ışid bir (abd, suud, türkiye) tezgâhı mı? – foti benlisoy -

 

İngilizcede malum, “intelligence” kelimesi hem zekâ hem de istihbarat anlamına gelir. Milliyetçi-muhafazakâr zihin dünyası istihbari aklı ulular, neredeyse en üst entelektüel mertebe olarak görür ve kıymet verir. Bu cenahtan yazar-çizer takımı için istihbarat, yani devletin hizmetine koşulmuş akıl, dünü ve bugünü açıklamanın ve anlamlandırmanın en yetkin yoludur. Yani dünya, ancak zincirleme konspirasyon ve istihbari operasyonlar aracılığıyla anlaşılır kılınmaya çalışılır. Kendisiyle yapılan bir söyleşide, “istihbarat savaşı 1071’den beri sürüyor” cümlesini kurmakta bir beis görmeyen Kurtlar Vadisi dizisinin senaristi Bahadır Özdener, bu “kafanın” tipik bir örneğini vermiş oluyor mesela. Başbakanlık danışmanı görevini yürüten malum zatın performansını ya da yandaş denen medyada bolca yer alan akla zarar komplo teorisi örneklerini burada anmaya zaten gerek yok.

Buraya kadar sorun yok. Zira bu “istihbari kafa” milliyetçi-muhafazakâr düşünce geleneğinin mütemmim cüzü adeta. Ancak bu “kafanın” dönüp dolaşıp sola da sirayet etmesi ciddi bir sorun. Bizde tartışma başlığı bilhassa Ortadoğu’ya dairse konu ister istemez “derin” fasıllara, istihbarat servislerine, Ortadoğu’nun bir bataklık olduğu şeklindeki beylik laflara geliyor. Yani istihbari akıl mevzu “bölge” olunca sola dahi tesir edebiliyor. Böylecetarihsel, toplumsal süreçleri komplo teorileriyle anlamaya ve açıklamaya dönük bir eğilim solda da bol alıcı bulabiliyor. Son dönemde sosyal medya mecralarında ve hatta yazılı ve görsel basında sıkça dillendirilen, IŞİD’i ABD’nin bir tezgâhına ya da Türkiye’nin bir taşeronuna indirgeyen yorumlar mesela, tam da bu tesirin bir örneği. ABD ya da Türkiye’nin IŞİD’in gelişimindeki rolünü, mezhepçi şiddetin bölgedeki artışındaki sorumluluğunu tartışmak elbette gerekli. Ancak bu, IŞİD’i iplerini ABD’nin, AKP hükümetinin ya da başka bir melanetin tuttuğu bir kuklaya, yarattığı sonuçlar kolayca geri alınabilecek bir kumpasa indirgemek anlamına gelmemeli.

IŞİD’in yükselişinin ardındaki sebepler aranacaksa, Irak’ı mezhebi bir mezbahaya çeviren emperyalist müdahalecilik siyasetini, bölgesel nüfuz mücadelelerinde mezhep kartını arsızca kullanan bölge güçlerini (bkz. Türkiye), yerel mezhepçi siyasal aktörlerin politikalarını bir bütün olarak hedef tahtasına oturtmak gerek. IŞİD bir kumpasın, bir tezgâhın neticesi olmadığı gibi, zamanı geldiğinde satranç tahtasında harcanacak basit bir piyon da değil. Mezhepçi şiddetin ve IŞİD’in bilhassa Irak’ta taşıyıcısı olmaya soyunduğu Sünni rövanşizminin temellerini hiç değilse son on, belki yirmi yılın tarihinde aramak gerek. Bu, ABD’nin, Suudi Krallığı, Katar, Türkiye (dolaylı olarak İran) gibi bölgesel güçlerin IŞİD’in yükselişinden ve daha genel olarak mezhepçi şiddetin yükselişinden sorumlu oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Sadece bu sorumluluk, basit bir taşeronluk, bir kullanıp atma ilişkisinin eseri değil. Daha karmaşık (kimi “yapısal”, kimi konjonktürel) güç ve tahakküm ilişkilerinin ürünü.

Zamanında çok kişi El Kaide’yi bir Amerikan mamulü, 11 Eylül’ü ise bir neo-con komplosu olarak görüyordu. El Kaide’nin çıkışı ve 11 Eylül, ABD’nin emperyalist müdahaleciliğinin dolaylı bir ürünüydü elbette. Yani ABD, yürüttüğü siyasetle El Kaide tipi küresel cihatçılığın oluşmasının koşullarını önemli ölçüde belirlemişti. Ancak  ABD’yi bu koşulların müsebbibi olarak sorumlu tutmakla 11 Eylül’ü, Bush yönetiminin (kendi savaş politikalarını meşru kılacak) bir komplosu olarak görmek arasında dağlar kadar fark var. Birincisi sistem karşıtı siyasetin alamet-i farikası, ikincisiyse ne kadar radikal görünse de siyaseti kısa devreye uğratan bir bakış. Her köşe başında bir tezgâh aramak, ABD’de 11 Eylül sonrasındaki savaş karşıtı hareketi pasifize eden, soğuran nedenlerden biriydi.

IŞİD’e geri dönelim. Neticede, küresel sistemdeki hegemonya krizini, ABD’nin Ortadoğu’daki göreli geri çekilişini, bu çekilişin bölgesel güçlere alan açıyor oluşunu ve bu bölgesel aktörler arasındaki çok katmanlı ihtilaf ve ittifak ilişkilerini dikkate almayan, bizzat o coğrafyadaki (Suriye-Irak) toplumsal-siyasal dinamiklerin çokluğunu gözardı eden yaklaşımlar, IŞİD’i bir istihbari operasyondan ibaret saymak için elverişli bir fikri tembellik yaratıyor. Fikri tembellikse en çok “düşmanın” işine yarıyor.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar