İki, Üç, Daha Fazla Haziran… -

Birincisi, iki sene önceydi. Memlekette 1990’lardan beri gelişen ekolojik yıkıma karşı küçüklü büyüklü yerel direnişlerin oluşturduğu repertuvar mı dersiniz, neoliberal muhafazakarlaşmanın gündelik hayatta yarattığı boğucu karşılık mı, tüm dünyada ekonomik-ekolojik kriz karşısında ayağa kalkan halkların verdiği güç mü, yoksa hepsi birden mi; bir şey oldu ve öfkeliler / gençler /beyaz yakalılar / işçiler / Kürtler / sosyalistler… ayağa kalktı. Toplumsal kalkışma diyemesek de 15 günden fazla süren o direniş, hem yapabileceğimize dair bir güven, kendiliğinden sokak siyasetinin dilini hep beraber öğrenmemizi sağlayarak ortak bir dil yarattı hem de yüksek siyaset katında işlerin o kadar da pürüzsüz gitmediğini açığa çıkardı. Zaten kırılgan olan siyasi mimariyi çatlatamadıysa da, daha da kırılgan hale getirdi.

Şimdi önümüzde iki dönemeç daha var: Birincisi, metal sektöründe grevle başlayıp yasaklanmasıyla devam eden, bir aradan sonra yeniden parlayan, an itibariyle petro-kimyaya da sıçramış olan direnişler. İkincisi ise, 7 Haziran’da yapılacak olan seçimler.

#OBarajYıkılacak

7 Haziran’dan başlayalım: Bu seçim HDP ile AKParasında geçiyor. AKP’nin tek başına iktidar olduğu bir seçenek, önümüzdeki 4 yıl boyunca tek bir seçimin olmadığı amma velakin devasa bir ekonomik krizin bizi beklediği durumda (Ortadoğu’da hayırhah olması beklenmeyen gelişmeleri de hesaba katarak) toplumsal baskının boyutlarının son derece arttığı bir Türkiye demek. Ufak tefek patlamaların devam edeceğini öngörsek de bunların sistemik bir kalkışmaya dönüşmesinin daha da zorlaşacağı ortada.

Peki, HDP barajı geçerse ne fark edecek? Her şeyden önce, AKP’nin antidemokratik baraj ve seçim sistemi nedeniyle başkalarına ait olan 70 milletvekilini çıkartamaması, kim olursa olsun temsilde adalete “biraz daha yakın” sonuçlar elde edilmesini.  İkincisi araştırmalara göre tamamının oyunu alamasa da etki alanını yüzde 35’e doğru çıkartan bir kitle partisinin dinamizminin, üyesi olalım olmayalım siyasette yaratacağı olumlu etkiden mahrum kalmamamızı. Üçüncüsü, yine içinde olunsun olunmasın, verilecek talepler mücadelesinin somut – siyasi karşılıklarının yansıyacağı habitusun güçlenmesini.  Çoğaltılabilir ama bu nedenlerle, Türkiye’nin “küresel ticari entegrasyon merkezi” olması istenmiyorsa zaten ortada başka/reel bir seçenek de olmadığı durumunun da altını çizerek, HDP’nin barajı geçmesi için mücadele etmek gerekiyor. HDP’nin AKP ile ittifak yapıp yapmayacağı sorusu bu noktada; “fark yaratmayan” hipotez. Zira, aynı soru pekala CHP ve MHP için de sorulabilir ve “yaparız, memleketi iktidarsız bırakmayız” diyen, programatik olarak da Türkiye’yi mega projeler çöplüğüne çevirmek konusunda birbirinden aşağı kalmayanların yakaladığı uyuma şaşılabilir.

O bakımdan umalım ve ummakla yetinmeden harekete geçelim ki, ikinci Haziranımız, 8 Haziran olsun.

Metal Direnişi: Uzun Haziran

Metal işçisi, saat ücretleri ve ikramiyelerde zam talebiyle ayakta. Türk-Metal’in imzaladığı toplu iş sözleşmesinden sonra iş başa düştü. Bu hareketin işçinin özellikle MESS ile imzalanan sözleşmenin üç yıl olmaması konusundaki taleplerine kulak tıkayan Türk Metal’e de yönelmesi bir tesadüf değil. Ama sarı olsun olmasın, işçilerin taleplerini aşağıdan yukarıya doğru yansıtamayan, teslimiyetçi sendikaların sonunun er ya da geç geleceğini gösteriyor. Ama mesele Metal Fırtınayla da kalmadı. Nitekim özellikle sanayi sektöründeki işverenlerin hiç eylem olmasa bile kendi işyerleriyle ilgili uzun bir süredir alarm durumunda oldukları biliniyor. Nitekim bugün Petkim işçisi de TİS görüşmelerinin tıkanması üzerine, “her yer Bursa her yer direniş” sloganı eşliğinde ayağa kalktı. Çünkü onlar da, biz de biliyoruz ki, direniş, aynı Gezi’deki gibi, doğası gereği yayılır. Marx’ın yabancılaşma meselesinde anlattığı da budur: Bir kez kırıldı mı, önünde engel olan sendika,  işveren,  hükümet deşifre olduğunda, açılan o gedikten karınca sürüsü gibi gökyüzüne çıkmaya başlar; çünkü artık o; yapabileceğini biliyordur.

Bizler, Haziran’ın doğurdukları ve yeni Haziran’ı umutla bekleyenler; bu üç uğrak arasındaki bağı, ortak deneyim havuzunu ve repertuvarı kuracak olanlarız. Aşağıdan toplumsal mücadeleler mutlaka siyasallaşır ya da sönümlenir. Nasıl siyasallaştığı, kendisini siyasal ilan eden topluluklarla nasıl ilişkilendiğine bağlıdır. Kendisini siyasal ilan eden topluluğun da ezberlenmiş eleştirilerin ötesine geçerek gerçekten siyasal olabilmesi, bu mücadelelerle ne kadar bağı olduğuyla ölçülmelidir artık.

O yüzden; sokağa, sandığa, direniş alanına! Kendi Haziranımızı yaratmaya!

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar