“hükümet istifa”: sokakta mı sarayda mı? – foti benlisoy -

Bir hükümetin halkın sokaktaki mücadelesiyle geriletilmesi başka, bir “saray darbesi” sonucunda, elitler arası bir çekişme neticesinde irtifa kaybetmesi başka siyasal sonuçlar yaratır. İlk durumda toplumsal muhalefetin eylem ve müdahale kapasitesinde bir genişleme söz konusu olur, mücadeleye atılan ve kendi eylemiyle bir hükümeti sarsan “aşağıdakiler” özgüven kazanır, kendi kaderine sahip çıkma güç ve kararlılığını pekiştirir. İkinci durumdaysa “aşağıdakilere” pek bir şey düşmez. Muhtemelen bir istibdat biçiminin yerini, konjonktüre uygun bir kozmetik müdahaleden geçmiş “yeni” bir istibdat biçimi alıverir. Toplumsal muhalefet güçlerinin AKP’yi sarsan mevcut kamplaşma karşısında seyirci kalmaması gereğinin nedeni işte bu basit ayrım.

Sokakta olunmalı. Ancak hayale de kapılmamalı. Solun sokağı harekete geçirebilme kapasitesinde Gezi direnişi sonrasında muazzam bir sıçrama yaşanmış olsa da onun büyük siyaset sahnesini etkileme, siyasal güçler dengesinde tayin edici değişiklikler meydana getirebilme gücü hâlâ rahatlıkla gözardı edilebilir bir noktada. Böyle bir durumda AKP’yi istifaya çağıran bir sokak muhalefetinin hâkim sınıfın şu ya da bu fraksiyonunca manipüle edilmesi, oluşum halindeki bir alternatif iktidar blokunun enstrümanı haline getirilmesi, yozlaştırılması, dikkate alınması gereken bir ihtimal, bir risk. Mısır’da geçtiğimiz aylarda gerçekleşen Müslüman Kardeşler karşıtı dev kitle seferberliğinin ordu tarafından nasıl manipüle edildiğini, halkın muhtemel zaferinin nasıl “çalındığını” hatırlamak yeter de artar.

Bu riskin (sokakta) nasıl bertaraf edilebileceği hususu, atlanmaması gereken acil (ancak pratikte ve ancak pratikle çözülebilecek) bir siyasal tartışma konusu. Bu tartışmaya bir katkı olsun diye birkaç başlığı (hızlıca ve kabaca) hatırlatmakta yarar var: Meselenin bir yolsuzluk tartışmasına sıkıştırılmasına müsaade etmemeliyiz. “Hükümet istifa” sloganını öne sürmekten çekinmemeliyiz; ancak kuru bir “hükümet istifa” söyleminin yetmeyeceğini, bunun manipüle edilmeye hayli açık olduğunu unutmamalıyız. Tam da bu nedenle AKP karşıtı bulanık tepki ve hassasiyetlere sosyal ve siyasal bir muhteva vermenin yollarını aramalıyız. Mesela yolsuzluk tartışmasını, Türkiye’de sermaye birikim rejiminin merkezi bir öğesi olan inşaat sektörü ve kentsel bölüşüm politikaları bağlamına ısrarla çekmeliyiz. Bu bağlamda “istifa” talebinin yanına, mevcut siyasal ve sosyal egemenlik sistemini zorlayacak, “geçişsel” nitelikteki kimi talepleri muhakkak eklemeliyiz. “Halk iktidarı” gibi soyut formülasyonlardan öte somut, geniş kitleler nezdinde anlaşılır, radikal bir demokratikleşme yönelimine işaret eden “geçişsel” taleplerin formüle edilmesi ve bunların “hükümet istifa” sloganıyla eklemlenmesi bugün acil bir önem taşıyor.

Gezi sonrasında, siyasetin “seçimlerde kime oy vermeli” tartışmasına indirgenmesine köklü bir itirazı dillendiren, radikal ve militan mücadele biçimlerinde, doğrudan demokrasi denemelerinde,  dayanışma pratiklerinde ifadesini bulan yeni bir siyasal enerji açığa çıktı. Kaderimizi tayin edecek olan, bu enerjiyi ve onun yarattığı mecraları geliştirme becerisini gösterip gösteremeyeceğimiz. Gezi direnişinin müsebbibi olduğu ve geniş bir meşruiyet halesine sahip olan bu sokak siyasetini, bu “aşağıdakilerin demokrasisini”, derin operasyon ve komploların siyasetine, “yukarıdan” dizayn edilip sınırları belirlenen “demokrasinin” karşısına dikebilmeliyiz.

İşimiz hayli zor. Mevcut kapışmada ister Erdoğan cephesi galip gelsin ister Gülen cephesi, farklı biçimlerde de olsa gerçekleşecek olan, yeni güç dengelerinin otoriter bir biçimde kurulması ve devlet aygıtının buna göre yeniden şekillendirilmesi olacaktır. Bize düşen, güç ilişkilerinin bunca elverişsiz olduğu koşullarda mücadeleye atılmakta tereddüt etmemek elbet. Sokağa düşmek için sol adına elverişli, müsait koşulların koşulların oluşmasını bekleyecek halimiz yok. Marx’ın hatırlattığı üzere, “mücadeleye en elverişli koşullarda girilseydi evrensel tarihi yazmak çocuk oyuncağı sayılacaktı. Zaten böyle bir durumda, bu tarihin yapısı oldukça mistik olacaktı.” Konjontürün lehimize dönmesini bekleme lüksümüz yok. Yeni bir konjonktürü aktif bir biçimde örgütlemeye cesaret etmeliyiz. Zaten başka şansımız da yok.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar