Hakan Güneş Uçak Krizi ve Putin’in Açıklamalarını Değerlendirdi -

 

Karşı Radyo: Dün bir Rus Savaş uçağı Türkiye tarafından düşürüldü. Sonrasında karşılıklı açıklamalar geldi ama bu açıklamalar tansiyonu düşürmekten ziyade aslında tansiyonu geren şeyler oldu. Türkiye uçağın sınır ihlali yaptığını ve o yüzden düşürdüğünü söyledi. Ancak Erdoğan açıklamalarında Türkmenler’e değindi ve aslında bununla ilgili olduğunun sinyallerini verdi. Putin’in de çok sert açıklamaları vardı. Genel olarak Putin’in açıklamaları bağlamında olaya bakışı ve bundan sonra yaşayacağımız süreçten biraz bahseder misin?

Hakan Güneş: Tamam, konunun özeti Rusya’da nasıl tartışıldı? Diplomatik, akademik çevrelerin ve basının nasıl reaksiyon verdiği, Putin’in açıklamalarını zaten biliyor dinleyicilerimiz, bunlardan bahsedeceğim. Ama bundan önce Türkiye kamuoyunun üzerinde çok yoğunlaştığı “sınır ihlali” mahiyeti hakkında bir kısa giriş yapmak isterim. Çünkü dönüp dolaşıp buraya varıyoruz. Dün gece Al-Jazeera’nın de yayınladığı Wikileaks’ten sızdırılan aslında çok da gizli olmayan ama diplomatik kanallarla girilen bir belge. Türkiye hükümetinin Birleşmiş Milletler’deki (BM) daimi temsilcisinin Ban Ki-Moon’a yazdığı açıklama metni kayıtlara düştü. Buradan da anlaşıldığı üzere öncelikle 5 dakika boyunca 10 kez uyarı yapılması, metinden anlaşılıyor ki henüz Türkiye sınırına yakınlaşma döneminde gerçekleşti. Yani sınırın içine girdiğine değil. Sınırın içine girmenin de sınırları şunlar; 1.36 mil derinlikte, 1. 35 mil genişlikte bir hattan bahsediliyor. Uzmanlar, ki mektupta da bu geçiyor, saatte 243 mil hızla uçak uçsa, ki en düşük hız olarak kabul ediliyor bu, 17 saniyelik bir sürede bu mesafeyi kat edebileceğini söylüyor. Şimdi, Genelkurmay’ın yayınladığı harita da aslında bunu doğruluyor. Yani iddia edilen ihmal en iyi ihtimalle 17 saniyelik bir zorunlu ihlal durumunda. Rus tarafının iddiaları da doğru olabilir bunu tam olarak bilemiyoruz ama en azından Rus tarafının açıklaması ihlalin zorunlu sayılabilecek bir coğrafi kıstas, lokasyon içerisinde 1.36 ve 1.15 millik bir ihlali 17 saniyede maksimum bir ihlal süresi. Şimdi soru şu aslında, bu 17 saniyelik velev ki aşıldı, bu 17 saniyelik ihlalde neden vurmayı tercih etti Türkiye tarafı? Bunun için dışarıdan bir destek mi aldı, yoksa bizim alışık olduğumuz Bay Başkan’ın hezeyanlarından bir tanesine mi tanık olduk? Şimdi bu soruya şöyle yaklaşabiliriz; aslında bu öncelikle Türkiye-Rusya arasındaki ilk askeri karşılaşma değil. İkincisi sınır ihlalleri hem NATO düzeyinde Estonya-İsveç hattında olduğu gibi, hem de Türkiye-Suriye sınırında da ilk kez gerçekleşmiyor. Bunun karşılıklı ve birden fazla gerçekleştiğini basına ve resmi kaynaklara aktarılmış bilgilerden biliyoruz. Peki neden bu sefer vurdu?

Şimdi, Rusya kara harekatını destekleyen hava harekatında ciddi bir yol aldı, adım adım ilerliyor. Ve masayı da yeniden kuruyor. Sadece hava operasyonu yapmıyor, muhalif güçleri de Moskova’ya çağırarak tek tek görüşüyor. Bu düzenleme içerisinde ABD’nin de belirli bir rızası olduğunu görüyoruz. Bu konuda Erdoğan ile paralel olan Fransa’nın bile artık Paris saldırısından sonra fikir değiştirmeye başladığı ortada. Bu denklemde masa kurulurken Türkiye nasıl yer alacak? Elinde en doğrudan kumanda ettiği Abdülhamit Han Tugayları gibi, Yavuz Sultan Selim Tugayları gibi, adları böyle olan birlikler en öncelikli enstrümanı. İkincisi bu söz konusu dar bölge aslında stratejik önemde bir bölge. Burası gerçekten Suriye’nin paylaşılması için Türkiye’nin sahada bir güç bulundurabileceği stratejik bir yerde. Bu nedenle Batı’dan da almış olması muhtemel, ama hemen altını çizelim, sınırlı bir destek cesaret vermiş. Zaten malumunuz siyasi irade var Türkiye’de… Bu cesur irade her seferinde Putin’e küskün mesajlarıyla biten bir noktaya varabiliyor. Ama tıpkı “One minute” meselesinde olduğu gibi masada bir etkisi kalmamış İsrail yetkilisine “One minute” diyerek Orta Doğu lideri olan bir lider uçak düşürerek artık nereye kadar gider, nasıl bir dünya lideri olur herhalde bunun hayallerini kurmuş olmalı.

Şimdi, bu meseleyi Rusya nasıl algılıyor? Rusya aslında bunu bir Erdoğan işi olarak okuyamadı. Buna nasıl cesaret edeceğini aklına yatıramadığı için bunun bir uluslararası komplo olduğu ve Türkiye’nin de bunun bir parçası olduğu yönündeki yorumlar ilk ara yorumlar oldu. Fakat süreç içerisinde Türkiye ve Erdoğan’ı çok iyi tanıyan yorumcular, Putin’in açıklamaları da uluslararası boyutu olan ancak Türkiye’de Erdoğan’ın aldığı bir önlem olarak değerlendirdiler. Doğrusu, devamında Obama’nın ve NATO kaynaklarının yaptığı açıklamalarda da bunları görebiliyoruz. Bir destek ve bir cesaretlendirme olduğunu söyleyebiliriz. Spesifik olarak pilotun düğmeye basması emrini ABD ya da NATO’dan gelmediği aşikar. Ancak buna ilişkin konseptin ya da cesaretin ortaya konduğunu anlıyoruz. Neydi bu sınırın ihlal edilmesi sonrası savunulacak durumda “Ama…”cümleleri Obama’dan geldi. NATO ise kendi yapmış olduğu toplantıyı, gövde gösterisi gibi lanse edildi biliyorsunuz, bunun Türkiye’nin çağrısı üzerine yapılan olağan bir toplantı olduğu ortaya çıktı. Bütün bu tablodan anladığımız şey şu; Türkiye’nin masaya oturmak ve masada elini güçlendirmek için, son bir hamle için ya da önemli bulduğu stratejik nokta için bu yönde bir yoğunlaşma içinde olduğu bir momentte NATO’nun da verdiği ama sorumluluğunu almayacağı bir destekte Türkiye bu yönüyle kalkmış görünüyor. Şimdi soru şu; aynı gün kurulan yeni bir kabine var. Bu kabinenin yanıtlaması gereken bu sorunu nasıl idare edeceğiz? Üstelik şimdi hamle sırası Rusya’da…Bu hakikaten yanıtlanması hiç kolay olmayan bir soru, yeni kabine ve Erdoğan için diye düşünüyorum…Öncelikle genel çerçeveyi uçak olayıyla ilgili olarak böyle çizebiliriz.

R: Peki Rusya’nın bu olaya tepkisi kısa vadede ve orta vadede nasıl bir yol izler?

H: Bunları göreceğiz ama aslında son derece net bir politikaya sahip bir Rusya’dan bahsediyoruz. Rusya’nın da otoriter bir rejim olup olmaması, başka pek çok sorun, iç dinamikleri bütün bunlar konuşulabilir ama bu kadar karmaşık bir denklem içinde son derece net bir politika sürdüren yegane gücün Rusya olduğu aşikar. Çok net bir şekilde aslında Suriye’de ülkenin resmi temsilcisi dışındaki güçleri gayri meşru ilan eden ve onun sahasında bulunan silahlı güçlere karşı bir operasyon yürüten bir ülke. Çok tartışmasız bir biçimde IŞİD ve El-Kaide gibi örgütlere karşı açık tutum sergiliyor. ABD ve Türkiye gibi Suudi-Katar gibi karmaşık ilişkiler içerisinde değil. Oldukça net bir tutum çerçevesinde demokratik kanalları da atlamıyor. Rusya çünkü Rakka’yı hatta Halep’i yönetemeyeceğini çok iyi biliyor. Bu nedenle de hava harekatını takiben ikinci hafta içerisinde de diplomatik kaynakları işletmeye başladı. Yine harekatın başından beri biliyoruz ki, Kerry ve Lavrov’un BM’deki açıklamaları da bir yol haritasında anlaşmış olduklarını gösteriyor. Nedir bu antlaşma? Aslında Suriye’nin de Irak gibi 3 parçaya bölünmesi konusu. Ancak bu genel bir harita. Bu haritanın detayları, Halep’in nerede kalacağı, hatta anlaşılıyor ki bu olaydan ne olacağı konusu tam olarak anlaşılmış değil. Ama kabaca üç hat üzerinde anlaşıldığı, birisinin diğerinin alanına çok girmeyeceği konusunda bir prensip anlaşması yapıldığı anlaşılıyor. Şimdi Türkiye bu büyük denklem içerisinde kendine bir alan açmaya çalışıyor. Bu konuda da şanslılar. Çünkü elinde bir mülteci kozu var, bunu ilk oynadığı anda Avrupa’nın nasıl tepki verdiğini gördük, Merkel ziyaretini hatırlayalım. Bu koz Türkiye için hala önemli. İkinci olarak Sünni bölgede IŞİD ve El-Nusra’nın yerini alacak güçleri tanzim edebilecek en önemli güç yine Erdoğan. Çünkü orada varsa eğer ılımlı bir İslamcı koalisyon getirmek için de bir seçenek yok. Zaten Türkiye’nin açmazı da orada başlayacak. Türkiye, Fransa’da olduğu gibi, Fransa’nın bugüne kadar bu tür örgütlere verdiği desteği düşünün, ne oldu sonunda evinin ortasında koca bir bomba patladı. Bana göre aslında Türkiye büyük bir açmaz içinde. Ya bu uluslararası rolü oynayarak içeride ve dışarıda kaybettiği meşruiyeti kazanmak konusunda geniş bir ittifakın içinde kalacak ama bunun bedelinde IŞİD ve El-Nusra ile gerçekten savaşacak. Ya da buna niyeti olmadığını düşünebiliriz. Ya da bundan kaçacak ve uluslararası gücünü de kaybedecek Erdoğan hükümeti. Bunu çok uzun olmayan bir zaman içinde göreceğiz.

Sorunuzu biraz atlamış oldum. Evet Rusya’nın tepkisi şu olacak. Her zamanki gibi evet, doğalgaz kesilmeyecek. Rusya’nın da ekonomik durumu çok parlak değil, Türkiye’nin almaya Rusya’nın da satmaya ihtiyacı var bunu koruyacaklar. Bu bir rasyonalite. Şimdi göreceksiniz, Türkiye’nin hiçbir firması inşaat ihalesi alamayacak, turizm kapısı artık kapandı. Tekstille ilgili, yaş meyve ve sebzeyle ilgili üreticiler devam etmeye başladı. Şimdi bütün bunların Turizmciler Birliği’nin açıklaması, “Yandık o zaman!” biçimindeydi. Bunların sonuçları bile başlı başına önemli. Bunun üstüne bir de siz şunları ekleyin; aslında Rusya’nın belli bir etkiye sahip olduğu Balkanlar, örneğin Makedonya-Sırbistan hattını düşünün, Türk iş dünyasının da işleri zorlaşacak, bu bir. Ekonomik etkiler kademeli olarak geldi ve geliyor. İkinci olarak, tam da Rusya şimdi bu Türkmen dağı denen coğrafyayı kara harekatıyla ele geçirip tahkim edecek mi? Bence bu tartışmasız olarak Rusya’nın yapacağı bir şey. Türkiye aslında tabloya en avantajlı olmadığı, en problemli olduğu noktalardan birisinden dahil oluyor. Zaten esas yanıtı da oradan verecek ama bunun ötesinde Rusya da biraz, tamam kabile devleti değil ama, prestij unsurunu kişiselleştirebilecek özelliklerde bir yönetime sahip ve bu uçak meselesini de “bir tür diplomatik intikam” soğuk bir yemek biçiminde masaya koyacak.Bunun için daha zaman var. Çünkü Rusya bütün kartlarını bir anda oynayacak gibi görünmüyor. Böyle değerlendirebilirim.

R: Son olarak Rusya’nın IŞİD’ten ziyade Türkmenler’e karşı saldırgan bir tutum sergilediği iddiaları var Türkiye tarafından. Bunlarla ilgili ne dersin?

H: Bunun böyle olmadığını biliyoruz. Birincisi, hatırlarsak 2012 sonlarında bölgeyi ele geçiren Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçleri ardından onun da içinde belli bir bölgeyi elinde tutmaya çalışan Nusra’dan kaçan Türkmenler olmuştu. Ama herhalde onlar “zenci” Türkmenlerdi ki o yüzden onlarla ilgili burada bir eylem yapılmadı. Büyük bir Türkmen göçü olmuştu zaten. Ama demek ki orada başka bir Türkmen topluluk var. İkincisi, Türkmen bölgesinde Türkiye’yi ÖSO irtibatlı, Sultan Hamid Han tugayları falan gibi cihatçı ama selefi olmayan toplulukların da bizatihi El-Nusra’nın grupları var. Yine orada geniş bir örgütler silsilesi var. Ve spesifik olarak Rusya’nın iddiaları doğru. Başka kaynaklardan da biliyoruz, aslında bölgede ciddi bir Kafkas göçü var. Bunlar da Rusya’nın en başta doğrudan hedef aldığı mücahit ya da cihatçı güçler. Dolayısıyla Türkmenler’den ziyade bir grup cihatçı Türkmen’i savunan Türkiye’den bahsettiğimizi unutmayalım. Ayrıca buradaki ile kıyaslanmayacak ölçüde bir insan kıyımının Irak’ta yaşandığının ve bunun en ufak şekilde konu bile olmadığını anımsayalım. Bu konu soydaş dayanışması olarak bile görülemez. İnsani dayanışma olarak görülemeyeceği gibi.

R: Hakan Güneş teşekkür ediyoruz.

H: Ben teşekkür ederim, sağ olun.

Röportaj: Mehmet Martin

Çözümleme: Barış Yoldaş

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar