ibrahim öksüz’ün ölümü üzerine – foti benlisoy -

 

İbrahim Öksüz’ün öldürülmesiyle ilgili bilgiler netleşmiş değil. Ortada ciddi bir bilgi kirliliği, senaryolar ve karşı senaryolar var. Böyle bir ortamda bu trajik ölüm hakkında “köşeli” bir yorumda bulunmak, net sonuçlar çıkarmak güç. Mevcut kirlilik ve dolaşıma sokulan ve teyidi mümkün olmayan bilgiler provokatif bir ortam oluşturuyor maalesef. Elbette bunda bu bilgi kirliliğinin şu ya da bu şekilde parçası olan örgütlü yapıların da payı var. Ancak kesin olan ve şimdiden konuşulması gereken bazı “genel” hususlar var.

1- “Siyaset yasağı” kabul edilemez, meşrulaştırılamaz bir otoriter-dayatmacı-tekçi tutumdur. Terkedilmelidir. Bu bakımdan, başka sol-devrimci siyasal oluşumlara hangi gerekçeyle olursa olsun siyaset yasağı koyduğunu öne süren bir yapı solun tamamınca eleştirilmeli, kınanmalı, bu tavrını değiştirmeye açıkça davet edilmelidir. Gerekirse bu yapı belli biçimlerde tecrit edilmelidir.

2- “Siyaset yasağı” koyan, herhangi bir yapının faaliyetini bastırmaya çalışan sol bir siyasal oluşuma karşı şiddetle cevap vermek ciddi bir hatadır; hadiselerin kontrolden çıkmasından başka şeye hizmet etmeyen kaba bir reaksiyondan ibarettir. Yapılması gereken şiddete şiddetle cevap vermek, hatta şiddetin boyutunu tırmandıran bir tutum içerisinde olmak değildir. “Misilleme” anlayışıyla siyaset yasağı koyan oluşumun kurumlarına saldırmak mesela ancak içinden çıkılması mümkün olmayan bir şiddet sarmalına yol açar, açmıştır.

3- Siyaset yasağı tarzı sol içi otoriter-tekçi-dayatmacı anlayışlara karşı en iyi yanıt, kitle çizgisini esas alan meşru, açık, şiddetsiz, kitlesel mücadeleyle yasağı teşhir etmek, yasakçı zihniyeti yalnızlaştırmaktır. Kolay olmayan, belki ancak zamanla sonuç verebilecek bu yol, neticede solun toplamında tekçi-dayatmacı-otoriter tutumların eleştirilmesi, sorgulanması ve terkedilmesi yolunda ciddi bir tartışmayı kışkırtacaktır. Eğer siyaset yasağına karşı bu yol seçilseydi, yasağın teşhiri ve sol içerisinde kınanması için çaba sarfedilseydi hepimiz için olumlu sonuçlar açığa çıkartılabilirdi. Maalesef bu yol seçilmemiş, şiddetin tırmanmasına ve kontrolden çıkmasına zemin hazırlanmıştır.

4- İbrahim Öksüz’ü kimin katlettiğini bilmiyoruz, belki hiç bilemeyeceğiz. Hadisenin devlet kaynaklı (çetelerin dahliyle) bir provokasyon olması pekâlâ mümkündür. Maalesef daha önce yaratılmış “kavga” ortamı ve bunun uzantısı olan bilgi kirliliği, eğer böyle devlet kaynaklı bir provokasyon-eylem söz konusuysa bile bunu geniş kamuoyuna izah etmeyi zorlaştıracaktır. Failler kim olursa olsun, geniş kamuoyu nezdinde solu bir bütün olarak töhmet altında bırakacak bir durum oluşmuştur.

5- Söz konusu olan devlet kaynaklı bir provokasyon girişimiyse dahi, bu provokasyon zeminini dolaylı olarak da olsa hazırlamış oldukları için “mahalle kavgasının” her iki tarafı da bu ölümde belli bir sorumluluk sahibidir. Bu sorumluluğu kabul etmek, nerede yanlış yapıldığını sorgulamak yerine, bilgi kirliliğine, polemiğe, “şehit” edebiyatına sığınmak en hafif tabirle hatadır. Bu hatadan dönülmesi, yapılan yanlışların sorgulanması, hepimiz açısından bir gerekliliktir.

6- Bu aşamada ve yeterli bilgi yokken başka senaryoları tartışmak, anmak bile doğru değil… İbrahim kaybettiğimiz, yaşamı çalınan son çocuk olsun…

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar