Karşı Radyo TODAP ile LGBTİ Bireylere Ayrımcılığa Karşı Başlatılan Kampanyanın Detaylarını Konuştu -

Bugün Karşı Radyo’da Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği’nden (TODAP) Umut Şah ve Özge Güdül ile LGBTİ bireylere yöneltilen ayrımcılığa karşı başlatılan kampanya hakkında konuşacağız. Öncelikle TODAP kimdir? Amacı nedir?

Umut: Ben biraz TODAP’tan bahsedeyim. Senin de söylediğin gibi TODAP aslında bir psikolog örgütü, aynı zamanda da meslek örgütü. Ama alandaki tek meslek örgütü değil. Başka meslek örgütleri de var. TODAP’ın farkı adından da anlaşılacağı üzere toplumsal dayanışma perspektifini taşıyor olması. Tabii bu diğer örgütlerin bu perspektife sahip olmadığı anlamına gelmiyor. Ama bunu birincil öncelik olarak söyleyelim. TODAP’ın psikoloji alanında mesleki faaliyet yürütürken en genel anlamda üç temel ekseni var ve bu temeller üzerinden hareket ediyor. Yani aslında böyle bir kampanya yapıyor olmamız da bununla ilişkili. Bu üç temel eksenden birisi adındaki gibi toplumsal dayanışma, biri eleştirel psikoloji, biri de meslek hakkı mücadelesi ya da buna hak mücadelesi de diyebiliriz. Yani illaki psikologların meslek hakkı üzerinden değil, genel olarak hak meselesini ele alıyor.

Psikoloji alanı hayatın her alanına dokunan, her alanında var olan bir alan. Biz bir yandan da tarihsel olarak psikolojinin kötüye kullanımından bahsediyoruz. İktidardakiler lehine veya egemenler lehine kötüye kullanımı söz konusu. Öyle olduğunda da psikolojinin egemenlerin, iktidarların veya azınlıkların – azınlıkların derken yönetici azınlığın – lehine değil de daha çok toplumun lehine bir yerden kurulması ve böyle bir uygulama içerisinde yürütülmesi gerektiği fikri, toplumsal dayanışma fikrini oluşturuyor. Aslında psikologlar olarak bizler yapacağımız uygulamalarda, çalışmalarda her daim toplumsal dayanışmayı esas alıyor, bu alanda toplum lehine bir psikolojinin nasıl olabileceğinin tartışmasını yapıyoruz. TODAP’ın böyle bir derdi var.

Bir diğer eksen olan eleştirel psikoloji perspektifi, tam da aslında tarihsel olarak egemenlerin lehine işleyen psikolojinin eleştirisini yapan ve yeni bir psikoloji anlayışı oluşturmaya çalışan bir alanı tarif ediyor. Eleştirel psikoloji, kendi içerisinde birçok farklı yaklaşımı barındıran ama en temelde daha muhalif ve alternatif bir psikoloji anlayışı öneren bir alan. TODAP’ı özellikle son 20-30 yılda gelişmiş olan bu alanda faaliyet yürüten, kendini eleştirel perspektifte gören insanların toplandığı zemin olarak görebiliriz.

Üçüncü nokta olarak da hak yani çalışan hakları veya emek perspektifi diyebiliriz. O noktada da hem bizim psikologlar olarak yaşadığımız hak ihlalleri, emek sömürüsü gibi sorunları hem de diğer başka alanlardaki çalışanlar ile birlikte genel olarak emek meselesini dert ediniyoruz. Bu alanda diğer meslek örgütleri, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarıyla dirsek temasında bulunma, birlikte emek mücadelesi yürütme taraftarıyız. Kısaca TODAP’ın bu üç temel perspektifle bu alanların tümünde de değişik çalışmalar yürütmeye çalıştığını söyleyebiliriz.

 

Peki, bizlere başlattığınız kampanyayı anlatır mısınız? Ne yapıldı? Bizler ne yapmalıyız?

Umut: Bence ona Özge başlasın. Çünkü ilk fikir Özge’den gelmişti.

Özge: Aslında şöyle oldu. Lambda İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği Ruh Sağlığı Komisyonu kuruldu. Bu, oradaki psikolog arkadaşlar, psikoloji öğrencileri, psikolojik danışmanlar ve sosyal hizmet uzmanları arasında biraz konuşulan bir konuydu. Bu kitaplara dair neler yapabiliriz diye çok fazla kişi başvuruyordu. İşte “Ailem şu kitabı okumuş, beni şu doktora götürecek. Ben değişmek istemiyorum. Zaten bunun değişebileceğine inanmıyorum. Ne yapabilirim?” diye çok fazla başvuru gelmeye başlamıştı. Bilmiyorum, belki de o döneme denk geldi. Ama başvurular fazlasıyla artmış, sıklaşmıştı. Lambda olarak zaten böyle bir kitap kampanyası başlatmışlardı. Ama bence burada asıl mesele, ana akım psikiyatri ve ana psikolojinin bunda çok ciddi bir payı olduğu ve artık bu konuyu psikologların, psikolojik danışmanların ve hatta psikiyatri uzmanlarının da sahiplenmesi gerektiğiydi. Aslında bu fikirden böyle bir kampanya başlatma kararı aldık. Ben de bu fikri götürdüğümde arkadaşlar zaten çok hazırdı ve hemen böyle bir çalışma başladı.

Umut: Zaten aslında LGBTİ’lere yönelik bu ayrımcılık meselesi her daim konuştuğumuz, hayatın her alanında sürekli güncel olarak karşılaştığımız bir mesele. Aynı zamanda birçok ruh sağlığı ve psikoloji örgütü de bu meseleyi çeşitli biçimlerde konuşuyor. Aslında bu meselede, kendini nasıl tarif ettiklerinden bağımsız olarak ana akımdan en eleştirel olduğunu söyleyenlere kadar herkes bu ayrımcılığa karşı olduğunu belirtiyordu ki zaten bu artık dünyada çok genel bir durum. Dünyada psikiyatri, psikoloji uygulamalarında zaten ne eşcinsellik ne biseksüellik ne de translık durumu eskisi gibi doğrudan bir hastalık olarak tariflenmiyor. Hatta bu kesinlikle karşı çıkılan bir şey. Ama iş gündelik veya uzmanlıkla ilgili uygulamalara geldiğinde, yani gündelik hayatımızda veya psikoloji uygulamalarında bunun izlerini görebiliyoruz. Bu, her zaman karşılaşılan bir durum; yani bununla karşılaşabiliyoruz, bunu bizzat biz yapmış olabiliyoruz. O yüzden bu, TODAP içinde her daim konuştuğumuz bir şeydi. Zaten bu meseleye dair daha önce de yazdığımız başka şeyler var. Örneğin birkaç sene önce, işte o zamanki Kadın ve Aile Bakanı Aliye Kavaf’ın “eşcinsellik bence hastalıktır” lafının üzerine bizim yaptığımız bir açıklama olmuştu. Yine o zaman diğer başka psikoloji ve ruh sağlığı örgütlerinin de yaptıkları açıklamalar olmuştu. Mevcut belirli bir örnek üzerinden çeşitli kampanyalar ya da açıklamalar zaten yapılıyordu, biz de yapıyorduk. Ama Özge’nin önerisiyle birlikte gelen bu kampanya, sadece ayrımcılığa karşı olduğumuzu, örneğin eşcinselliğin hastalık olmadığını söylemenin dışında daha somut bir şey yapma girişimi; bu sadece bir açıklama yapmaktan daha fazlası. Her ne kadar şu ana kadarki kısım daha çok açıklamayı yaymak ve onunla ilgili ekstra konuşmalar yapmakla geçtiyse de daha sonrasına dair daha somut işler de var.

Burada en temel olarak somut birkaç şey var. Türkiye’de belirli kitaplar ve kişiler var. Bu kitaplar veya uygulamalar doğrudan homofobik ve transfobik unsurlar içeriyor. Bu uygulamaların bir kısmı terapi adı altında da yapılabiliyor. Bu kitapları bildirmek, bu kitapların yarattığı tahribatla ilgili kitabevleriyle ve yayınevleriyle görüşmek, psikologların kendilerinin bunların farkında olmasını sağlamak, hatta böyle kitaplarla karşılaştıklarında “Bakın, böyle kitaplarla karşılaştım ya da bu kitap satılıyor, bununla ilgili ne yapabiliriz?” diye kendi içlerinde de bir farkındalık yaratmak gibi doğrudan bunlara karşı somut bir hareketlenme başlatmak istedik. Yani bu kampanyanın daha önceki yaptığımız şeylerden şöyle bir farkı var. Daha önceden hep açıklama düzeyinde kalan şeyler oluyordu. Bu sefer biraz daha somut bir yere götürelim istiyoruz. Birinci somut adım da bu kitapları belirlemek, bu kitapların kitabevlerindeki raflardan indirilmesini sağlamak, belki de yayınevleriyle görüşülüp bunların satılmamasını…

Özge: Satmamalarını konuşmak. Çünkü herhangi bir kitap değil, yani aslında tedavi olmayan bir tedaviyi vaat eden bir kitap ve gerçekten doğrudan ya da dolaylı olarak bir nefret söylemi de içeriyor. Sonuçta çocukları açıldıklarında ailelerin ilk yaptıkları şey bir tedavi arayışına girmek oluyor. Bu kitaplara da, homofobik ve transfobik söylemleri olan ruh sağlığı çalışanlarının metinlerine de ulaşmak çok kolay. Ailelerin hemen ilk yaptıkları şey internete girmek ya da kitapevlerinden bu tarz kitapları almak oluyor. Aslında böylelikle açılan kişiye çok daha fazla bir zarar söz konusu olabiliyor. Bence zaten bu açıdan da açıklamalar her daim çok önemli. Ama bu kitaplarla ilgili gerçekten ayrıca çalışmak gerekiyor ve bence bütün psikologların da psikolojik danışmanların da konuyu sahiplenmesi gerekiyor. Bir de şöyle bir nokta var. Homofobik olmayan ve gerçekten daha olumlayıcı yönde terapi yapan psikolog arkadaşlarla da “Evet, ben homofobik değilim ve kişinin baskıdan kaynaklı sorunlarıyla ilgili zaten seanslarda görüşüyorum. Orada sadece var olan bir duruma verilen tepkiyle ilgili konuşuyorum. Ama aslında ben seans odasından dışarıya çıkınca da bir şeyler yapmalıyım ki o zaman yaptığım iş amacına uysun. Çünkü diğer türlü, sadece dört duvar arasında kalan bir çalışmaya dönüşebiliyor.” diye konuşmalarımız olmuştu. Terapist olarak çalışan arkadaşlar da aslında bu düşüncelerle bizi çok heyecanlandırmıştı. Bir şeyler yapmak, somut adımlar atmak, bunu daha dışarıya yaymak isteyen birçok insan var.

 

Peki, bu kampanyayı yürütürken karşılaştığınız zorluklar var mı? Varsa neler?

Umut: Aslında birincil sıkıntı, bu bildirinin altında 10 tane imzacı kurum var; yani bu sadece TODAP’ın altına imza attığı bir açıklama değil. Bizim de zaten temel amacımız bunu olabildiğince Türkiye’de psikoloji, psikiyatri alanında faaliyet gösteren diğer kurumların imzasıyla yayınlamak. Çünkü gerçekten söylemde, yani bununla ilgili konuşmaya gelindiğinde bu konuda hemen hemen bir fikir birliği var. Kimse eşcinselliğin, örneğin bir hastalık olduğunu artık kabul etmiyor. Bu tarz kitaplardan bahsedildiğinde bunların tabii ki bilimsel olmadığı, bu kitapların Türkiye’deki akademik veya bilimsel alandan hareketle kurulmuş olan hiçbir kurumda yerinin olamayacağı, zaten bu kitapları yazanların da o tarz kişiler olmadığı söyleniyor. Bu tarz uygulamalar, etik dışı uygulamalar olarak adlandırılıyor. Zaten bu uygulamaları yürüten kişiler de akademik, bilimsel örgütlere kabul edilmiyorlar. O anlamda birçok örgüt bu konuda fikir birliği içerisinde. O yüzden biz de olabildiğince bunu yayalım dedik. İnsanlar somut olarak da varlıklarını göstersinler istedik. Bununla ilgili olarak “Bakın Türkiye’de böyle bir durum var. Ama buna rağmen hala bunu yürütenler var” diyerek en azından mevcut durumu daha net ortaya koymak istedik. Ama bu aşamada şöyle bir zorluğumuz oldu. Mesela öncelikle bu bildiri yazıldıktan ve diğer kurumlara da çağrı yapıldıktan sonra bazı kurumlardan geri dönüş olmadı, bazıları çeşitli sebeplerle imza vermek istemedi. Yani aslında toplamda belki de 25-30 örgüt olması gerekirken bildiriye sadece 10 örgüt cevap vermiş ya da imza vermiş oldu. Bence temel sıkıntılardan, zorluklardan biri buydu ve bu bize zaman da kaybettirdi. Birkaç ay biz sadece imza verilmesini sağlamakla uğraşmak zorunda kaldık. Ama en nihayetinde belli bir büyüklükte olan, Türkiye’deki psikolog ve psikiyatrların büyük bir kısmını temsil eden örgütler de imza veren kurumların içindeler. Bu anlamda gerçekten onlara da teşekkür etmek gerekiyor. Çünkü sorumluluk almayı bilip tutum aldılar. Böylece en azından belirli bir hedefe ulaşılmış olduğunu düşünüyorum.

Başka zorluklar da var. Örneğin bu açıklama, dediğim gibi kampanyanın daha başlangıcı. Şimdi bu kampanyanın devamında hukuksal mücadele düşünülüyor. Aynı zamanda biz TODAP içinde diğer psikologlara yönelik bir kılavuz hazırlıyoruz. Kılavuz, LGBTİ bireylere psikolojik çalışma, terapi ya da danışmanlık yapılırken psikologlar nasıl davranmalı, ne tür müdahalelerde bulunmalı ya da bulunmamalı gibi konuları ele alacak. Bu bittiğinde aynı zamanda insanların önüne somut koyacağımız bir doküman da olmuş olacak. Bir yandan da bu bahsettiğim bilimsel olmayan kitapların somut olarak raflardan indirilmesi hususu var. Ama bu noktada yeterince kamuoyu ilgisi de basının ilgisi de yok. Bunlar bence en büyük zorluklar. Açıkçası kamuoyunda istediğimiz ölçüde karşılık bulamadık.

Özge: Evet, bu tarz açıklamalar yapmak ya da kampanyalar başlatmak da cesaret istiyor. Aslında bu konuya destek veren biri olarak da bir şekilde ters tepki almayı göze almak, homofobi ve transfobiyle mücadele etmek biraz cesaret isteyen bir iş. Ama yine de Umut’un da söylediği gibi gerçekten çok önemli örgütler imza attılar. Bence bu bizim için çok büyük bir adımdı. Artık birçok örgüt birçok dernek söz söyleyebilir durumda. Bu açıdan bunun da yapılan çalışmanın iyi bir çıktısı olarak görülebileceğini düşünüyorum. Şimdi biz zaten hâlihazırda yayınevlerine açıklamalar göndermeye başladık. Bu açıklama metinlerini koymalarını ve o kitapları satmamalarını rica ettik. Çünkü bir yayıneviyle anlaşıldığında o yayınevinin kitabı satma zorunluluğu yok ya da yayınevleri orada bir inisiyatif kullanabiliyor ve kitapları kaldırabiliyorlar. İsim vermek çok doğru olur mu bilemediğim ve çok vermekte istemediğim için isim vermeyeceğim. Ama kitapları kaldırmış yayınevleri de var. Bu anlamda da küçük küçük olumlu gelişmeler de olmuyor değil. Yani zorlanıyoruz, ama olumlu geri bildirimler de alıyoruz. Tabii yine tepki de aldığımız oluyor.

Umut: Bu, hem somut olarak yapılacak şeyler açısından hem de o kitapevlerinin, kitapevi sahiplerinin ve yayınevlerinin yapacakları açısından biraz daha uzun soluklu bir şey olacak gibi. Aynı zamanda şimdi bir de şimdi terapi, tedavi gibi bizzat bu uygulamaları yapanlar var. Aslında onlar bizzat daha vahim gibi. Çünkü onlar belirli bir uzmanlık kisvesi altında yapıyorlar. Uzman olduklarını ve bu uzmanlıkla da birilerini tedavi ettiklerini iddia ediyorlar. Bunu da psikolojinin içinden yapıyorlar. Mesela psikiyatri olarak yapamıyorlar. Çünkü Türkiye’de şöyle bir sıkıntımız var. Tıp psikiyatri doktorları, Türk Tabipler Birliği’ne bağlı oldukları ve bu anlamda Türk Tabipler Birliği’nin bir yaptırım gücü olduğu için böyle bir şeyi bir doktor olarak açıkça yapamazlar. Belki kendi uygulamalarında homofobik tavırlar takınabilirler. Ama en azından tıp doktorları, örneğin eşcinselliği heteroseksüelliğe dönüştürme terapisi olarak geçen onarım terapisi denilen bir tedaviyi açıkça yapamazlar. Çünkü bu durumda Türk Tabipler Birliği onların lisanslarını alabilir. Ama psikologlar için bir meslek yasası, Türkiye’deki psikologların uygulamalarını denetleyecek bir meslek odası ya da bir kurum olmadığı için böyle bir güç yok. Buna dair ancak zarar görüldüğü söylenerek bireysel olarak dava açılabilir. Ama Türkiye’de doğrudan psikologların etik ihlalde bulunup bulunmadığını belirleyecek, ellerinden psikologluk yetkilerini alacak bir mekanizma yok. Böyle olunca da psikolog olduğunu iddia edip – gerçekten psikoloji okumuş olsun ya da olmasın – bir sürü kişi aslında bir sürü etik dışı uygulama yapabiliyor ve ne yazık ki buna dair somut bir yaptırım gücü de olmuyor.

Bu eşcinsellikle ilgili meselede işin içinde çok büyük bir para da var. Bu insanlar bu alanda çok büyük paralar kazanabiliyorlar. Çünkü çok fazla aile bilinçsiz bir şekilde çocuklarını bu sözde tedavilere götürmeye çalışıp bu terapilere dünya kadar parayı akıtabiliyor. Ama bu daha çok bilinçsizlikten, bilmemekten veya korkudan geliyor. Çünkü insanlar bu noktada korkutuluyor ki bu tür kitapların veya tedavilerin yaptığı şey de aslında insanların bu korkusunu kullanmak. İşte bizim burada yapmak istediğimiz şeylerden biri de, en azından bunları teşhir edip hukuki mücadele başlatmak. Çünkü somut denetleyici bir mekanizma olmadığı için en azından biz var olan mevcut üzerinden, örneğin nefret söylemi yasası ya da ne bileyim bireylere zarar verici bir uygulama olması üzerinden çeşitli davalar açıp belki onlar üzerinden bir yaptırım elde edebilmek gibi bir amacımız da var. Uzun vadede bu da bize belirli kazanımlar getirecek. Ama bu da çok zor. Çünkü Türkiye’deki hukuk sistemi gerçekten cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığı konusunda neredeyse hiçbir olumlu şey içermiyor. Sonuç alabileceğimiz herhangi bir hüküm yok; içtihadı zaten fena, yani Türkiye’deki hukuk sisteminin kendisinin homofobik ve transfobik olduğunu düşünürsek onların nasıl sonuçlanacağından emin değiliz. Ama en azından bunun kamuoyunda belirli bir etkisi olacağını düşünüyoruz. Çünkü sembolik bile olsa bu insanların zarar verici uygulamalar yaptığının somut bir şekilde ortaya konulması önemli. Çünkü psikologlar arasında genelde şöyle şeyler oluyor, “ya biz o kişiyi zaten umursamıyoruz; kimse önemsemiyor, ciddiye almıyor. O zaten bilimsel değil” deniyor. Ama o kişi orada o uygulamayı yapmaya devam ediyor ve onlarca kişi bundan zarar görmeye devam ediyor. O yüzden burada bizim zorlandığımız şeylerden biri bu. Biz bu insanları orada bırakıp ne halleri varsa görsünler demenin doğru olmadığını, bu noktada artık bir şey yapmamız gerektiğini söylüyoruz. Ama bir yandan bütün psikologları harekete geçirmek zor. Bunun uzun vadede etki yaratacağını düşünüyorum. Belki de o insanlar bir süre sonra bu kadar cesurca, bilimsel veya psikolog olduğunu iddia ederek böyle uygulamalar yapamayacaklar. Çünkü bu tarz şeyleri Avrupa’da yapmak bu kadar kolay değil; orada gerçekten çok daha doğru düzgün bir kontrol mekanizması ve kamuoyunun takibi var. Böyle bir durumda sizin peşinizi bırakmıyor. Yani Türkiye’de birçok konuda olduğu gibi bu konuda da ne yazık ki insanlar özellikle doğrudan kendine bir şey olmadığı ya da bir yaptırım olmadığı sürece her tür etik dışı uygulamayı yürütüyorlar. Böyle bir durum da var.

Özge: Ki yakın zamanda galiba Amerika’da onların bu terapisine karşı bir kampanya başlatılmış. Yanlış mı hatırlıyorum? Amerika diye hatırlıyorum ama…

Umut: O kitabı yazan kişinin özür dilediğine dair ben bir şey duydum.

Özge: Evet, ama yurtdışında da kitaplar hala çevriliyor veya satışlar devam ediyor. Ama kamuoyu iyi takip ediyor. Bir şekilde ses getiren bir çalışma yaptılar. Umuyoruz bizimki de bu şekilde ses getirecektir. Tabii sadece homofobi ve transfobi ile mücadele değil, burada aynı zamanda cinsiyetçilikle de mücadele etmemiz gerekiyor. Kitapların çoğu aslında erkek eşcinselliğini tedavi etmeye çalışan kitaplar. Bu anlamda da aslında bilimselliği, gerçekten bir tedavi olup olmadığı da ortada. Kitabın kendisi zaten çok açıkça bilimsel olmadığını, böyle bir tedavinin de olmadığını, aslında kendi politik, ideolojik görüşünü yansıttığı bir çalışma yaptığını söylüyor. Aslında önemli olanın bu bilinci de biraz yaymak olduğunu düşünüyorum.

Umut: Aslında bu biraz eğitimle de ilişkili. Bu mesele, sadece psikologların uygulamaları değil. Hepimiz belli bir eğitim içerisinden geliyoruz, psikolojik lisans eğitimleri alıyoruz. Ama Türkiye’deki ruh sağlığı alanında eğitim gören psikologlar, psikolojik danışmanlar, psikiyatrisiler, sosyal hizmet uzmanları; gerçekten cinsiyet ve cinsel yönelim meselelerinin doğru düzgün konuşulmadığı, anlatılmadığı veya çok kaba saba bir şekilde ve çok heteroseksist bir şekilde anlatıldığı lisans eğitimlerinden ve yaşantıdan geçerek meslek hayatına giriyorlar. Öyle olduğunda da çoğu insan bireysel olarak kötü niyetli olmasa bile farkında olmadan veya edindiği eğitim sonucunda, homofobik ve transfobik olmaya ya da o şekilde uygulama yapmaya çok eğilimli oluyor. Ama demin de söylediğim gibi özellikle kötü niyetle çıkar elde etmeye çalışanlar da var. Onları bir yana koyuyorum. Ama bunu birçok insan, birçok psikolog farkında olmadan yapıyor. Çünkü içinden geçtikleri eğitim müfredatı böyle. İşte o amaçla farkındalığı ve bilgi birikimini arttırmak önemli. Bu bahsettiğimiz hazırlanan LGBTİ’lerle psikolojik çalışma yapma kılavuzunun amacı da aslında böyle bir bilgi eksikliğini gidermek, yanlış bilinen şeylerin düzeltilmesini sağlamak ve o boşluğu doldurmak. Belki o zaman, bu boşluk doldurulduğunda daha olumlu sonuçlar da görmeye başlayacağımızı düşünüyorum. Bu anlamda lisans eğitimlerinin de kesinlikle mesele edilmesi gerekiyor. Türkiye’de o da bizim için çok büyük bir sorun.

Özge: Tabii mesela lisansta psikoloji öğrencileri ve yine yüksek lisans öğrencileri, lisans bitirme projelerini ve tezlerini yazarken tez danışmanlarından çok fazla yararlanamadıklarını söylüyorlar. Zaten LGBTİ konusunu çalışıyorlarsa LGBTİ örgütlerine gittiklerini, orada bir şekilde psikoloji mezunu psikolog varsa onlardan destek aldıklarını söylüyorlar. Aslında ek bir danışmanlık alma ihtiyacı duyuyorlar. LGBTİ konusunun geçtiği ya da konuşulduğu bir üniversite çok yok diye biliyorum ki zaten bunun Türkiye’nin eğitim sisteminden de kaynaklandığını düşünüyorum. Mesela Türkiye’de eşcinsellik yasak değil. Yasaklandığı anda zaten kabul edilmiş oluyor. Bu açıdan bakıldığında bu nedenle de yasaklanmıyor olduğu düşünülebilir. Bir yok sayılma, görülmeme durumu da olduğu için sanırım eğitim müfredatına da konulmaması çok da anormal değil.

Umut: Evet, örneğin psikoloji eğitimlerinde cinsellik üzerine cinsel gelişim derslerinde anlatılan şeyler oluyor. Ama mesela bu noktada gerçekten özellikle son yirmi yıldaki teorik gelişimlerden söz edilmeyebiliyor ya da ancak o okulda o alanda çalışan birileri varsa çok nadiren anlatılabiliyor. Ama çoğu okulda, öğrenciler gerçekten bu meseleye dair doğru düzgün, ciddi mevcut teori ve bilgi birikimini öğrenmeden mezun olmuş oluyor ve sonrasında da bir kısmı gidip cinsel terapistlik yapabilir hale geliyor. Çünkü Türkiye’de bunun herhangi bir kıstası yok. Denetleme mekanizması da yok, yani bir cinsel terapist olmanızı engelleyecek bir şey yok. Bunu bu konuda bilginiz olmadan da yapabiliyorsunuz. Ama bu noktada cinsellik denen şeye dair doğru düzgün bir bilgiye sahip olmadan ya da çok ana akım heteroseksist bir bilgiyle yapılır hale geliyor.

Ayrıca Türkiye’de psikolojik hizmeti alabileceğimiz çok nadir yer var. Bunlardan biri devlet hastaneleri. Bazı devlet hastanelerinde belki bir psikologla karşılaşma şansınız var; ama genelde lisans mezunu psikologlar ve gerçekten size sunabilecekleri şeyler ne yazık ki çok az. Bu aslında Türkiye’deki sağlık sisteminden gelen bir şey. Böyle bir durumda siz örneğin bu mesele üzerinden bir psikologla görüşmeye gittiğinizde, size yardım edebilme şansları çok az veya çoğu zaman da aslında olumsuz bir sonuçla karşılaşıp geri dönüyorsunuz. En son böyle bir haber vardı. Trans bir kişi hastaneye gidiyor. Psikolog ya da psikiyatr – hangisi olduğunu tam hatırlamıyorum – “ben senin durumunu doğru bulmuyorum, tasvip etmiyorum, seninle görüşme yapmam, tedavi etmem “diyor. Bunun gibi uygulamalar çok fazla. Çoğu zaman bunlar görülmez ya da duyulmaz durumda, yani insanlar bunu her gün haber etmiyorlar. Çok az kişi çıkıp gerçekten böyle bir ayrımcılığa uğradığının duyurusunu yapıyor veya bunu dile getiriyor. Çoğu insan bunu bir nevi içine atıyor, kabullenip gidebiliyor veya “aman ne uğraşacağım” deyip gidebiliyor. O yüzden içinden geldiği eğitim yaşantısı gerçekten bu meselede, yani bu sorunda çok büyük bir paya sahip. O yüzden aslında oraya da müdahale edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama tabii o çok daha geniş kapsamlı bir çalışma gerektiren bir şey.

 

Peki, kampanyanın devamında planladığınız şeyler?

Umut: Aslında konuşurken birkaç şeyden bahsettik. Ama yani bunlardan birincisi işte hukuki mücadele meselesi, yani özellikle çok açık bir biçimde onarım terapisi veya dönüştürücü tedavi denilen şeyi yapan bazı kişilere veya bu konuda Türkçeye çevrilmiş birkaç kitaba karşı hukuki süreç başlatma gibi bir planımız var. Bunların zarar verici şeyler olduğu üzerine, yani kişisel veya toplumsal açıdan zarar verici niteliği nedeniyle dava açma hakkımız var. Nefret söylemi içermesi nedeniyle veya kişilerin bireysel bütünlüğüne psikolojik bütünlüğüne zarar veriyor olması üzerinden yapabiliriz. Türkiye’de bununla ilgili bir karar yok. Ama Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Psikiyatri Birliği gibi dünyada aslında psikoloji uygulamalarına neredeyse yön veren büyük örgütlenmelerin bu konuda emsal teşkil eden açıklamaları veya kararları var. Örneğin bu dönüştürücü tedavi denen şeyin, yani eşcinsel bireyleri heteroseksüel kişilere dönüştürdüğünü iddia eden tedavilerin kesinlikle bireylerin ruh sağlığını bozduğuna, onları tedavi etmek bir yana aslında çok daha büyük psikolojik tahribatlar yarattığına dair açıklamaları var. Bunlara kesinlikle karşı çıkılıyor. Ama kapitalist piyasa sistemi içerisinde ticari bir faaliyeti tamamen engelleyebilmeniz pek mümkün olmadığından, yüzde yüz engellenmesi mümkün değil. Ancak bilimsel olarak ya da uzmanlık alanı olarak kesinlikle reddediliyor, kabul edilmiyor. Ama bireysel olarak insanların bu tedavileri uygulamasını veya bu tedavilere katılmasını engelleme şansımız yok. Yine de bu örnekler üzerinden Türkiye’de de davalar açılabilir. Bu anlamda bir hukuki mücadele başlatma gibi şansımız var ve zaten bu yazdığımız açıklamada da bundan söz ediyoruz.

Bunun dışında LGBTİ bireylerle psikolojik çalışma yapmaya dair temel ilkelere dair bir kılavuz hazırlıyoruz. O da birkaç ay içerisinde yayımlanmış olacak. Hatta onunla ilgili bir basın toplantısı gibi bir şey de düzenlemeyi planlıyoruz. Bu kılavuzu da hem Türkiye’deki hastanelerde, çeşitli kurumlarda çalışan psikologlara, aynı zamanda psikoloji öğrencilerine sunmak ve böylece en azından yanlış ya da eksik bilinen bilgileri doldurabilmek istiyoruz. Çünkü elimizde bir kılavuzun olması, nasıl davranacağımıza dair bizim için çok daha somut bir hareket imkânı sunabiliyor. Bir yandan onu yürütüyoruz. Bir de daha kapsamlı, bunları bütünleştirecek ortak çalışmalar düşünüyoruz. Örneğin şöyle şeyler var. Geçen sene Onur Yürüyüşü’ne hem TODAP hem Türk Psikologlar Derneği katıldı. Belki bu sene onu daha büyük ve ortak biçimde yapabiliriz. Çünkü bu açıklamada da bize imza veren kurumlar arasında Türk Psikologlar Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Tabipler Birliği, İstanbul Tabip Odası var. Aslında oldukça büyük bir alanı temsil eden kurumlar var. Belki ilerleyen süreçte basın açıklaması vea ortak katılım gibi ortak bir şeyler yapılabilir. Yani temel olarak bunlar var diyebilirim.

Onun dışında zaten her yeni bir durumla karşılaşıldığında, ona dair bir faaliyete de girişebiliyoruz. Bu anlamda Türkiye’deki psikoloji lisans eğitimlerinin nasıl olması gerektiğine dair forumlar düzenliyoruz. Buralarda Türkiye’de lisans eğitiminin bu anlamda cinsiyet, cinsel yönelim meselelerini ne kadar içerdiğine, ne kadar içermesi gerektiğine dair meseleler tartışılıyor. Aynı zamanda çeşitli illerde panel, söyleşi gibi faaliyetler sürekli yapılıyor. Ara ara sempozyum gibi şeyler de yapılıyor. Ama kampanyanın devamında ilk olarak yapacağımız şey, aslında hukuki mücadeleyi başlatmak ve de bu kitaplara karşı yürütmek.

Özge: Ve kılavuzu ulaştırabildiğimiz kadar çok kişiye ulaştırmak. Çünkü bir şeyin yanlış olduğunu söylüyoruz ve onun yerine aslında kendimiz bir çalışma da yapıyoruz. Sanırım bunlar birbirini tamamlayacak diye düşünüyorum.

Umut: Yanlış olan uygulamanın yerine doğru olanın, en azından daha doğru olanın ne olduğunu sunmak önemli. O alternatifi sunmadığımız sürece zaten gerçekten bir değişim yaratmak pek mümkün olmuyor. Bu kılavuz da insanlara alternatif bir seçenek sunmuş olacak diye umuyoruz.

 

Eklemek istediğiniz başka bir şey?

Özge: Meseleyle ilgilenen, meseleyi dert edinen birçok psikolog, psikolojik danışman var. Her zaman TODAP’a ulaşabilirler. Beraber bir sürü çalışmalar yürütebiliriz. Yeni fikirler olabilir. Bu konuya da çok açığız; yeter ki bir şekilde bir araya gelelim. Bunu bir söylemek isterim. Bir de belki şöyle bir şeyi eklemek iyi olabilir. Bazen bize bazı şikâyetler de gelebiliyor. İşte “beni ailem şu veya şu kişiye terapiye götürdü” gibi. Aslında biz bu kişilerle ilgili bu şikâyet mekanizmalarını güçlendirmeye de çalışıyoruz. Tabii bir psikiyatr şikâyet edildiğinde ya da bir psikiyatra yönelik böyle bir yorum yapıldığında daha kolaylaşıyor işimiz. Umut’un da bahsettiği gibi psikiyatrlar için bir denetleme mekanizması var. Ama psikologlar için bu mümkün değil. Belki bu konuda da destek olmak isteyenler olabilir. Bu tarz yanlış uygulamalar yapan kişilerle ilgili neler yapabilir, nasıl çalışmalar yürütebiliriz şeklinde. Eğer bilgisi olan varsa bize her zaman ulaşabilirler.

Umut: Evet, aslında bizim yaptığımız açıklamanın sonunda da herkese yönelik bir çağrımız vardı. İnsanların karşılaştıkları veya başkalarının karşılaştığını duydukları, bildikleri homofobik, transfobik uygulamaların; ayrıca içeriği veya belirli noktaları homofobik, transfobik olan kitapların TODAP e-mail adresi aracılığıyla bize bildirilmesini istemiştik. İnsanlara böyle bir çağrı yapmıştık ki böyle bir durumda biz de kitaplara veya o kişilere, kurumlara karşı gerekli faaliyetleri yürütebilelim. O kurumlara bununla ilgili neden böyle yaptıklarına dair sorular sorulabilir veya en son durumda hukuki mücadele için bu anlamda o şeyi iğneleyebiliriz. Böyle durumlarla karşılaştıklarında todap.der@gmail.com adresinden bize bilgi verirlerse biz hem o kişilere her türlü desteği sunmaya çalışırız hem de o durumla ilgili genel bir çalışma yürütme haline geliriz. Zaten kitabevlerinde görülen böyle kitaplarla ilgili geri bildirimler geliyor. Biz de işte o kitapevleriyle iletişime geçip “bakın, bu kitap böyle bir kitaptır. Bunu bu sebeplerle satmamanızı rica ediyoruz” vs. diyoruz. Tabii ki yaptığımız şey burada rica etmek veya durumu anlatmaktan başka bir şey değil. Ama daha genel olarak, çok vahim durumda olan belirli birkaç kitap var. Çok açık ve net bir biçimde nefret söylemi içerenler var. Şu an onlara dair kesinlikle hukuki mücadele başlatmanın imkânlarını da tartışıyoruz diyelim, öyle bitirelim. Bu anlamda size de teşekkür edelim.

Biz de size teşekkür ederiz geldiğiniz için.

 

Söyleşiyi gerçekleştiren: Zeynep Başak Kütük

 

 

Bulunduğu kategori : Mor ve Gökkuşağı

Yazar hakkında

İlgili Yazılar