İstanbul Film Festivali Belgeselleri – Aslı Özgen Tuncer -

Bu yılki festival programı hayli heyecan verici zenginlikte bir belgesel seçkisine sahip. Özel olarak belgesele adanmış bölümlerin kuvvetli içeriklerinin yanı sıra festivalin diğer bölümleri de çarpıcı belgeselleri izleyiciyle buluşturuyor bu yıl. Örneğin, ‘Anılarına’ başlıklı bölümde, geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden Avusturyalı belgeselci Michael Glawogger anısına, yönetmenin İşçinin Ölümü adlı belgeseli gösterilecek. Beş farklı ülkeden işçilerin çalışma koşullarını perdeye taşıyan yapım, bol ödüllü sert bir belgesel. Kaçırılmaması gereken bir diğer yapım, Dersim 38 ve 5 No’lu Cezaevi gibi çarpıcı belgesellere imza atan yönetmen Çayan Demirel’in Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte yönettiği Kuzey (Bakur). PKK’ye içeriden ve derinlemesine bir bakış sunan Kuzey, gerilla kamplarındaki yaşama kapı aralarken, kadınların PKK içindeki etkinliğine de ışık tutuyor.

Türkiye’den belgeseller

Türkiye’de belgesel sinema en üretken dönemlerinden birini yaşıyor. Bu yıl İstanbul Film Festivali’nde ilk kez düzenlenen Ulusal Belgesel Yarışması, festivalin en çok merak uyandıran bölümlerinden. Seçki, son zamanlarda Türkiye’de çeşitli hatlarda verilen çeşitli mücadelelere ışık tutan bir dizi belgeseli salonlara taşıyor.

Kameralarını Kobanê’ye çeviren yönetmenler Ömer Leventoğlu ve İhsan Kaçar, Sabaha Doğru’da (Berroj) Türkiye Kürdistanı’ndaki kamplardan birine odaklanıyor. Faysal Soysal ise Kayıp Zamanlar’da Srebrenitsa katliamında yakınlarını kaybedenlerin mücadelesine ışık tutuyor. Ethem Sarısülük’ün başından vurularak hayatını kaybetmesini ve ardından başlayan dava sürecini perdeye taşıyan Haziran Yangını da dikkat çeken yapımlar arasında.

Sinema emekçilerinin 1977 yılında sansür uygulamalarına karşı ve bir dizi sosyal hak talebiyle Ankara’ya yaptıkları üç gün süren yürüyüşe odaklanan Yollara Düştük, “sinemamızın yüzüncü yılında” ne sansür uygulamalarının ortadan kalktığı ne de sosyal hakların iyileştiği bir ortamda, mücadelenin güncelliğini vurguluyor.

Soma’da 301 madencinin hayatını kaybetmesiyle hafızalarımıza kazınan ve hiç sarsılmayacak bir hassasiyetle üzerine durup düşündüğümüz meseleler haline gelen işçi güvenliği, madenlerdeki çalışma koşulları ve madencilerin mücadeleleri, seçkide Soluk belgeseliyle yer buluyor. Yönetmen Metin Kaya, Zonguldak’taki kaçak kömür madenlerine kamerasını çeviriyor. Cihan Savunucu ve Erol Karakaya yönetmenliğindeki İs ise, odun kömürü yaparak geçimlerini sağlayanların hikâyesine odaklanıyor.

Ulusal Belgesel Yarışması’nın en çok merak uyandıran yapımlarından biri Trans*BUT, Türkiye’de trans bireylerin karşı karşıya olduğu insan hakları ihlallerine ışık tutuyor. “Her şey yıkılırken insan hayata nasıl devam eder?” sorusundan hareket eden yönetmen Maria Binder’ın bu belgesel araştırması festivalin kaçırılmaması gereken yapımlarından.

Artık hepimizin gündelik hayatının bir parçası haline gelen kentsel dönüşüm meselesini konu edinen birçok yapım var festivalde bu yıl. Bingöl Elmas imzalı Komşu Komşu! Huuu! bunlardan biri. Yeni yapılan gökdelenler ve lüks sitelerle birlikte mahallelerin değişen dokusuna odaklanan belgesel, “ultra zenginlikle yoksulluğun komşu”luğuna bakıyor.

Kazım Öz’ün son belgeseli Beyaz Çınar, hem ebe hem de ölü yıkayıcısı olarak çalışan Aso Aydoğan’ın hikâyesini perdeye taşıyan Çırılçıplak (Şilfîtazî), Kıbrıs’taki toplu mezarların izini süren Gürcan Keltek yönetmenliğindeki Koloni, Mıgirdiç Margosyan’ın Diyarbakır’dan İstanbul’a uzanan yolculuğunu perdeye taşıyan Gavur Mahallesi merak uyandıran diğer yapımlar.

Dünya’dan belgeseller

Festivalin belgesel kuşağı uluslararası festivallerde gösterilmiş ödüllü yapımların yanı sıra müzik kültürü, sinema estetiği ve kişisel hatıralar üzerinden, yazılmamış tarihe kapı aralayan belgeselleri izleyiciyle buluşturuyor.

Sadece belgesel kuşağının değil tüm festival programının öne çıkan filmlerinden Citizenfour, Edward Snowden’ın “bilgi sızdırma” sürecini perdeye taşıyan bir belgesel. Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi’nin herkesi hukuk dışı yollarla gözetlediğini ve özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini tespit eden Snowden, belgeselci Laura Poitras’ı Hong Kong’da bir otel odasına davet ederek “teşhir” sürecini filme almasını istiyor. Ortaya bir belgeselden ziyade bir gerilim filmi çıkması kaçınılmaz… Giderek güven duygusunu yitiren Snowden’ın yaşadığı psikolojik sıkıntılar ve Moskova’ya kaçış süreci de perdeye yansıyor. Film, En İyi Belgesel dalında Oscar sahibi.

Amsterdam’da düzenlenen dünyanın en kapsamlı belgesel sinema festivallerinden biri olan IDFA’dan büyük ödülle dönen İnsana ve Savaşa Dair, Irak’taki savaştan dönen askerleri perdeye taşıyor. 2015 Berlinale’de Gümüş Ayı’ya layık görülen Sedef Düğme, nevi şahsına münhasır usta belgeselci Patricio Guzman’ın son filmi. Bundan önceki belgeseli Işığa Özlem’de Atacama Çölü’ndeki toplu mezarların izini süren Şilili yönetmen, Sedef Düğme’de yine hafıza ve hatırlama üzerine düşünüyor. Film, okyanusta bulunan iki sedef düğmenin peşinden Şili topraklarında yaşanmış mücadelelere ve yine Pinochet devrine uzanıyor.

Yönetmenliğini Amal Ramsis, görüntü yönetmenliğini ise Necati Sönmez’in yaptığı Kelebeğin İzi Mısır’da Ekim 2011’de gerçekleşen Maspero katliamında hayatını kaybeden 27 Kıpti Hıristiyan gösterici arasındaki Mina Daniel’in öyküsüne odaklanıyor. Kızının anlatımıyla, “Mısır Devrimi’nin Che Guevarası” olarak anılan Mina Daniel’in hikâyesi üzerinden devrimin dinamiklerine, ümitlerine ve hayal kırıklıklarına ışık tutuyor.

Tüm festivalin en merak uyandıran yapımlarından biri olan B Filmi: Batı Berlin’de Şehvet ve Müzik, izleyicileri 1980’lerin Batı Berlin’ine götürüyor. O dönemde çekilmiş buluntu görüntülerden örülü belgesel punk, yeraltı, komün ve işgal mekanlarında gezinen heyecan verici bir yapım.  Weimar dönemi Alman sinemasını merceğine alan Caligari’den Hitler’e özellikle sinema tarihi tutkunlarının kaçırmaması gereken bir belgesel. Faşizmin yükselişini sinema üzerinden analiz eden yönetmen Suchsland, sinema tarihi ile toplumsal tarihin kesiştiği noktadan beslenen heyecan verici bir çalışma ortaya koyuyor. Brezilyalı fotoğraf sanatçısı Sebastião Salgado üzerine Wim Wenders ve oğlu Riberio Salgado’nun çektiği Toprağın Tuzu da merak uyandıran yapımlardan.

Florence Anlatıyor ise aile içi sistematik tacize maruz kalan, bir süre akıl hastanesinde yatan, ardından sanatçı Otto Muehl’in komününe katılan Florence Burnier-Bauer’in yaşamını aktarıyor. Festival kataloğu yazarlarının ifadesiyle, “taciz, direniş ve hayatta kalmanın sözlü tarihi”ni ortaya koyan bir belgesel.

Program için: http://film.iksv.org/tr/program

Bulunduğu kategori : Ruhun Gıdası

Yazar hakkında

İlgili Yazılar