Kadınlar İsyanda -

Ayşegül on beş yaşında tecavüze uğramış, “benle evlenmezsen herkese anlatırım” diye tehdit eden yine aynı adama kaçmak zorunda kalmış. Okulunu bırakmış. Ailesi, arkadaşı, komşusu kimse onun sözüne inanmayacağından sesini çıkaramamış, tecavüzcüsüne mecburen koca demiş. Dört çocuğu olmuş. Evliliği boyunca dövülmüş, sövülmüş, korkutulup sindirilmiş. Hasta olduğunda bile kocasından zar zor izinle doktora gidebilmiş. Her türlü işkenceye maruz kaldığı bu ev hapsinde 18 senesini çürütmüş. Yetmemiş, kocası hapishaneyi Ayşegül’e mezar etmekle tehdit etmiş. “Seni bu eve gömücem; seni ne anan bulabilir ne devlet” demiş. Çaresizlikten intiharı düşünmüş, edememiş. Evlere temizliğe gitmiş, çalışmış, didinmiş. Ne dayaktan kurtulabilmiş ne de rahat bir nefes alabilmiş.

Her gün duymaya, okumaya alıştığımız, nerdeyse kanıksadığımız bu hikâye diğerleri gibi sona ermedi. Ayşegül, kocasının yine saldırdığı bir gece kendi ölmemek için kocasını öldürdü. Tıpkı Malatyalı Zekine’nin, Afyonlu Fatma’nın yapmak zorunda kaldığı gibi. Ocak ayında üç kadın hayatta kalmak için kocasını öldürdü. Artık devletin yayınlamayı dahi bıraktığı bir istatistik verisi olmamak için; erkek şiddetinin nesnesi, edilgen cümlelerin sözde öznesi olmamak için; yani çetelede bir çizik yerine kendi hayatlarını kendileri çizmek, hikâyelerini kendileri yazmak için.

Ayşegül bir seneyi aşkın süren davadan nihayet 10 Şubat tarihinde beraat etti. Daha fazla ceza çekmek istemiyordu. Zaten “suçsuz yere on beş yaşında evlenmiş, hiç suçu yokken on sekiz sene çok büyük ceza çekmişti”. Yine kendini, kendi hayatını savunmak için kocasını öldürmek zorunda bırakılan Gülfidan’ın beraatı geçen hafta Yargıtay tarafından onandı. Sistemin, erkeklerin elinde korunmasızlığa, adaletsizliğe terk ettiği kadınlar, öldürmezlerse büyük ihtimalle kendileri öldürülecek olmanın bilinciyle kendi adaletlerinin peşinde.

Kadınlar bir işe girip kendi parasını kazanmak, hafta sonu sinemaya gitmek, beğendiği bir elbiseyi giymek, bir arkadaşıyla buluşup iki kahve içmek, bazen bir çarşıya inmek ya da bu yazının yazıldığı dakikalarda katlinden haberdar olduğumuz, üç kişi tarafından tecavüze uğradıktan sonra bıçaklanan ve cesedi yakılan Özgecan gibi okula gitmek için, bazen de sadece nefes almak için babalarıyla, kocalarıyla, abileriyle, tanımadıkları erkeklerle mücadele etmek zorunda. Bu mücadelenin boyutları bugün erkekliğin yok edilmesinden erkeklerin yok edilmesine geldi. Kadının hayatta kalması için erkeğin yok olması gereken bir noktadayız.

 

İsyan ve mücadele, biz kadınlar için tüm yaşam alanlarını çepeçevre saran erkek tahakkümüyle yaşamanın olmazsa olmaz koşulu. Her birimiz ayrı ayrı, çoğu zaman birbirimizden habersiz, aynı tahakkümün farklı ama benzer biçimleriyle mücadele ediyoruz. Tabii yine her birimiz elinde olan ekonomik imkânların, sosyal çevresinin, geçmişinin, geleceğe bakışının, arzularının ve daha nice etkenin bir araya gelmesiyle, hayatımızı şu ya da bu yana büküyor, kendimiz için şu ya da bu kararı veriyoruz. Hatta bazen erkek egemenliğine karşı verdiğimiz bu mücadele günlük hayatımızın parçası olacak kadar sıradanlaşabiliyor. Bazen kadın dayanışmasının en güzel örneklerini gösterip, birimiz için, erkeklerden hep beraber hesap soruyoruz. Bazense sadece birimizin isyanı hepimiz için bir umut oluyor. Ayşegül’ün, Gülfidan’ın hikâyelerinde olduğu gibi. Tüm bu kadın deneyimlerinin biz feministlere gösterdiği şu: Gücümüz düşmanı çok iyi tanımamız, eksiğimizse örgütsüzlüğümüz.

 

Bulunduğu kategori : Mor ve Gökkuşağı

Yazar hakkında

İlgili Yazılar