İbn Haldun tartışması -

Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 Mayıs 2017 tarihinde İbn Haldun Üniversitesi açılış töreninde yaptığı konuşma, haber sitelerinde ve sosyal medyada İbn Haldun konusunda yoğun bir tartışma başlamasına neden oldu. Erdoğan, “İbn-i Haldun’un eserleri hak ettiği değeri görememiştir” diyor ve şu sözleri ekliyordu: “En basitinden Auguste Comte gibi sorunlu şahısların fikirleri kabul görürken, İbn-i Haldun adeta mahkûm edilmiştir”. Bir yandan Erdoğan’ın açıklaması sosyal medyanın alışılageldik “trolleme”lerine konu oldu, diğer yandan da yapılan tartışmalar İbn Haldun hakkında hem Erdoğan cephesinden, hem de sol-sosyalist muhalifler cephesinden bir dizi yanlış değerlendirme yapıldığını gösterdi.

Öncelikle, Erdoğan’ın İbn Haldun’un eserlerinin hak ettiği değeri göremediği, adeta mahkûm edildiği yönündeki iddiasını ele almak gerekiyor. Türkiye’de olduğu gibi “Batı”da da mahkûm edilen ve eserleri okunmayan biri varsa o da Auguste Comte’tur. Türkiye’de de “Batı”da da İbn Haldun mahkûm edilmek bir yana, uzun yıllardır baştacı edilmektedir. İbn Haldun’un düşüncesi cumhuriyetin en erken dönemlerinden itibaren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde genel kamu hukuku derslerinde, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde siyasal düşünceler tarihi başta olmak üzere pek çok derste inceleme konusu olmuştur. Kâtip Çelebi ve Naima döneminden (XVII. yüzyıldan) beri Osmanlı tarihçileri arasında yaygın olan İbn Halduncu geleneği devam ettiren cumhuriyet dönemi tarihçileri de derslerinde ve eserlerinde bu tarihçi/düşünürün eserlerine yer ayırmışlardır, öyle ki Osmanlı Devleti tarihinin dönemlere ayrılması için ders kitaplarında halen kullanılan beşli dönemleştirme (Kuruluş-Yükseliş-Duraklama-Gerileme-Dağılma dönemleri arasında yapılan ayrıştırma) doğrudan doğruya İbn Haldun etkisinin sonucu olarak müfredata girmiştir.

İbn Haldun etkisi üniversite kürsüleriyle ve akademik yayınlarla da sınırlı kalmamıştır; muhafazakâr, İslamcı, “Baskıcı Jakoben”, liberal ya da sosyalist olarak nitelenebilecek pek çok yazarın kendi İbn Haldun yorumu vardır. İbn Haldun kimilerince “sosyolojinin babası”, kimilerince “modern tarihçiliğin öncüsü”, bazılarınca da tarihsel materyalizmin ya da emek-değer teorilerinin öncüsü kabul edilmektedir.

Erdoğan’ın İbn Haldun hakkındaki konuşmasına sosyalist soldan verilen yanıtların tepkiselliği de incelemeye değerdir. İbn Haldun’un en önemli yapıtı olan Mukaddime’nin Turan Dursun tarafından çevrilmesi ve bu çevirinin 1977’de Sol Yayınları tarafından yayınlanması sık sık vurgulanmaktadır. Sosyalistlerin İbn Haldun’a kayıtsız kalmadığı bir gerçektir, ancak kimi zaman söylendiğinin Mukaddime’nin ilk çağdaş Türkçe çevirisinin aksine Turan Dursun’un çevirisi olmadığını belirtmek gerekir: Daha önce Zâkir Kâdirî Ugan’ın çevirisi üç cilt olarak Milli Eğitim Bakanlığı Şark-İslam Klasikleri dizisinden 1954’te yayımlanmıştı.

Yine sosyalist soldan yapılan İbn Haldun sahiplenmelerinde, İslam düşünce tarihi ile ilgili olarak çok sık yapılan hatalı tespitlerden biri tekrarlanabilmektedir. XI.-XII. yüzyıllarda Gazzali’nin İslam rasyonalist felsefe geleneğini reddetmesiyle başlayan ve daha sonraları İbn Rüşd’ün Gazzali’ye karşı Aristotelesçi rasyonalizmi savunmasıyla devam eden tartışma, XX. yüzyılda eser veren kimi yorumcuların Gazzali’yi bir “mutlak gerici” olarak ele almalarına ve İslam felsefesinin sonunu getirmekle suçlamalarına zemin hazırlamıştır. Günümüzde yapılan kimi yorumlarda İbn Haldun’un İbn Rüşd’ün izleyicisi olduğu ve Gazali’nin “taassubunu” kıran düşünürlerden biri olduğu iddia edilebilmektedir. Bu iddia birkaç açıdan hatalıdır; İbn Haldun İbn Rüşd’ün ya da Aristotelesçi felsefe geleneğinin (Meşşai felsefenin) izleyicisi olmadığı gibi, eserlerinde felsefe, filozoflar ve akılcılık konularında Meşşai filozoflarla taban tabana zıt fikirler öne sürebilmektedir; bir örnek olarak Mukaddime’nin VI. kitabının 30. bölümünde yazılanlara bakmak yeterli olacaktır. İbn Haldun, İslam Aristotelesçilerinden ziyade Gazzali’ye ve onun Fahreddin er-Razi gibi izleyicilerine yakındır. Bütün bunlar, İbn Sina ve İbn Rüşd gibi Aristotelesçi düşünürler ile Gazzali ve Razi gibi düşünürler arasında yapılan tartışmaların bir iyi-kötü tartışması şeklinde ele alınmaması gerektiğini ve İslam düşünce tarihinin son derece karmaşık bir sarmal içinde etkileşimlerle gelişme gösteren geleneklerden oluştuğunu göstermektedir. Sosyalist soldan yazarların İslam düşüncesini ve düşünürlerini anlamak ve anlamlandırma çabalarını seçmeci bir okumayla ve basitleştirici ilişkilendirmelerle sınırlamamaları ve bu düşünce geleneğini bütün karmaşıklığı ve giriftliğiyle ele almaları gerekmektedir.

Son olarak, bir metodolojik soruna değinmek gerekiyor. İbn Haldun hakkındaki temel mesele, Erdoğan’ın belirttiğinin aksine, düşünürün yeterince ilgi görememesi değildir, aksine, “fazla” okunmasıdır. Mukaddime’nin yazarı, klasik siyasal düşünceler tarihi kitaplarının “büyük adamlar” listelerine Farabi ile birlikte dahil edilegelir, adeta İslam düşünürleri arasında bu ikisinden başka “politik düşünür” yokmuş gibi. Mukaddime’yi okuyan bazı düşünce tarihçileri bu yolla İslam düşünce tarihinin “kodlarını çözdüğünü” sanabilmektedir. Bir ya da iki düşünür üzerinden bütün bir düşünce geleneği hakkında sonuçlara varmak kolaydır ancak bu sınırlı incelemeler yoluyla varılan sonuçların sorunlu ve hatalı olma ihtimali de her zaman yüksektir.

İbn Haldun’un eserlerini yerli yerinde, yani toplumsal-iktisadi ve entelektüel bağlamı içinde değerlendirebilmek için “büyük adam” tarihçiliğini de, basitleştirici okumaları da, “şanlı medeniyetimizin büyükleri” arayışını temel alan karşı-Oryantalist (ya da Garbiyatçı) yaklaşımları da bir kenara bırakmak gerekmektedir.

Bulunduğu kategori : Aklın Belası

Yazar hakkında