Güvenlik-Sen İşçi Meclisinden Kamuoyuna Açıklama -

İstanbul Çağlayan Adliyesi’ndeki eylemde 3 kişinin ölümü sonrasında önce Başbakan Davutoğlu, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamalarla yaşanılan acıların faturası yine işçilere kesilmiştir. Olayın sorumlusunu görevini ‘yeteri kadar’ yerine getirmemiş güvenlik işçileri, üstünü ‘yeteri kadar’ aratmamış avukatlar olarak ilan etmek, ‘yeteri kadar’ otoriteye teslim olmayan bütün bir halkı mahkum etmektir.

Güvenlik işçiliğinin bütün dünyada taşeron sistemiyle beraber yayılması, devletlerin kolluk kuvvetlerini normalde bulunduramayacağı kamusal alanlarda (hastane, AVM, üniversite, yurt vs.)  şiddet uygulayabilmeyi temsil eden gözetleme kuleleri bulundurabilmesiyle beraber denetlenme toplumu normalleşmiştir. Otoritenin sömürülenler üzerinde kurduğu baskısını, yine sömürülenler üzerinden gerçekleştirmesi manidardır. Kolluk kuvvetlerinin işçileşmesi sermaye güçleri açısından gider kalemlerini düşüren karlı bir şey olurken, işçiler için her zaman açlık sınırında bir yaşam ve ölüm demek oldu.

Yıllarca işçileşmiş güvenlik güçleri, bir iş kolu yasası dahi olmadan çalıştı. Hesap sorulmaya geldiğinde bir memur gibi yargılanırken, emeğin karşılığı alınmaya geldiğinde asgari hayatta kalma koşulları dayatıldı. 5188 sayılı Özel Güvenlik  Hizmetlerine Dair kanun hala bu durumu koruma yasasıdır. İşçiyi gerektiğinde kolluk kuvveti olarak kullanmak ve gerektiğinde hiç bir güvencesi olmayacak şekilde işten kovma yasasıdır.

Bu ekonomik düzenin kirliliği bütün mesleklere bulaşmışken, onuru ve alın teri ile yaşamını sürdürmek isteyen bir güvenlik işçisi, hangi koşullarda görevini ‘yeteri kadar’ yapabilir? Ne pahasına yapabilir? Sermayenin kirli çıkarlarını korumak için, köylüleri, hakkını arayan insanları dövmek gerektiği, hukukun kurucu kurum ve öznelerine gözdağı vermek için avukatları giriş çıkış aramalarında taciz etmek gerektiği emri verildiğinde, bütün bir halkı potansiyel suçlu olarak görerek, kafasını kaldıran herkesin kafasına vurmak emri verildiğinde, suçu yaratan bu düzenin kendisi olmasına rağmen suçla dövüşerek ölme emri verildiğinde güvenlik işçisi ne yapmalıdır? Bunlar her gün yaşananlar değil mi? Bu ülkede özel güvenlik işçilerini köpekler parçalamıyor mu? ‘Yeteri kadar’ görevini yerine getirmeyen güvenlik işçilerini…

Böyle bir düzende işini ‘yeteri kadar’ yapmamayı bir iltifat olarak kabul ediyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün bunları bilmiyormuş gibi, utanmazca yaptığı açıklama, güvenlik işçilerini rencide eden “korkup, kaçıyorlar” ifadesi, işçilerin ölmesini istediğinin beyanıdır. “İşçi ölmüyor, korkup kaçıyor.”

Biz emeğini satarak yaşamaya mahkum olan işçileriz. Hiç kimseyi, dövmek, taciz etmek istemiyoruz, ölmek istemiyoruz. Herkes gibi, onurumuzla yaşamak, hakettiğimiz ücretleri alabilmek, mutlu bir hayat sürebilmek istiyoruz. Bizi vahşetle karşı karşıya getiren bu düzen, bu iktidardır.

Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu açıklamalarını kınıyoruz. Bizler örgütlü güvenlik işçileri olarak görevimizi sizin istediğiniz şekilde ‘yeteri kadar’ yapmayacağımızı beyan ediyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi, adil bir düzen için, güvenceli bir yaşam için, emeğin özgürleşmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Güvenlik-Sen İşçi Meclisi

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında