İran’la Anlaşma: Yeni Bir Ortadoğu mu? -

 

2002 yılında İranlı mülteci muhaliflerin İran’ın Natanz bölgesinde nükleer üretim tesisi kurduğu iddiası ile başlayan kriz, P5+1 ülkelerinin (BM Güvenlik Konseyi Kalıcı üyeleri + Almanya) İran’la anlaşmaya vardığını açıklamasıyla yeni bir aşamaya girdi.

İran Natanz bölgesinde nükleer bir tesis olduğunu kabul etmiş ancak bunun nükleer santrallerde kullanılmak üzere düşük oranda zenginleştirilmiş plütonyum üretmek üzere kurulduğunu ileri sürmüştü. Irak’ın işgalinin hemen ardından İran’la EU-3 (İngiltere, Fransa, Almanya) arasında Tahran Deklarasyonu imzalanmış ve İran, uranyum zenginleştirme çalışmalarını durduracağını taahhüt etmişti. 2005’te Ahmedinejat’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte, EU-3 İran’ın nükleer programlarını tekrar mercek altına altı; çünkü yeni Cumhurbaşkanının nükleer güç konusundaki olumlayıcı tavrı biliniyordu. Nitekim Ahmedinejat, nükleer güç üretiminin İran’ın da hakkı olduğunu BM Zirvesi’nde yaptığı konuşmada da açıkça dile getirmişti. 2006’da BM Güvenlik Konseyi İran’ı nükleer çalışmalarını durdurmaya çağırdı ve çalışmalar durana kadar İranlı işadamlarının yurtdışındaki mal varlıklarının dondurulması ve nükleer çalışmalarda kullanılabilecek malların ihracatını yasaklamak gibi bazı yaptırımlar uygulayacağını duyurdu. 2009’da bu kez Obama, İran’ın uranyum zenginleştirmeye devam ettiğine inandıklarını ve buna hava saldırısı ile karşılık verebileceklerini açıkladı. Aynı zamanlarda İsrail, İran’ı kendisine karşı nükleer silah kullanmakla tehdit etmeye başlıyordu.

2013 yazında uluslararası kamuoyunda daha ılımlı olarak görülen Ruhani’nin Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte ABD ile İran arasında 1979’dan beri ilk kez yeniden görüşmeler başladı.  Kasım 2013’te yaptırımlar ilk kez gevşetildi.  14 Temmuz’da (bugün) ise,  17 gündür aralıksız süren görüşmelerde bir sonuca varıldığı açıklandı. Arkasından İsrail, yaptığı açıklamada “Okula ya da işe gitmek için yeni bir güne uyanan Batılılar yarım trilyon doların terörist bir süpergücün, dünyanın en tehlikeli ülkesinin, ulusları ve insanları yok etmeye adanmış bir ülkenin eline verildiğinin farkında bile değiller” dedi.[1]

İran’a yönelik olarak hiçbir zaman kabul edilmemiş ya da ispatlanmamış olan nükleer güç elde etme çabası iddiası ve buna karşı geliştirilen yaptırımlar, komşu ülkeler başta olmak üzere farklı şekillerde kullanıldı. İsrail, İran’ın bizzat var oluşunu kendisine yönelik bir tehdit olarak görürken, kendi nükleer silahlarını ve saldırganlığını meşrulaştırmak için bir araç olarak da kullandı. Türkiye’nin durumunu anlamak için ise, 2013 Kasım’da İran’a yönelik yaptırımların gevşetilerek 5 milyar dolarlık ithalatın serbest bırakılması ile 17-25 Aralık arasındaki tesadüf olamayacak ilişkiye bakmak gerekiyor.  17-25 Aralık’ta İran’ın ihtiyacı azaldığı noktada Rıza Sarraf’ın (ve muhtemelen çok sayıda benzerlerinin)  Türkiye üzerinden İran’ın parasını döndürdüğü, bunu yaparken de üst düzey seçilmiş ve bürokratlara rüşvet verdiği “iddiası”ortaya çıkmıştı(!).  İran’la ticaretin serbestleşmesinin Türkiye’ye hem sıcak hem de kara para akışında muslukların biraz daha kısılacağı anlamına geleceği, bir rant odağı olarak kısıtlı kaynaklar üzerinde AKP içi kavganın da büyüyeceğini tahmin etmek güç değil.

Diğer yandan, İran’a yönelik yaptırımlar esasen bir rejim değişikliğini zorlayıcı bir unsur olarak da görünüyordu. Batılı ülkeler açısından şimdi bu politikada bir geri adım mı söz konusu yoksa IŞID benzeri örgütler karşısında ABD-İran’ın aynı saflarda olması rejim değişikliği sorununu geri plana mı itti, ilerleyen günlerde göreceğiz.

2016’da Başkanlık seçimlerine hazırlanan Obama ise, Afganistan ve Irak’ta ard arda uğradığı askeri başarısızlıkları anlaşma ve insani destek gibi pratiklerle tersine çevirmek ve hem ABD kamuoyunda uzlaşmacı olarak anılmak hem de Ortadoğu’daki varlığının meşruiyetini korumak istiyor. Bu bakımdan İran Anlaşması’nın ve bunda Obama’nın diplomatik katkısının mirasına olumlu bir etkisinin olacağını düşünebiliriz.

Bugüne kadar Batı rekabetinin yokluğundan faydalanan Rusya’nın Hazar Denizi, petrol ve enerji, ama daha da önemlisi Suriye savaşı sonrası kendisini İran’a yakınlaştıran bölgesel güvenlik gibi stratejik nedenlerle İran’la olan yakınlaşmasını devam ettireceğini de söyleyebiliriz.

Tabii bütün bunlarla birlikte, İran’ın bu yeni anlaşmaya uyup uymayacağını, uymazsa yaptırımların neler olacağını bilmiyoruz. Şimdilik, minimumda anlaşma İsrail ve Türkiye elitleri hariç, herkesin çıkarına görünüyor, ama radikal bir değişikliğe yol açacak gibi görünmüyor.

[1]http://www.theguardian.com/world/live/2015/jul/14/iran-nuclear-talks-deal-historic-vienna-live-updates

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar