İki yıl önce 28 Mayıs’ta Gezi’de… -

 

28 Mayıs akşamıydı. Sabahki saldırılar bir biçimde püskürtülmüş, parkta oldukça büyük bir kalabalık toplanmıştı. O “mini” zaferin coşkusu sanırım hemen herkese sirayet etmişti. Ertesi sabah erken saatlerde gerçekleşecek sinsi saldırı herhalde o saatlerde çoktan planlanmıştı. Bizse bundan habersiz, zafer sarhoşluğu değilse de çakırkeyifliğine kaptırmıştık kendimizi.

O esnada bir arkadaş, “biliyor musun” dedi, “28 Mayıs Paris Komünü’nün bastırıldığı gün aslında.” Yanlış hatırlamıyorsam bir an için bu tarihi referansı minik sahnede etkinliği “sunan” arkadaşa aktarsak mı diye düşündük. Neticede bir devasa mücadelenin bittiği günde, günümüzde küçük de olsa bir başka mücadele filiz veriyordu. Bu fikirle sanırım bir an için “gaza geldik”. Ancak sonra hemen tereddüt edip caydık. Teşbihte hata olmaz derler ama Paris Komünü, gökyüzünü fethe dönük o muazzam girişim karşısında parçası olduğumuz direniş, pek sönük kalmış olmalıydı gözümüzde. Metaforun ağırlığı altında adeta ezilmiştik.

Bu küçücük muhabbet birkaç gün sonra hatırıma geldi. Gelmemesi mümkün değildi. Komün haklı olarak herkesin diline düşmüştü. Ülkenin en büyük şehrinin en mühim meydanının etrafı koca barikatlarla çevrilmiş, kolluk güçleri alanı terk etmişti. Daha birkaç gün önce hiçbirimizin aklından bile geçiremeyeceği şey olmuş, adıyla sanıyla bir komün doğuvermişti.

Düşman ordularının Komünü teslim aldığı o kanlı 28 Mayıs’ı bizimkinden neredeyse 150 yıl ayırıyordu. Ama işte tarihsel süreklilik bozulmuş, sömürü ve tahakkümün o ebedi tekrarında geriye doğru umulmadık bir sıçrama gerçekleşmişti. Önce geçmişe, sonra da geleceğe doğru bir sıçrama. Hani derler ya, “diyalektik” bir sıçrayış.

Geçmiş Komünün o özgürleştirici anısı on yıllar sonra gökyüzünü fethe dönük bir başka girişime, bizim (küçük) komünümüze esin oluvermişti. 150 sene önceki barikatların ışıltılı bulvarlara karşı isyanı, bugün AVM’lere karşı isyana dönüşmüştü. Uzun zaman önce cereyan eden o devrim bize (şimdilik sadece) göz kırpmıştı.

İşte o günlerde fark etmeden “sıçramayı” öğrendik. Yürümek ya da bisiklet sürmek gibi olmalı sıçramak da, bir kez öğrenildi mi istesek de unutamayız. Unutmayacağız da… Tarihin ilerleyişi denen o korkunç tekerrüre bir daha çomak sokacağız.

Bulunduğu kategori : Aklın Belası

Yazar hakkında

İlgili Yazılar