hamburg “rote flora” isyanının ardından – barış özsever’in röportajı -

 Bu dönemin kent mücadeleri işgaller. Hamburg’da bir SAV (Sozialistische Alternative) aktivisti ile kısa bir röportaj yaptık. Hamburg’da yaşananlardan, kentsel dönüşüm projelerinden ve biraz da Türkiye’den konuştuk. Rote Flora’ya geldiğimde Fabian ile buluştuk. Güvenlik nedenlerinden dolayı bir saatten sonra Rote Flora’ya orada kalanlar tarafından girişe izin verilmiyor. Biz de röportajı sıcak bir Yunan meyhanesinde yaptık.

– Merhaba Fabian, öncelikle bize kendinden ve Rote Flora’nın senin için ne ifade ettiğinden bahseder misin?

– Merhabalar, ben bildiğiniz üzere bu Rote Flora olayları ile de duyulmuş olan Sozialistische Alternative (SAV) aktivistiyim. Benim için Rote Flora özellikle Hamburg’daki gelir düzeylerinin farklılığının ve bunun pratik sonuçlarının bir patlaması olarak anlam kazanıyor. Bu son dönemde kentsel dönüşümün gelir düzeyi düşük olan halk için bir yıkım olması ile birlikte önceden insanlar Altona gibi merkezi yerlerde rahatça kalabiliyorken şimdi bu dönüşümle birlikte bu yerler pahalılaştı ve zenginlere açıldı. Rote Flora da evsizlerin, mültecilerin bir yaşam alanı.

– Türkiye’den takip edebildiğimiz kadarıyla bu olaylar sadece Rote Flora’dan ibaret değildi. ESSO evleri ve Lampedusa mültecileri de bu isyanın özneleriydiler.  O yüzden bu isyana Occupy Hamburg diyebilir miyiz?

– Evet diyebiliriz. Bu isyan Hamburg’daki kentsel dönüşüme karşı olan bir başkaldırıydı. Göçmenlerin kaldığı ESSO evlerinin boşaltılmak istenmesi, Rote Flora’nın boşaltılmak istenmesi, evsizler ve mülteciler için bir patlama oldu. Bu bir anlık olan bir şey değildi. Son bir kaç yıldır Hamburg’da eski evlerin olduğu mahallelerde konut fiyatlarının büyük bir oranla artması, gelir düzeyi düşük olan insanların orada kalamaması ve zenginlerin bu evleri satın alarak restore etmeleri  ve daha pahalıya satma veya kiralama girişimleri bugüne kadar toplumsal bir biriktirme sağladı.

– Rote Flora bana eski bir siyasal söylemi hatırlattı; ”mülk sahibi olmak, mülkün sahibine sosyal sorumluluk yükler.” Bunu bu dönemki gelişmelerle açıklayabilir misin veya bu söylemin güncelliği sizin için geçerli mi?

–  Evet, mülk sahibi bulunduğu yerdeki toplumdan daha iyi imkanlara sahip olduğu için kendisine sosyal sorumluluk yüklenir. Bunu tabi bulunduğu yerdeki insanların gücünden, toplumsal etkisinden korktuğu için yapar. Bir istek değil, bir zorunluluk gibi hisseder. Herkesle iyi geçinmek isterler, gelir düzeylerinin, sınıfsal farklılıklarının oradaki toplumu rahatsız etmesini istemezler. Kermesler düzenler, yemek içecek stantları kurulur. Fakat bu dönem için bunlardan bahsedemeyiz. Bizim için Rote Flora’nın işgal edilerek ortak bir merkez haline getirilmesi bu sorumluluğu bize yüklüyor. Mülk sahibinin de susup oturması gerekir, ona da yüklenen sorumluluk bu gözüküyor.

– Rote Flora alternatif bir kültür oldu. Belediye’nin de desteği olduğu söyleniyor. Ne düşünüyorsun?

– Öyle gözüküyor olabilir. Biz umursamıyoruz.  Bu ülkede belediyeler taktiksel olarak halkın karşısında olmaz ve sizinle iyi geçiniyormuş gibi yanınızda durmaya çalışır ama Rote Flora’nın bu zamana kadar bir merkez olarak kalmasında belediyenin etkisi değil evsizlerin ve mücadelemizin etkisi var. 21 Aralık mücadesinden sonra Rote Flora’nın kazanımında da belediyenin değil mücadelenin etkisinden bahsedebiliriz.

– Rote Flora benzeri işgal hareketlerini İtalya’da, İspanya’da ve Türkiye’de de yaşıyoruz. Bu dönemin kent mücadelesinin bence en güzel örnekleri. Avrupa’da ‘squatting’ denilen bu eylem tarzı ve mücadelesi hakkında ne düşünüyorsun?

– Bu işgal hareketleri 20 yıl öncesine varıyor. Boş olan, kullanılmayan alanlar, binalar işgal ediliyor ve kullanıma açılıyor. Rote Flora’nın da olduğu  Hamburg’da göçmenlerin kaldığı evler gibi kar getirmeyen ve kar getirmesi için yıkılmak veya değerlendirilmek istenen 3 proje var.  Bu projelere karşı en anlamlı hareket de işgal hareketi. İnsanların yaşadığı alanları bu şekilde sahiplenip ve kültürel, sosyal anlamada ileriye taşımaları başka bir dünyanın da habercisi.

– Occupy Hamburg ile diğer işgal hareketlerini ( Wall Street, Gezi vs.) karşılaştırabilir misin?

– Evet, Gezi için bir halk ayaklanması diyebiliriz. Diğer isyan hareketleri de halk ayaklanmaları şeklinde gerçekleşti. Örneğin Gezi sürecinde çok farklı gruplardan insanlar bir aradaydı ve hedef hükümetti.  Ama Hamburg için bu biraz farklı. Ayaklanan kesim çok homojen; göçmenler, mülteciler. Çünkü bu kentsel dönüşüm projeleri direkt olarak onları vurdu. Ve biz sosyalist aktivistler varız. Sokakta direnen, polisle çatışan kesim sınırlıydı. Tabi ki basına yansıma şekli (polise şiddet !!!) halkın yanlış bir şekilde bilgilendirilmesi sizinkine çok benziyor. Ama bazı bölgelerin danger zone olarak belirlenmesinden sonra kimlik kontrollerinden bunalan ve polisin bu uygulamalarından şikayetçi olan bir kesim hayli fazla. Gün geçtikçe de, Rote Flora’ya gelen insanlar oldukça yanlış algılamalar kayboluyor, bizi desteklemeye başlıyorlar.

– Mücadeleniz zaferle sonuçlandı. Bundan sonra sizce ne olacak, ne yapmayı düşünüyorsunuz?

– Biz bundan sonra her zaman bu işgale müdahale edecek olanlarla mücadele etmeye devam edeceğiz. Rote Flora’nın bir kültür merkezi, komün bir merkez olarak devam etmesi için mücadele edeceğiz.   Çocuklar için bir eğitim dayanışmasını hedefliyoruz. Aynı zamanda halkın bir toplanma yeri, ihtiyaçlarını karşılayabildiği, ilişkilerde bulunabildiği buradan beslenip burayı besleyebildiği bir merkez olması için çalışacağız. Farklı kültürlerden insanlarla bir araya gelmek çok güzel bir şey. Yaşananların, kapitalizmin etkilerinin hepimiz için benzer olması, mücadelemizin ortak olması sürecin bize öğrettiği şeyler. Türkiye’de olduğu gibi ”bu daha başlangıç, mücadeleye devam.”

– Son olarak, Türkiye’deki direnişler, işgaller, mücadeleler hakkında bir şeyler söylemek ister misin ?

– Gezi’de görünen şuydu; çok fazla insan sokaklardaydı. Çok farklı gruplardan, çevrelerden insanlar AKP’ye karşı mücadele ettiler. Sizde kentsel dönüşüme ek olarak çok büyük sorunlar var. Bu yüzden de çok fazla çatışma alanı var. Merakım bu direnişlerin, sokak mücadelelerinin devam edip etmeyeceği. Bir toplum isyan ettiğinde değişimlere, gelişmelere açık olur. Sizin de göreviniz bu değişimler, devrimler için mücadele etmek. Umarım Türkiye’deki bu canlılık devam eder ve mücadeleniz olumlu yönde ilerler. İnanıyorum ki farklı ülkelerde olsak, farklı dilleri konuşsak da mücadelemiz ortak.

– Çok teşekkür ederim bu röportaj için Fabian. Hamburg’daki mücadeleniz bizim de mücadelemiz.

 

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar