hdp ve sosyalistlerin yeri üzerine! – cihan çabuk & y. doğan çetinkaya -

HDP’nin özellikle Türkiye’nin batısındaki muhalif mahfillerde gözle görünür bir teveccühe mazhar olması sosyalistler arasında da ister istemez polemiklere neden oluyor. Bunun kabaca iki nedeni var. Birincisi daha önce ÖDP’nin kuruluş sürecinde bir benzerinin deneyimlendiği farklı politik geleneklerin bir araya geliyor olması. Hatta bu örnekte kendi siyasal yapılarını koruyarak farklı siyasal teşkilatların aynı çatı altında birleşiyor olması. İkincisi de bunların etrafında daha çok “çizgisi belirsiz” diye bilinen, daha geniş bir bağımsız kitlenin bu proje ile heyecana kapılması. Yani bir cazibe merkezinin ortaya çıkıyor olması. Yani on, on beş sene önce muhtemel bedelleri sebebiyle Kürt hareketi ile yakın olmayı/görünmeyi bile düşünmeyecek bir kesimin bunu başarmış olması. Bu hem çok anlamlı hem de çok değerli bir olanaktır ve üzerinde durmayı, tartışmayı fazlasıyla hak eder.

Bu noktada Türk(iye) Solunda ikili bir tavrın ortaya çıktığından bahsedebiliriz. Birincisi bu yeni oluşumu “yeni” siyasetin bir gereği olarak kavrama gayretinde olanlar. Diğeri de AKP karşıtı cephenin selameti açısından olaya bakanlar. Biz ilk önce ikincisine bir çift kelam edip, asıl birincisini değerlendireceğiz.

Yerel seçimler yaklaştıkça AKP karşıtlığını “her şeyin üstünde” tutan malum eğilimde hevesli bir HDP-BDP düşmanlığı rahatsız edici boyutlara ulaşmaya başladı. Özellikle İP’nin servis ettiği videoların pek çok sosyalist için bir “maden bulma” hali yaratması çok düşündürücü. Bu ortam kendi açımızdan sağlıklı ve pozitif bir HDP eleştirisine de imkan bırakmıyor. Zira mevcut “eleştirel” duruş muktedir siyasetin algı yönetimi araçlarını aratmayan bir seviyede seyrediyor. Hatta bu kesimler Kürt Özgürlük Hareketi’ni politik stratejisini, taktiklerini, barış ve müzakere sürecinin Türkiye siyasetine ve hatta bölge siyasetine olan katkı ve zararlarını tahlil ederek eleştirmiyorlar. Gördüğümüz daha çok Kürtlere akıl ihsan eden, kibirle “üstten” konuşan bir tarz. Dünyadaki ve bölgemizdeki tüm iktidar ilişkilerinin şifrelerini çözmüş bu zevat kendi ideolojik-politik hatlarını sorgulamaksızın, “yanılgısız bir doğruluk” içinde kendi akıl tutulmamalarına saplanmış durumdalar. Bunlar Kürt Özgürlük Hareketi’nin emperyalizmin kuklası olmasını canı gönülden isteyip çöplüklerinde içleri rahat oturmak isterler. Kürt hareketinin içinden çıkan Gezi karşıtı, milliyetçi bozuk sesler ile adeta mutlu oluyorlar. Allah kolaylık versin!

Oysa hem barış süreci hem de müzakere süreci her ne şekilde olursa olsun sonuçta bir toplumsal hareketin ve onu yaratan iradenin kazanımıdır. Eleştirilmez değildir ama Kürt Özgürlük Hareketi’nin nesneleştirilmesi ve iradesinin yok sayılması kabul edilir bir durum değildir. Zira Kürt özgürlük mücadelesinin taleplerini kabul ettirerek ilerlemesinin Türkiye toplumu açısından anlamı büyüktür. Kürtlerin eskisinden daha fazla siyasal ve kültürel hak ve özgürlüklere sahip olması tüm Türkiye toplumu açısından daha fazla özgürlük anlamına gelecektir. Barış elbette tek başına müzakerelerle gelmez. Arzu ettiğimiz gerçek bir toplumsal barış için, Kürtlerin özgürlük ve demokrasi taleplerinin toplumun geniş kesimleri tarafından meşru kabul edilip içselleştirilmesi gerekir. Bu noktada her fırsatta Kürt özgürlük mücadelesinin yanında yer almalı ve bunu açıkça göstermeliyiz. Halkların kardeşliğinin gerçek anlamda inşası emekçi halkların mücadelesinin de ayrılmaz bir parçasıdır. Nasıl ki patriarkanın yıkılmasını ve ekolojik kurtuluşu kapitalist sömürüden teorik zemin dışında ayrıştıramazsak, etnik ve ulusal sorunu da sınıf mücadelesinden ayrı ele almak imkanımız pratikte yoktur. Mücadelemiz bütünlüklü olmak durumunda

Sol olarak Kürt hareketini tartışmak, başta Rojova olmak üzere bölge bağlamlı bir perspektif inşa etmek, eleştirel dayanışmanın içinde olmak, hem çok değerli bir politik tutumdur, hem de Kürt hareketine sahici bir katkı sunmanın esasa dair kısmıdır. Bu desteğin eleştirel kısmı, mücadelenin sadece ulusal kurtuluşla (asgari kimlik mücadelesinin yeterli olmayacağı) son bulmayacağı, ulusal kurtuluşa eşlik edecek bir toplumsal kurtuluş (sınıf mücadelesi) perspektifiyle tamamlanması gerektiği vurgusudur. Bu destek ilişkisinin mahiyetini şekillendirecek taktiksel adımlar bu genel stratejik yaklaşımın içerisinde belirlenir. Kürt hareketinin gerek Sol ile tarihsel bağları gerekse de yükseldiği sınıfsal taban bu stratejinin üzerine bina edileceği kesişen kümedir.

Gelelim bardağın boş yanına, yani HDP’ye. Bazı arkadaşlarımız HDP’nin programının sosyalist olmadığından dem vurmuş. Biz ona takılmadık. Programatik/teorik tartışmaların önemli olduğunda hemfikiriz ama şükürler olsun ki idealist de değiliz. “İlk önce söz vardı” diye düşünmüyoruz. Keza yeterince kendine sosyalist/komünist diyen tanıdığımız var. Böyle örgütler gördük, deneyimledik. İnanın çok bir fark yaratmıyor. Başkalarının Kürt hareketinde tespit ettiği gibi sosyalistleri de an itibarıyla bir kimlik grubu olarak görüyoruz. Toplumsal bir tekabüliyeti olan bir örgütlenme ve sınıfsal hareketten bahsetmek mümkün değil. Kürtlerin en azından bir hareketi var!

Lakin HDP “batı yakası”nda uzun soluklu derinlikli bir mücadele hattının ürettiği bir ihtiyaç sonucu kurulan bir parti değil. Kürt Özgürlük Hareketi’nin başarısız olduğu bir bölgede, hem ulusal hem de bölgesel düzeyde yaşadığı sıkışmışlığa deva olması için düşünülen araçlardan bir tanesi olarak gündeme geldi. Yani bir nevi bir “proje” partisi. Aslında şu anki Kürt Hareketini yaratan da bir partinin on yıllardır süre mücadelesi. Bunda bir beis yok. Ancak bu projenin gerçekleştirilmesi hareket açısından pratik olarak mümkün değil. En azından kendi siyaset geleneğinde yapısal bir makas değişimi yapmaz ise. Zira an itibarıyla bırakalım HDP’yi, BDP dahi (bunda KCK operasyonları sonucu binlerce insanın içeriye alınmasının da etkisi olsa da) gerek Kürt olmayanlara gerekse de Kürdistan dışındaki Kürtlere siyaset götürmekte, onları siyasallaştırmakta başarısız. Zira bunun için kendi gettosunu aşan bir siyaset inşasına soyunması, kendi ezilmişliğini diğer cinsiyet, ekolojik ve sınıf merkezli ezilmişliklerle birlikte harmanlaması ve bu siyaseti toplumsallaştırması gerekir. Elbette bunun yapıldığı iddia edilecektir. Ancak bu tür farklı duruşları olanların bir araya gelmesi böyle bir toplam ortaya çıkarmaz. Bu anlamda bir birliktelik ÖDP sendromu yaşamışlar için kötü bir tekrardan ötesini işaret etmiyor ne yazık ki: Bazı sol örgütlerin taktiksel birlikteliği ve vitrindeki ‘celebrity’ler.

Kuruluşu da buna işaret ediyor. HDP’nin Gezi’yi sahiplenerek ortaya çıkması Kürt hareketine yönelik kasti itibarsızlaştırma hamlesini boşa çıkartması anlamında çok değerliydi. Ancak diğer yandan Gezi ile açığa çıkan enerji ve yeni siyasal olanakla ilişkisi baştan itibaren klasik sekter yapılanmalardan bir farklılık arz etmedi. Zaten forum, işgal ve benzeri alanların içinden kendini kurmak yerine yukarıdan aşağıya bir proje olarak lanse edildi. Evet, Türkiye’nin demokratikleşmesi Kürt hareketi önderliğinin tespit ettiği gibi içinde bulundukları sıkışmışlığı aşmak için çok önemli bir ihtiyaç. Türkiye’nin eski ve yeni muktedirleriyle bir müzakerenin sınırları da belli. Suriye, Irak ve İran’daki dengeler ise hep aleyhte. Bir Türkiye hareketi olarak Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye’de güçlenecek bir Sola yapısal olarak bir ihtiyacı var. Ancak bunun ÖDP sürecinin gösterdiği gibi siyasi sihirbazlıklarla olmayacağı da bir o kadar aşikar. Trajedi ise eski ÖDP’deki baş sihirbazların, siyaset erbap ve esnafının HDP’de de ön saflarda yer alıyor olmaları. 20 yıldır ezberlediğimiz “yeni,” en “yepisyeni” siyaset projelerini çok iyi tanıdığımız abiler, amcalar hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı düşünülen Türkiye’de içeriğine vakıf olmadığımız o eski “yeni”yi anlatmaya devam ediyorlar.

HDP projesinin en önemli yapısal problemi ise toplumsal tekabüliyeti ve gerçekliği olmayan örgütlerin bir ittifakı olmasıdır. Zira yukarıda belirttiğimiz gibi Türkiye’de Sol bir aydın ve kimlik hareketidir. Toplumsal ve sınıfsal bir harekete sahip değildir. İmha ve inkar koşullarında örgütlenmiş bir hareket ile tabelaların bir araya gelmesinden bir mucize beklemek Gezi’ye kaldıramayacağı bir sorumluluk vermektir; naiflik değilse. Bir zamanlar toplumsal hareketlerin alternatif küreselleşme tartıştıkları forumlara Türkiye’den giden kendilerinden menkul siyaset temsilcileri geldi aklımıza. Kürtlerin imha ve inkar koşullarını kısmen berhava ettikleri bir ortamda başka bir siyaseti örgütlemeleri gerekiyor. Ancak bu elbette zor bir görev. Zira hali hazırda Rojova’da sürmekte olan devrime dahi kendi hareketini tam anlamıyla motive edebilmiş değil. Ne yazık ki, batıda demokratik güçlü bir hareketi ortaya çıkarmak için zor süreçlerden geçip gelmiş bir gelenek çok kolaycı bir yola saplanmış durumda. Kısa zamanda teşkilatlar arası dükkan kavgası ve “bağımsız” yüzlerce kocaman ego bu enerjiyi tüketecek gibi gözüküyor.

Bir de bir türlü “normalleşemeyen,” “demokratik düzenini kuramayan” Türkiye’de, HDP’yi bu “normalleşme mücadelesinin” aktörü olarak konumlandıranlar var. Valla biz an itibarıyla, kapitalizmin nüfuz etmediği bir siyasal, toplumsal, iktisadi ve kültürel ilişkinin/düzenin yerküre üzerinde marjinal ve tali olduğunu düşünüyoruz. Var olan rejimlerin de (başka bir yazıyı gerektirse de) o ülkelerin burjuva demokratik düzenleri olduğunu söylüyoruz. Bunlar arasındaki farklar da özgül toplumsal hareketler ve sınıf mücadelelerinden kaynaklanıyor. Ulaşılması gereken ideal bir burjuva düzeni, kertesi, aşaması (her nesi ise) olduğuna inanmıyoruz. Bir araya gelmek, devrimci dayanışma elbette güzeldir ama yukarıda vaaz edilen anlamda bir “birleşik cephe,” “demokratik cephe” gerekliliği yoktur.

Velhasıl kelam, Kürt Özgürlük Hareketi ve HDP ile omuz omuza olmak, mümkün olan her zeminde yan yana yürümek solculuğun bir gereği. Gizli CHP’lilerdeki Kürt hareketi alerjisini anlamak mümkün değil. İbretle izliyoruz. Kürt hareketinin içinde bulunduğu sıkışmışlık durumu ve ihtiyaçlarını anlıyoruz. Türkiye’nin demokratikleşmesi Kürt hareketinin elini güçlendirecek önemli gelişmelerden bir tanesi olacaktır. Bu da Kürt Özgürlük Hareketi’nin de ifade ettiği gibi AKP ile değil ancak Solun yükselmesi ile gerçekleşebilir. Ancak bunun için Türkiye’nin batısında gerçek toplumsal hareketlerin örgütlenmesi, bunların sistem karşıtı bir anlayışla ilişkilendirilmesi ve solun toplumsallaştırılması gerekiyor. HDP’nin ortaya çıkış tarzı, yürüdüğü yol, kullandığı araçlar, bunları ortaya çıkarmaktan ziyade ket vuracak bir yüksek siyaset dünyası yaratıyor. Sosyalistlerin yeri bundan dolayı yüksek siyaset koridorları değil, tutarlı bir politik hattın inşası ve toplumsal hareketlerin ihyası için sokaklardır.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar