder: Yahudiler bir yandan dünyayı türlü kumpaslarla yöneten bir seçkinler topluluğu oluşturmakla diğer yandan da kurulu düzeni yıkmaya dönük her türlü ihtilalci faaliyetin arkasında yer almakla eleştirilirler. Bu fanteziye göre “Yahudilik” ya da daha “siyaseten doğrucu” bir dille “küresel elit”, hem azgın bir sömürü mekanizmasının başındaki finans sermayesini hem de düzeni yıkmayı hedefleyen akımları, en başta da “Bolşevizmi” kontrol eder. Hitler daha 1922’deki bir konuşmasında bu ikili yapıyı şöyle örnekler: “Moses Kohn bir yandan şirketini işçilerin taleplerini reddetmeye yüreklendirirken, kardeşi Isaac ise aynı fabrikada işçileri greve kışkırtır.” İşte Soros, zamanımızın reaksiyoner sağının gözünde, hem Yahudi kökenli etkili bir finansçı hem de piyasa ekonomisi ve liberal yasa ve kurumlar hedefli reformlar için yürütülen kampanyalara verdiği (ya da verdiği iddia edilen) destekle bu iki temayı biraraya getirir. Hitler’in verdiği örneğin diliyle o aynı anda hem “Moses” hem “Isaac”tır.

Bizde “Yahudilik” (çoğu zaman) pek anılmıyor elbette. Ancak kastedilenin, (başka güncel uluslararası örneklerde olduğu gibi) bu Nazi mitindeki temayla benzerliği aşikâr. Toplumsal muhalefet, “kızıl Soros” tezviratıyla  “milli iradeye alerjisi olan küresel elitin” ücretlendirilmiş bir piyonu olarak sunulmaya, Gezi misali kolektif aşağıdan siyasallaşma biçimleriyse “renkli/fonlanmış devrim” girişimleri olarak itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bunun Gezi’yle sınırlı kalmayacağı da aşikâr. Ekoyıkıcı büyük kentsel projelere karşı muhalefet bazen nasıl neredeyse bir casusluk girişimi olarak sunuluyorsa ileride kadınların, LGBTİ bireylerin ya da işçilerin mücadeleleri de bu tür ithamlarla daha sık karşı karşıya kalacak. Bu anlamda bugün yaşananların, sadece içeriye alınmış insanlara değil, herkese, hepimize yapılmış bir siyasal saldırı olduğunu söylemeye herhalde gerek yok, olmamalı…

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar