Güvenlik-Sen’de Yaşananlara Dair -

Umut-Sen’in Güvenlik-Sen’de yaşananlara dair 22 Ocak 2015 tarihli açıklaması;

Güvenlik-Sen ile ilgili olumsuz bir süreç yaşanmakta olduğu bilinmektedir, gelinen yerde Umut-Sen kolektifi olarak konuya ilişkin yaklaşımımızı kamuoyu ile paylaşmamız da bir zorunluluk olmuştur. Zira bugün Güvenlik Sen üzerinden yaşanan kriz, aslen sendikal alana ilişkin iki anlayışın karşı karşıya gelmesi olup, bu tartışmanın açıklıkla yürütülmesi sınıf hareketinin ve sendikal mücadelenin geleceği açısından temel bir önem taşımaktadır.

Daha önce başka vesilelerle de belirtildiği üzere; Özel Güvenlik İşçileri Sendikası, Umut-Sen anlayışı ve ilkeleri ekseninde kurulmuş ve akabinde yine aynı kolektif içerisinde yürütülen tartışmalar düzleminde DİSK’e katılımına karar verilmiş bir sendikadır. İlgili sendikanın kuruluşundan bugüne kadar tüm pratik yükünü taşıyan Umut-Sen aktivistleri için, sendikal alanda baskın sendikacılık anlayışı ile taban tabana zıt, işçi inisiyatifi ve iradesine dayanan, öz yönetim ve denetim mekanizmaları ile şekillenmiş bir sendikacılığın örneğini yaratabilmek asıl olandır. İşçi meclisleri ve komiteler üzerinden işleyen, yönetici bir kastı mutlak reddeden bu anlayışın inşası yolunda anlamlı mesafeler de alınmıştır. Ancak gelinen yerde, daha önce de defalarca örnekleri yaşandığı üzere, alışılmış sendikacılığın birçok kodunu yerle bir etme iddiasını taşıyan anlayışımızın karşısına yıllardır bildiğimiz, tanıdığımız ve artık işçi sınıfı mücadelesi adına yaka silktiğimiz bürokratik, işçileri nesneleştirici ve dar grupçu bir anlayışla çıkılmıştır. Üzücü olan ise bu anlayışın temsilcisinin Enerji Sen ve Dev Sağlık İş gibi önemli sendikal süreçlerin örgütlenmesinde kurucu rolü olan Halkevleri olmasıdır. Güvenlik Sen ve Soma surecinde de açığa çıkan ve sendikal bürokrasi ile irtibatlanmayı sınıfın çıkarlarının önüne koyan anlayış ne yazık ki Halkevleri açısından giderek bir çizgi haline gelmeye başlamıştır.

Halkevleri’nin son yıllardaki sendikal çizgisinin bugün Güvenlik Sen zemini üzerindeki pratik görüntüsü; sendika defterlerini kaçırmak, şifreleri yönetim kurulu içerisinde ilgili siyasetçe desteklenen kağıt üzerindeki başkanın tekelinde tutmak, sendikanın anahtarını değiştirerek, meclis çalışmalarını sendikal alanın dışına itmek, ücretli sendika uzmanlığı getirmek ve en önemlisi başından beri formaliteden ibaret olduğu belirtilen başkanlık kurumunu, işçilerin kolektif iradesinin karşısında hakim kılmaya çalışmak olmuştur. Daha sürecin başında Umut Sen ilkelerini benimsediğini ifade eden ve daha sonra sorunlar ortaya çıktığında ilke ihlali düzleminde özeleştiri veren kağıt üzerindeki başkanın, neredeyse 1 yıldır ilgili siyasetle ilişki içerisinde olduğu ortaya çıkmıştır. Bu durumun ortaya çıkmasının hemen akabinde meclisler etkisizleştirilmek istenmiş, bu zamana kadar kolektif olan sosyal medya, şifre, sendika binası gibi akla gelebilecek tüm alan ve araçlar adeta bürokrat olarak yetiştirilmesi için özel çaba harcanan bir kişinin tekeline bırakılmıştır.

Kısacası sendikal alanda da faaliyet gösteren bir siyaset olan Halkevleri, gizli ve yukarıdan yürüttüğü çeşitli ve etik dışı taktikleri ile Güvenlik-Sen’e yönelmiş ve sendikanın kurucu emeğini ve daha da önemlisi anlayışını tasfiye ederek kendi hâkimiyetini tesis etmeye girişmiştir. Kendilerini daha kuruluş aşamasından hemen sonra Güvenlik-Sen’in örgütlenme sürecine emek koymaya davet ettiğimiz halde, Halkevleri, her nedense, Güvenlik-Sen’in DİSK üyesi olmasını beklemiş, bu üyelik gerçekleşir gerçekleşmez de “kendi yöntemlerini” devreye sokmuştur. Bu işi, DİSK içerisinde edindiği bazı konum ve mevkileri koruma ve tahkim etme düşüncesiyle yaptığı da sendikal alanda faaliyet gösteren herkesin malumudur. Kısacası sorunu sadece Güvenlik Sen’den ibaret görmüyoruz. Aksine Halkevleri’nin DİSK’in kaptan köşkünde aldıkları tutumlarda Halkevciler sınıfın çıkarını aygıt çıkarının önüne koyma sınavını verememiştir.

* * *

Halkevleri politik anlayış metinlerinde tam tersi iddiaları savunmalarına ragmen, son yıllardaki çizgisi ile sınıf hareketine verdiği zararla yüzleşmek zorundadır. Kamuoyu da bu durumu sorgulamalıdır. Halkevleri ve kamuoyu öncelikle Halkevleri’nin bugün karşısına aldığı anlayışın ne olduğunu tartışmalıdır. Gerek Soma sürecinde, gerekse Güvenlik Sen’deki son süreçte görüleceği üzere; sınıfın bağımsızlığı ve işçilerin özyönetimi esası doğrultusunda yapılan tüm çalışmalar bizzat Halkevleri tarafından DİSK karşıtlığı ile suçlanmıştır. Öyle ki, Soma’da DİSK için örgütlenme yapan arkadaşlarımız, işçi iradesine yabancılaşmış bu anlayışın kurduğu dil ve yarattığı atmosfer sonucunda sarı sendika ve işverenlerin fiili saldırısına maruz kalmıştır. Yine Güvenlik Sen’in DİSK’e katılmasına karar veren işçilerin Olağanüstü Genel Kurul’daki iradesi, aynı anlayışın sendika.org’ta yayınladığı haberine “DİSK karşıtı grup” ifadesi ile taşınmıştır.

Açık söyleyelim Umut-Sen olarak sendikal faaliyetin merkezine DİSK’i ve DİSK üyeliğini değil, işçi meclis, komite ve konseylerini, yani işçilerin öz örgütlenmelerini koyuyoruz. DİSK’in Türkiye işçi sınıfı mücadelesi açısından taşıdığı tarihsel ve güncel önemi yadsınamaz. Tarihselliğini mücadeleci bir çizgiden almaktadır, bugün bizim sahip çıktığımız ve büyütme iddiasında olduğumuz da bu tarihsel birikimdir. Bu anlamda Güvenlik Sen’in DİSK’e katılımı da bu tarihselliğin ürünüdür, bugünkü mücadelemiz de aynı tarihselliğe sahip çıkma çabasından ibarettir.

Bu pozisyonu kavramakta güçlük çekenler Umut-Sen’i sendikal alanda faaliyet gösteren siyasi örgütlerle ve gruplarla bir tutmaya kalktılar ve bu yönde bir algı yönetimi uyguladılar. Tekrar hatırlatalım: Umut-Sen kapalı bir örgüt değil, beyan ettiği temel ilkeler çerçevesinde, sendikal alanda belirli bir çizgiyi inşa etmeye çalışan, bu ilkeler çerçevesinde çalışmaya gönüllü olanların -siyasal mensubiyet farkı gözetilmeksizin- katılabileceği esnek bir kolektiftir.

Umut-Sen, işçi sınıfının sermaye ve devlet karşısında muktedirleşmesi için devlet ve sermayeden bağımsız, aktif ve bilinçli mücadelesinin örgütlenmesi gerektiğini; bunun yolunun da işçilerin dayanışma ve iradelerini açığa çıkaracak özyönetim organlarının açığa çıkarılması olduğunu savunur. Sendikal alanda rekabet etmek veya sendika yönetimlerini ele geçirmek için güç biriktirmez. İşçilerin kendi kurdukları veya katıldıkları sendikalarda tüm sendikal süreç ve örgütlerde işçilerin iradesinin egemen olması için çalışır ve bu amaçla iş yeri komite ve meclis yapılanmalarını kurmayı ve güçlendirmeyi savunur.

Umut-Sen’in faaliyetleri belli bir alanla sınırlı değildir. Amaç farklı koşullar çerçevesinde olsa da benzer kaygıları taşıyanların birlikte çalışabileceği esnek bir kolektifi inşa edebilmektir. Umut-Sen bu minvalde Çerkezköy’de Hakan Plastik işçilerinin direnişine güç katmaya çalışmış, Migros depo işçileri direnişlerine omuz vermiş, Soma katliamından sonra maden işçilerinin konsey ve komite örgütlenmeleri kurması ve Dev-Maden-Sen’e üye olması için çalışmış ve özel güvenlik sektöründe anti-militarist bir sendika örgütlenmesine önayak olmuştur. Umutsen hem kuruluşunda ön ayak olduğu bağımsız sendikalarla hem de Disk ve Türk-iş’in çeşitli sendikalarıyla tamamlanmış ve süren onlarca iş yeri örgütlenmesi deneyimini biriktirmiştir. Umut-sen anlayışındaki işçiler, mevzuat gereği seçilen yönetim kurullarının kağıt üzerinde kalması, işçilerin kendi sendikalarını işçi meclisleriyle yönetmesi, meclislerin işleyişinin katılımcı ve demokratik olması, sendika uzmanlarının ücretli olmaması ilkeleriyle hareket etmiştir. İşçiler kendi öz-örgütlenme ve özyönetim deneyimlerinden öğrendikçe, sendikalarında özyönetim mekanizmalarını kurmaya ve işleyiş ilkelerini güncellemeye devam etmektedirler. Bu yönüyle Umut-sen, işçilerin kendi deneyimlerinden beslenen ve bu doğrultuda değişmeye devam eden, dinamik bir örgütlenme anlayışıdır.

Bizler sendikal alanda yaşanan çöküşte, ana akım sendikacılığın yanı sıra sendikal hareket içinde önemli pozisyonları olan sosyalistlerin de sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de sosyalistler sendikaların şube ya da genel merkez yönetimlerini ele geçirmeye, ele geçiremiyorsa orada bir yer edinmeye dayalı bir ilişki biçimini hâkim kıldılar. Elde edilen mevkileri ne pahasına olursa olsun korumak, bunu “teşkilatın çıkarı” adına yapmak, “sınıf sendikacılığıyla” bir tutuldu. Sendikacılığın sağladığı mali kaynaklar ve mevkiler üzerinden, bir “hoşgörü” ve “diplomasi” çerçevesinde hareket eden, işçilerin tabandan gelen iradesinin ve gücünün ortaya çıkabileceği fırsatları bürokratik kanallar içerisinde soğuran ve statükoyu koruyan bir sendikal anlayış giderek hâkim oldu.

Mesele yüzlerce insanın yıllar boyunca biriktirdiği kolektif emek ve deneyimin gasbı ve hırsızlığıdır. Bu kolektif emekle büyüyen bugün bin üç yüz civarında üyesi olan ve kısa zamanda on binli rakamları görecek sendikal anlamda başarılı giden bir faaliyet zemini ile sendikanın “resmi” olarak başındaki şahsın çelişkili ve şaibeli politik tutum değişikliği üstünden bir siyasal grubun kendini konumlandırma çabasıdır. Güvenlik İşçileri Meclisi’nin yaptığı kongre değerlendirmesinde ifade ettiği çerçeveyi sahipleniyoruz. İşçilerin iradesine yapılan bu müdahale hem solun tarihsel temayülleri açısından hem de sınıf hareketinin tarihinde birikmiş gelenek ve ilkeler açısından kabul edilemez noktadır.

Umut-Sen bu tarzı kırmaya ve boşa çıkartmaya yönelik bir arayış ve çağrıdır. Öyle kalmaya da devam edecektir.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında