HDP Mitinglerindeki Türk Bayrağı? – Y. Doğan Çetinkaya -

HDP seçim kampanyası içinde Türk bayraklarının dalgalanması birçoklarınca HDP’nin “Türkiyelileşmesinin” göstergelerinden bir tanesi olarak kabul ediliyor. Ancak bu konuda özellikle Türk solundan bir takım serzenişlerin yapıldığı da gözlerden kaçmıyor. Deniliyor ki aynı bayraklar Türk solunun mitinglerinde arz-ı endam etse solun ne milliyetçiliği ne de faşistliği bırakılırmış. Oysa HDP mitinglerinde Türk bayrağı sallanması milliyetçi sembollere alerjisi olanlar tarafından bile hayırhah bir şekilde değerlendiriliyormuş. Burada bir tür çifte standart veya tutarsızlık olduğunun altı özellikle sosyal medyada sıkça çiziliyor.

HDP’yi sadece Kürt Özgürlük Hareketi’nin yasal siyasal partisi olarak görmek bu partiye bir nebze haksızlık etmek olacaksa da onun bu partinin temel dinamiğini oluşturduğu söylemek çok yanlış olmaz. Kürt Özgürlük Hareketi ve onun örgütsel ifadesi olan birçok unsur tarihi boyunca devlet ve onun güvenlik aygıtıyla mücadele ederek büyümüştür. Mücadele ettiği devletin, resmi ideolojisinin ve milliyetçiliğin de en önemli sembolü de bayrak olagelmiştir. Sayısız milliyetçi hezeyan sırasında, 6-7 Eylül olaylarında mesela ya da linç girişimlerinde, bayrak Kürtleri ve diğer başka muhalifleri dövmenin temel sembolü olagelmiştir. Burada bayrağın nasıl icat edildiğini, egemenler tarafından nasıl kullanıldığını uzun uzun anlatmanın gereği de yok. Hrant’ın katillerinin polisle bayrak önünde çektirdiği fotoğraf hâlâ gözlerimizin önündeki tazeliğini ve anlamını koruyor.

Türkiye tarihinde bayrağın sol tarafından sahiplenerek sisteme ve egemenlere karşı kullanılmaya çalışıldığı, tersten sahiplenildiği örnekler de yok değildi elbette. 68 Hareketi bunun önemli uğraklarından bir tanesiydi. Mustafa Kemal yürüyüşleri, Türk bayrağıyla gerçekleştirilen gösteriler, mitingler vs. Ancak bayrak ne 15-16 Haziran’da işçileri, ne de giderek radikalleşen ve ikinci kurtuluş savaşını verdiklerini düşünen gençleri koruyabilmişti. Nitekim sonunda 68, kendi gerçek sembollerini bütün unsurlarıyla sistemi, devleti, ordusunu ve sembollerini karşısına alan eylemler içinde yaratmıştı. 1980 yenilgisinden sonra da bu sefer yeniden solun güçsüzlüğünün de etkisiyle özellikle memleketin batısında sıradan insana ulaşmayı kolaylaştıracak ya da kendini meşrulaştırmayı mümkün kılacağı düşünülen ulusal değerlere atıfların arttığına şahit olduk. Yükselen milliyetçiliğinin veri olduğu bir ortamda insan içine çıkarak siyaset yapmanın bu tür sembollerle barışarak gerçekleşebileceğinden dem vuran çokça eğilim peyda oldu. Ancak İşçi Partisi örneği bu tür bir hattın illa ki kitleselleşme getirmeyeceğinin en önemli kanıtını teşkil etti. Kaba bir pragmatizm ile olaya yaklaşsak bile.

Bayrak tartışmasını bir kez daha yeniden Gezi’de yaptık. Gezi ayaklanması sırasında insanların barikatlara Türk bayraklarıyla gelmesi yine benzer bir sembol tartışmasını gündeme getirdi. Hatta TKP Gezi sonrası yayınladığı 18 maddelik “Haziran için Eylül Tezleri”nde ay yıldızlı bayrağın artık “bizim” olduğunu ilan etti. Elbette insanların kendilerinin kabul ettikleri bayrakla isyan etmeleri, ona başka bir anlam atfetmeleri yukarıda andığım olumsuz örneklerden farklıydı. Ancak bu tavrın kendiliğinden bir şekilde demokratik bir rotaya giremeyeceği kısa bir süre içinde ortaya çıktı. Gezi çok kısa bir süre içinde pragmatist bir “bas geççiliğe” mahkum olmakla kalmadı, hatta Fethiye saldırılarında olduğu Gezi sembolleri bile milliyetçi linç girişimlerinde kullanıldı. Yani laiklik, cumhuriyet, bayrak, aydınlanma gibi olguların kendiliklerinden sol bir yoruma yol vermeyecekleri kısa bir sürede ortaya çıkmıştı. Bu mümkünse bile bunun için mücadele etmek gerekiyordu. Oysa ki beklenen bu sembollerin kullanılmasıyla kendiliğinden bir neticenin hasıl olmasıydı. Ne yazık ki olmamıştı. Aynı suda sürekli yıkanma isteği, siyasi kolaycılık, sihirbazlık istenci galip gelmişti. Sonuç itibarıyla Gezi ayaklanmasının milliyetçi bir renge bürünmesi engellenmişti ve Türkiye tarihin en önemli kitle ayaklanmalarından bir tanesi öyle ya da böyle solun ellerinde kalmıştı. Hiç kimsenin askeri olmama iradesi muzaffer olmuştu. Yani bayrakları ile gelen insanlar bambaşka bir deneyim yaşamışlardı. Gezi’de bayraklar olduğu için gelmemişlerdi, kendileri neyse öyle geldikleri için bayrak da onlarla gelmişti. Ve sonunda parklarda, forumlarda başka insanlar olmuşlardı. Bazı siyasi partiler farklı sonuçlar çıkarmış da olsa yaşananların bayrak ile bir alakası yoktu.

HDP mitinglerinde dalgalanan Türk bayrakları ise hem kategorik hem de sembolik olarak farlı bir olgu. Kürt Özgürlük Hareketi’nin daha önceki parti deneyimlerinde Türk bayraklarının indirildiği hadiselerin yaşandığı bugün herkesin hafızasındadır. Bugün Türk bayraklarının HDP mitinglerinde yer almasını basitçe Türkiyelileşme sürecinin bir parçası ya da seçim taktikleriyle değerlendiremeyiz,doğru da olsa. Zira bu hareket Kürdistan coğrafyası göz önüne alındığında zaten Türkiyeli bir hareketti hep. Ama bayrağın temsil ettikleriyle savaşmıştı. Aslında HDP mitinglerindeki bayrağı inkar ve imha sürecini durdurmuş bir hareketin olgunluğunun ve özgüveninin bir sonucu olarak görmek gerekir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarihinin başka bir aşamasına geçildiğinin de bir nişanesi. Bu açıdan bakıldığında Türk bayraklarına dikkat çekilmesi, altının çizilmesi, belki de gereğinden fazla öne çıkarılması sembolik açıdan önemli. Yine Türkiye’deki farklılıklara vurgu yapan bir partide belki de bu farklılardan bir tanesini temsil ediyordur. Bu anlamda HDP’nin eleştirilmesi gereken ve başka bir yazının konusu olabilecek, farklılıkları bir raftaki kavanoz gibi kullanan siyasetinin bir unsurudur. Ancak yazının başına dönecek olursak ne olursa olsun Türkiyeli sosyalistlerin mitinglerinde arz-ı endam edecek bayraktan farklıdır. Elbette Gezi’de olduğu gibi insanlar bayraklarını alıp gelebilirler. Ancak Türk sosyalistleri mevzu bahis olduğunda bu öne çıkarılacak, altı çizilecek bir husus olmayacaktır. Olmaması gerekir. Hatta medet umulacak bir taktik hatta strateji hiç olmamalıdır. Bundan dolayı serzenişte bulunan arkadaşlar kusura bakmasın milliyetçilikle mahkûm olunurlar.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar