İtaat, Boyun Eğme ve Rızanın Nedeni Din mi? -

 

AKP’nin, bazı dinsel pratikleri, başta eğitim sistemi olmak üzere uygulamaya koymasından itibaren sol-sosyalist kesimde dozu giderek artan bir “din-dinsel-dinsellik” eleştirisi ön plana çıkmaya başladı. Bu eleştirilerin doruk noktası, ÖDP-EMEP-KP-HTKP-EHP-Halkevleri ve Haziran Hareketi gibi parti ve oluşumların, politik öncelikler listesinin en başına “Laiklik ve laik eğitim” konularını koyması; bu grupların öncülüğünde ve Eğitim Sen’in de desteğiyle, 13 Şubat tarihinde “Laik eğitim boykotu” yapması olmuştur. Bu boykot ile ilgili düşüncelerimizi daha önce yazmıştık (Damar, 2015).

Laiklik konusunun, evrensel anlamından da koparılarak, sol-sosyalist parti ve oluşumlar tarafından mücadelenin ekseni haline getirilmesinin nedenleri konusunda, bu gruplara yakın akademisyenlerin yazılarında dile getirilen argümanlara bakmak ve bu argümanları eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutmak, tartışmaları ilerletmek açısından yararlı olacaktır, diye düşünüyoruz.

Bu konuda öncelikle Deniz Yıldırım, Erkan Aydoğanoğlu, Önder İşleyen’in yazılarını ele almak gerekiyor. Yıldırım (2014), “Birleşik Haziran Hareketi ve laiklik mücadelesibaşlıklı yazısında; “AKP eliyle yerleştirilmek istenen yağmacı-despotik Saray rejiminin ideolojik çimentosunun dincilik olduğu açık. Dincilik, AKP’nin toplumsal yaşamı düzenleme ve halkı, ama en çok da emekçileri denetleme stratejisinin adı…Laiklik bugün emekçi karakterde bir mücadele gündemidir. Laiklik mücadelesi işçiler madende, inşaatta öldürüldüğünde “kader, fıtrat” denilerek cinayetlerin üzerinin örtülmesini, “kurtuluş”un mümkün olmadığı fikrinin halk arasında yaygınlaştırılmasını; toplumun kanaat etmeye, var olana rıza göstermeye manevi yollarla da zorlanmasını karşısına koyuyor.” tespitini yapıyor.

Aydoğanoğlu (2015), “Laiklik ve laik eğitim” başlıklı yazısında, “Toplumda giderek derinleşen sınıfsal ve kültürel ayrışma, eğitim sisteminin dini kurallara göre düzenlenmesi ve giderek artan dini eğitim uygulamaları ile derinleşirken, bu durum aynı zamanda iktidarın eğitim sistemi ve toplumun geneli üzerindeki baskı ve denetimini arttıran bir işlev görüyor.” belirlemesini yapıyor.

İşleyen ise (2015), “Adım Seslerini Yükseltelim” başlıklı yazısında, “Birleşik Haziran Hareketi (Haziran) ilk barikatını laik ve bilimsel eğitim mücadelesine kurdu. Laiklik mücadelesi, eğitimdeki gericileşmeye odaklanırken, özünde ülkemizin Sünni İslam kuşatması altında faşizme doğru sürüklenmesine karşı kurulan bir barikattı…Haziran, halkı inançlar-mezhepler temelinde tanımlayan yaklaşımların da eleştirisini içeren bir politika temelinde, dinin kamusal alandan çıkartılmasını temel alarak mücadele etti. Bu kırılmanın bir yanı da laikliği –devlet merkezli olmaktan çıkararak- halkın aydınlanma-özgürleşme mücadelesinin parçası haline getirmeyi başarması oldu.” ifadelerini dile getiriyor.

Bu üç yazıda ele alınan temel görüş, AKP hegemonyasının çimentosunun dincilik olduğu; toplumun kanaat ve itaat etmeye, boyun eğmeye ve rıza göstermeye manevi yollarla sevk edildiği; işçi ölümlerinin kader, fıtrat kavramlarıyla açıklandığı şeklinde ve AKP’nin bu politikalarına karşı dinin kamusal alandan çıkartılmasını temel alan bir mücadele hattının örgütlenmesi gerektiği şeklindedir. Yine her üç yazar da, laikliğin, sınıf mücadelesinin bir gereği olduğundan bahisle, laikliği içermeyen bir sınıf mücadelesinin yetersiz olacağını ileri sürüyorlar.

Toplumun, özellikle de emekçi ve ezilenlerin, kapitalizme dolayısıyla da kapitalizmin ülkemizdeki uygulayıcısı olan AKP’ye karşı isyan etmeyip kanaat etmesinin, boyun eğmesinin, itaat ve rıza göstermesinin nedenleri konusunda kuşkusuz çok şey söylenip, yazılabilir. Biz de, AKP hegemonyası konusunda kimi teorik konuları yazı konusu etmiştik (Damar, 2015).

Bu yazımızda, emekçilerin çalıştıkları kuruma ve sisteme onay verme, boyun eğme ve rıza gösterme konusunda hangi argümanları dikkate aldıkları konusunda alanda yapılmış iki bilimsel çalışmanın ve çağrı merkezi çalışanlarıyla ilgili olarak yayınlanan “İnatçı Köstebek” adlı kitabın bulgularından söz edeceğiz.

İlk çalışma, Özdemir’e ait (2000), “Başkaldırı, onay ya da boyun eğme: Hegemonik Fabrika Rejiminde Mavi Yakalı İşçilerin Hikâyesi” başlıklı çalışma.

Çalışma, Adapazarı Toyota otomobil fabrikasında çalışan 425 işçi ile etnografik araştırma yöntemiyle yapılmış. Çalışmada, işyerinde hegemonik bir fabrika rejimi tesis etmeye yönelik, yönetimin ideolojik, teknik ve bürokratik denetim mekanizmaları ile mavi yakalı işçilerin fabrika rejimine ilişkin başkaldırı, onay ya da boyun eğme gibi duruşları incelenmiş.

İncelemeye göre, fabrika içinde yönetim, despotik bir duruştan uzaklaşarak hegemonik bir fabrika rejimi kurmayı amaçlıyor. Yani, incelenen otomobil fabrikası yönetimi, emeğin denetiminde bir yandan despotik rejime ait teknik ve bürokratik denetim mekanizmaları kullanmaya devam ederken; diğer yandan hegemonik bir fabrika rejimine yönelik ideolojik denetim mekanizmaları olarak işçi- yönetici arasında ortak inançlar ve değerler kuran söylemler, formel ve enformel birliktelikler geliştirmeye çalışıyor.

İlk olarak, yeni kurulan fabrikada, çatışmalı güçleri bir arada tutmaya ve rıza yaratmaya yönelik söylemlerin işyerinde birçok alana nüfuz etmiş olduğu; fabrika içinde tüm tavır ve davranışların örgüt kültürüne eklemlenmeye çalışıldığı; yönetici ve işçiler arasındaki sosyal ilişkilerin, sadece ücret zarfı olduğu geleneksel fabrikadakinden oldukça farklı şekillendiği;  fabrikada yönetici ve işçiler arası iletişimin gerçekleşmesi için en temel olan fiziksel yakınlığın kurulmuş olduğu ve işçilerin mavi yakalı üniformasını giyen yöneticilerle sıklıkla üretim hattında görüldükleri gözlemleniyor.

İkinci olarak, çalışma saatleri içinde formel birlikteliklere -brifingler, toplantılar, vb.- sıklıkla rastlanırken, bu birliktelikler, iki taraf arasındaki iletişimi artırmada ‘anahtar’ olarak nitelendiriliyor. Yönetim, fabrika içindeki enformel sosyal birliktelikleri de bağlılık ve ortaklık için önemli bir esas olarak görüyor. Üretim hattının durduğu öğle yemeği ve çay araları gibi zamanlar enformel iletişimler için kullanılıyor. Aynı kafeteryada yemek yemek, yöneticilerin yöneticilerle işçilerin ise işçilerle birlikte olmayı tercih etmesi dolayısıyla, istenilen birlikteliği tam yaratamasa da, çay araları bu ortamı sağlıyor. Yöneticiler, çay aralarında işçilerin dinlenme mekânlarına sıklıkla gelip sohbet ediyorlar. Yöneticiler, geleneksel olarak kabul gören gayri şahsi ilişkinin ötesine geçerek, işçilerin ailevi, sosyal ve ekonomik problemlerini soruyorlar ve dinliyorlar. İşçilerin kişisel yaşamlarından haberdar olmak, yalnızca katılım ve bağlılığı artırmanın bir aracı olarak değil, aynı zamanda üretim süreci için de bir gereklilik olarak önemli bir işlev üstleniyor. Yöneticiler, işçilerin kişisel sorunlarının, bunalımlarının ve sıkıntılarının, özelde kaliteye, genelde ise tüm üretime sorun olarak yansıdığını sıklıkla vurgularken, işçilerin zihninin tüm dikkat dağıtıcı fikirlerden uzak olması gerektiğini dile getiriyorlar.

Fabrika içi ideolojik söylem, iş güvencesinin yokluğu, düşük ücretler ve yönetimin bu konulardaki duyarsızlığıyla, yani bir biçimde işçilere yönelik iktisadi ve siyasal tavizlerle desteklenmemesi nedeniyle meşruiyet kurabilme gücünü ve dolayısıyla hegemonik olma iddiasını bir anlamda yitiriyor. Ne var ki, işçilerin rejime onay vermemekle birlikte ona karşı tümüyle muhalif ve başkaldıran bir tutum sergilemedikleri de gözlemleniyor. Bunun nedeni olarak da şu ileri sürülüyor: Türkiye’de emek pazarının dinamikleri -yapısal işsizlik, fabrika dışı sosyal güvenliğin yokluğu vb.- işçilerin ufuklarını daraltırken, fabrikaya bağımlılığı ve dolayısıyla boyun eğme koşullarını artırıyor. Dolayısıyla, kapitalist fabrikada üretilen ve yeniden üretilen toplumsal ilişkiler, fabrika özelini aşan ve dışarıda bu ilişkileri kuşatan, sınırlayan ve belirleyen iktisadi ve siyasal yapılar içinde anlamlandırılabilir (Özdemir, 2000).

İrdeleyeceğimiz ikinci çalışma, Nurol (2015) tarafından banka çalışanlarıyla yapılmış bir nitel araştırma. “Beyaz yakalılar yönetilmeyi neden kabul ederler? İşyerlerinde tahakküme gösterilen rızanın sosyolojik bir analizi” başlıklı araştırmada, Ekim 2012-Mayıs 2013 tarihleri arasında Ankara ve İstanbul’da banka çalışanlarıyla yürütülen derinlemesine mülakatlardan faydalanılmış.

Araştırmaya göre, beyaz yakalı prototipi olarak bankacının çalışma yaşamının zorluklarına gösterdiği rızanın ardında yatan beş güncel boyut teşhis edilmiştir:

Bunların ilki, rızanın yapısal boyutuna işaret etmektedir ve emek piyasalarındaki güvencesizleşmeyle alakalıdır.

İkinci boyut, fırsatlar boyutu olarak görülebilir. Banka hiyerarşisinde yükselme olanağı ve teşvik amaçlı ödüller çalışanlara ele geçirilmeyi bekleyen fırsatlar olarak sunulmakta ve rızayı beslemektedir.

Üçüncü boyut, etkileşimsel boyut olarak adlandırılabilir. Çalışanlar arasındaki ilişkileri dönüştüren takım çalışması uygulamaları bu kısmın konusudur.

Dördüncü boyut, simgesel boyuttur. Bu boyutta bankaların çalışanlarda bir aidiyet hissi yaratmak için gösterdiği çabalar ve bu çabaların çalışanlar üzerindeki etkisine dairdir.

Son sırada stratejik boyut yer almaktadır. Bu boyutta çalışanların yönetimden gizli bir biçimde hayata geçirdiği, kendilerine daha fazla maddi gelir ve boş zaman kazandıran bireysel stratejiler yer almaktadır.

Üçüncü çalışma ise Özdemir’e ait (2015) “İnatçı Köstebek” adlı kitapta, çağrı merkezi çalışanlarıyla yapılan çalışmanın bulguları. Yazara göre; çağrı merkezi çalışanları üzerinde çok boyutlu ve karmaşık tahakküm biçimleri işliyor. Bunlar;

-Basit ve doğrudan denetim,

-Bürokratik denetim,

-Teknolojik denetim,

-İdeolojik denetim.

Çağrı merkezi çalışanları doğrudan ve bürokratik kurallar ile denetleniyor ama esas yıpratıcı ve yıkıcı olan teknolojik ve ideolojik denetim. Yeni iletişim teknolojileri, denetimi sermayenin bile ufkunu zorlayacak boyutlara taşımış durumda. İşyerleri kameralarla gözleniyor, çağrılar dinleniyor ve çalışanın tüm çalışma süresi saniye saniye bilgisayar denetiminde izleniyor. Bunun yanında ideolojik denetim aygıtları hem vaatkâr hem tehditkâr olabiliyor. Metropollerde, insan kaynakları yönetimi, kariyer ve şirkete güven gibi vaatkâr mekanizmalar kullanılırken, tehditkâr tavır ise sınıf içi çatışma ve işsizlerin varlığıyla hayata geçiriliyor. Taşrada ise ideolojik denetim konusunda modern yöntemlerin yanısıra dindar-muhafazakâr referanslar da kullanılabiliyor. Burada da yine işletmeyi bir aile gibi görme ve itaat etme yaklaşımı ve aileyi koruma saiki ön plana çıkabiliyor.

Çalışanların itaati, boyun eğmesi ve rıza göstermesi çerçevesinde irdelediğimiz bu üç çalışmada ortaya çıkan sonuçları özetleyecek olursak, karşımıza dindar-muhafazakâr argümanlarla hiç de ilgisi olmayan çeşitli denetim mekanizmalarının çıktığını görürüz. Bu mekanizmalar; basit ve doğrudan denetim, bürokratik denetim, teknolojik denetim, ideolojik denetim şeklinde sıralanabilir. Bu denetim mekanizmalarının yanı sıra, emek piyasalarındaki güvencesizlik, sosyal güvenlik sisteminin yetersizliği, yeni bir iş bulmanın zorluğu, işyerinde ve meslekte yükselme umudu, çalışanlar arasında takım ruhu gibi uygulamalar, kendini bir topluluğa ait hissetme, firmanın sembolleriyle özdeşleşme gibi duygular da işçilerin boyun eğme ve itaat etme davranışları üzerinde etkili oluyor.

İrdelemeye çalıştığımız çalışmalarda ortaya konulan sonuçlar, çalışanların itaat etmesinin ve boyun eğmesinin çimentosunun dincilik olmadığını; toplumun kanaat ve itaat etmeye, boyun eğmeye ve rıza göstermeye manevi yollarla sevk edilmediğini ortaya koymuştur. Bu nedenle, AKP’ye karşı mücadelenin ekseninin ve sınıf mücadelesinin olmazsa olmazının laiklik mücadelesinin olduğu iddiasının ispatlanabilir bir gerçeklik olmadığı ve havada kaldığı; otomobil sektörü, bankacılık sektörü ve çağrı merkezi sektörü gibi önemli sektörlerde yapılan bilimsel araştırmalarla, anlaşılmıştır.

Bu nedenle, sol-sosyalist parti ve oluşumların, geçmiş ezberlerini gözden geçirerek, somut koşulları ve ampirik verileri dikkate alarak politika üretmeleri elzem hale gelmiştir. Aksi halde, bırakın büyüyüp kitleselleşmeyi, varolan tabanlarını bile korumaları mümkün değildir.

Kaynaklar

Aydoğanoğlu, E. (2015) Laiklik ve laik eğitim. http://www.evrensel.net/yazi/72925/laiklik-ve-laik-egitim-1 Erişim Tarihi: 01.03.2015

Damar A. (2015) Eğitim Sen de Cambaza Bakıyor. http://alternatifsiyaset.net/2015/02/12/abdullah-damar-egitim-sen-de-cambaza-bakiyor/ Erişim Tarihi: 01.03.2015

Damar A. (2015) AKP hegemonyasının anahtarı din mi, kapitalizm mi? http://alternatifsiyaset.net/2015/01/27/abdullah-damar-akp-hegemonyasinin-anahtari-din-mi-kapitalizm-mi/ Erişim Tarihi: 01.03.2015

İşleyen, Önder. (2015) Adım Seslerini Yükseltelim http://www.muhalefet.org/haber-adim-seslerini-yukseltelim-onder-isleyen-14-13990.aspx Erişim Tarihi: 01.03.2015

Yıldırım, D. (2015) Birleşik Haziran Hareketi ve laiklik mücadelesi. http://www.birgun.net/news/view/birlesik-haziran-hareketi–ve-laiklik-mucadelesi/11847 Erişim Tarihi: 01.03.2015

Özdemir, G. Yücesan (2000a) Başkaldırı, onay ya da boyun eğme: Hegemonik Fabrika Rejiminde Mavi Yakalı İşçilerin Hikâyesi. Toplum ve Bilim 86, Güz 2000

Nurol B. (2015) Beyaz yakalılar yönetilmeyi neden kabul ederler? İşyerlerinde tahakküme gösterilen rızanın sosyolojik bir analizi. İş, Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi. Cilt:17, Sayı 1

Özdemir, G. Yücesan (2000b) . 21.Yüzyılın Proletaryası.  Redaksiyon Dergisi Eki. Sayı: 10 Ankara

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında

İlgili Yazılar