hatırlamak, anlatmak, mücadele etmek için bak – aslı özgen tuncer -

DEPO’da devam etmekte olan Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK sergisi, genel tabiriyle bir toplumsal hafıza projesi. Kenti anlamak için ona bugünden bakmak, fakat bugünü geçmişle ilişkisi üzerinden anlamlandırarak toplumsal hafızaya vurgu yapmak sergiyi oluşturan işlerin ortak noktası.

Dört farklı kentten yirmi dört gencin bir araya gelerek ürettiği işlerin yer aldığı serginin arkasında uzun soluklu bir proje süreci yatıyor. Anadolu Kültür ve Diyarbakır Sanat Merkezi tarafından koordine edilen BAK projesi kapsamında Batman, Çanakkale, Diyarbakır ve İzmir’den 18-26 yaşları arasındaki gençler bir sene boyunca atölye çalışmaları için bu şehirlerde bir araya geldiler. Bu atölye ziyaretleri esnasında kentleri tanımak için çeşitli görüşmeler ve geziler yaparak keşfettikleri hikayeleri, kendi seçtikleri yöntem ve mecra yoluyla anlatmaya giriştiler. İçerik tasarımında, özellikle sergideki filmlerin ve fotoğrafların danışmanlığı alanında Geniş Açı Proje Ofisi ve docistanbul’un katkısı bulunuyor. Sergideki 11 iş, böyle bir sürecin ürünü.

Birey, toplum ve mekân arasında bellek

BAK sergisinin genel olarak belleğin bireyselliği, toplumsallığı ve mekansallığı arasındaki çok yönlü ve çok katmanlı ilişki üzerine düşündüren işlerden oluştuğunu söylemek mümkün. Örneğin sergideki fotoğraf çalışmalarından biri olan Hatırla, kentin hem bireysel hem toplumsal bir hafıza mekânı olarak düşünülebileceğine vurgu yapıyor. Geçmişte hatıra fotoğrafı çektirmek için seçilen mekânların bugünkü hâllerinin peşine düşen Hatırla, kentlerin geçirdiği dönüşümü ve turistik mekânların algılanışındaki değişimleri gözler önüne seriyor. Kişisel arşivlerden toplanan ve sergi kapsamındaki kentlerin; Batman, Çanakkale, Diyarbakır ve İzmir’in geçmişteki görünümlerini bugünkü hâlleriyle bir araya getiren fotoğraflarda, kimi mekânların çarpıcı bir değişime uğradığı görülebiliyor. Kimi mekânlar ise artık yok. Bu bulunuş/yok oluş ikiliği üzerinden kentin toplumsal belleğine vurgu yapan Hatırla, bugünü de kayıt altına alarak tarihselleştirme gibi bir amaca da hizmet etmiş oluyor.

Serginin kent olgusu etrafında şekillenen temel odağı, doğaya ve kırsala dair birçok izlenimi de kapsamına almasının önünde engel değil. Örneğin, sergideki kısa metraj belgesellerden biri olan Ali Özkan ve Arif Temel imzalı Dicle, nehri çevreleyen doğanın belleğine vurgu yapıyor. Nehir üzerinde barajların inşa edilmesinin ardından Dicle havzasında meydana gelen ekolojik değişimleri perdeye taşıyan belgesel, değişen doğanın bölgede yaşayanların gündelik yaşamları üzerindeki etkisine odaklanıyor. Ekolojik bir olguyu kişisel öykülerden yola çıkarak anlatmayı seçen belgeselde Dicle Nehri, insan eliyle yapılan tahribat karşısında her daim iyileşmeye çalışan doğanın güçlü bir metaforuna dönüşüyor.

Yeniden keşfetmek, yeniden yazmak

Sergideki bir diğer fotoğraf çalışması Bir Rüyaya Yolculuk, yine toplumsal ve bireysel bellek arasındaki sınırların bulanık sularında geziniyor. Eser, Diyarbakır’da yaşayan Ruşen Kapçak’ın, 1980’li yıllarda cezaevindeki babasının annesiyle olan mektuplaşmalarının keşfine dayanıyor. Saklı tutulan bir hatıranın yeniden keşfedilmesinden doğan çalışma, bu hatırayı anlatmak için yeniden yazma ve dolayısıyla yeni bir kişisel tarih yaratma sürecini odağına alıyor. 1992 yılında faili meçhul cinayet sonucu yaşamını kaybeden babanın hatırası, ondan geriye kalan mektuplar, cümleler, fotoğraflar, mekânlar ve yüzler üzerinden kuruluyor. Bu süreçte “yokluk”, dolaylı temaslar üzerinden bir nevi “bulunuş”a evriliyor. Bugünün izleri üzerinden geçmişte yitirilen babayı anlamanın, anlatmanın ve hatırlamanın yolculuğuna ışık tutuluyor.

 

Kayıp babanın hatırasını anlatan Bir Rüyaya Yolculuk’u, kaybedilen oğulun hikayesini merkezine alan Babamların Çobanı adlı kısa metraj belgesel film ile birlikte düşünmek mümkün. Babamların Çobanı’nda yıkıcı bir hatırayla baş etmenin, onu kişisel tarihine katmanın bir yolu olarak köklü bir hikaye anlatıcılığı biçimi perdeye taşınıyor. Deniz Tüzün ve Halil Konar’ın hiç kımıldamayan kamerası, Muzaffer İzgi’nin oğlu için yaktığı ağıtı huşu içinde dinliyor. Bu klamda dengbej Muzaffer İzgi, oğlunun kaybını anlatmanın yolunu, hatırasını üç kız kardeşin dilinden, farklı bakış açılarıyla aktarmakta buluyor. Babamların Çobanı, kişisel belleğin toplumsala ve toplumsal belleğin kişisele evrildiği noktaları görünür kılmasıyla dikkat çekiyor. Sergi alanında sürekli yankılanan bu yanık ses, sergideki tüm işlerin çıkış noktasını anımsatan bir temaya dönüşüveriyor: hatıraları keşfetmek, anlamak, anlatmak ve geleceğe taşımak.

 Hatırayı mücadele ile örmek

Ancak bununla bitmiyor. Serginin önemli vurgularından birisi de tüm bu hatırlama, anlama ve anlatmanın bir mücadeleye eklemlenmesi. Diyarbakır’dan Ferda Yılmazoğlu ve Çanakkale’den Pınar Pamuk’un ortak çalışması Bir Dağın Başı, faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmeler sonucu oğlunu yitirmiş bir babanın ve babasını yitirmiş bir oğulun kemik mücadelesini perdeye taşıyor. Köy boşaltmaları sırasında evlerini ve manevi değer taşıyan eşyalarını yitiren aileler, kayıp akrabalarının kemiklerine ulaşabilmek ümidiyle karış karış toprakları tarıyorlar. “Yok oluş” ile kurulan ilişkinin doğrudan “yokluk” üzerinden şekillendiği bu hatıralarda mekân, hem geçmişten devralınan bellek hem bugünden geleceğe taşınan mücadele ile örülüyor.

Sergide, hatıraları keşfetmek ve anlatmak üzerine yoğunlaşan eserlerin yanı sıra, daha çok şimdide görünmez olanı görünür kılmayı hedefleyen işler de göze çarpıyor. Elbette bu iki konum birbirini dışlamıyor, aksine birbiri üzerine daha bütünlüklü ve kapsamlı düşünmeye itiyor ziyaretçileri. Örneğin, Grafiti Gençler, sergi kapsamındaki dört kentte, sokaklara grafiti yapan gençlerin karşılaştıkları zorlukları ve onlara karşı alınan tavırları görünür kılıyor. Şehrin Sesleri adlı kısa metraj belgesel ise, Diyarbakır’da sıradan bir günün seslerini ve ritimlerini perdeye taşıyor. Sinemanın, kentin hareket ve ses ritimleriyle kurduğu ilişki düşünüldüğünde, zengin bir tarihsel referanslar bütününe sahip olan Şehrin Sesleri, sabit kamera ile Diyarbakır’ın gündelik yaşamına sokuluyor. Kimi zaman endüstriyel, kimi zaman teknolojik, kimi zamansa doğal seslerin kentin mekânlarını ele geçirmesine, bazen de bu mekânlarda kaynaşmasına şahit oluyoruz. Çan seslerinin yankılandığı avlular, ezan sesinin duyulduğu meydanlar, seyyar satıcıların arşınladığı dar sokaklar, ellerinde kayıplarının fotoğraflarıyla bir araya gelenlerin doldurduğu alanlar belli bir ritim duygusu ile perdeye taşınıyor. Kente gece çökünce sloganlar yükselmeye başlıyor ve polis sirenleri bastırmaya çalışıyor mücadelenin seslerini. Sabit kamera hareketlenerek sokaklarda önce yürümeye sonra koşmaya başlıyor. Kentin mekânları direnişin sesleriyle örülüyor…

 Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK, 16 Şubat’a kadar DEPO’da görülebilir. Sergi 8-26 Şubat tarihlerinde Diyarbakır’da, 22 Şubat-16 Mart tarihlerinde İzmir’de, 3-16 Mart tarihlerinde Batman’da, 22 Mart-13 Nisan tarihlerinde de Çanakkale’de olacak.

BAK Sergi tanıtım filmi: http://vimeo.com/84292440

Bulunduğu kategori : Ruhun Gıdası

Yazar hakkında