greif: işgal, grev, direniş! – pınar erturan ve bengi diyar’ın söyleşisi -

DİSK/Tekstil Esenyurt Bölge Temsilcisi Engin Yılgın ve direnişteki işçilerle yaptığımız röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

Başlangıç Dergisi: Bize biraz Greif’i anlatır mısın?

Engin Yılgın: Greif çuval üreten bir firma. Esenyurt-Hadımköy Greif ve Ümraniye-Dudullu Greif fabrikalarında DİSK Tekstil olarak örgütlendik. Bir yılı aşkın bir süreçte örgütlendik. Toplamda 500 kadrolu, 1000 taşeron olmak üzere 1500 işçimiz var. Taşeron işçiler firma bünyesinde 44 ayrı taşeron şirketinde çalışıyorlar.

Başlangıç Dergisi: Greif bu açıdan da çok önemli bir örnek. Bir asli işveren ve 44 ayrı taşerona bölünmüş bir fabrikada örgütlenme gerçekleştirdiniz. Örgütlenme çalışmalarını nasıl yaptınız?

Engin Yılgın: Bu fabrikada 44 taşeronun olmasının sebebinin işçilerin örgütlenmemesi için olduğunu düşünüyoruz zaten. Biz burada örgütlenme çalışmasına başladığımızda tüm işçileri kapsayan bir örgütlenme hedefledik. İlk önce kadrolu arkadaşlarımızı örgütlemeye başladık. Kadrolu arkadaşlarımızı örgütlerken yaşanan gelişmeler taşerondaki arkadaşlarımızın da sürece katılmasını sağladı. Sendika çalışması yürüttüğümüz sırada 8 Kasım 2013’te bir arkadaşımızı işten çıkarmaya çalıştılar. Bunun karşısında kadrolu arkadaşlarımız üretimi durdurdu ve fabrika içinde bekleyişe geçtiler. Bu da bir nevi işgaldi. Eylemin sonunda 8 saat içinde arkadaşımız tekrar işe alındı. O zamana kadar taşeronda çalışan ama kaygıları olan arkadaşlarımız sendika çalışmasına katılmaya başladı. Bir hafta içinde 180 işçi sendikaya üye oldu. Bunlar dışında konfeksiyon da çalışan arkadaşlarımız içerisinde bir çalışma başlattık. Onlar da Toplu İş Sözleşmesi sürecideki kararlılığımızı görerek üye olmaya başladılar. Fabrika işgali sonrası da bu katılımlar devam etti. Sonuçta 228 kadrolu üye sayımızı 600 kadrolu üyeye çıkarttık.

B.D: Toplu İş Sözleşmesi sürecini de biraz anlatır mısın?

E.Y: Toplu İş Sözleşme taslağını komitelerde arkadaşlarımızla biraraya gelerek belirledik. Ve bunun sonucunda görüşmelere başladık. Toplu İş Sözleşmesi için işverenle 6 oturum gerçekleştirdik. 6.oturumda görüşmeler tıkandı ve işveren masadan kalktı. İzinler, çalışma koşulları ve soysal hakları kabul etti. Ücret artışı, ikramiyeler ve taşeron sorunu konusunda taleplerimizi kabul etmedi. İşverenin tavrı süreci tıkadığı için fabrikaya gelerek komitelerdeki arkadaşlarımızla bu bilgiyi paylaştık. Daha önceki görüşmelerde de taleplerimiz kabul edilmezse nasıl bir tavır alacağımızı komitelerde konuşuyorduk. Fabrikaya geldiğimizde de işçi arkadaşlarımız üretimden gelen güçlerini kullanarak; İşgal, Grev, Direniş’i tercih ettikleri için bu süreç başlamış oldu.

B.D: Direniş sürecinde işverenin toplu iş sözleşmesinde kabul ettiği maddeler oldu mu?

E.Y: Bir takım adımlar atıldı, tabii. En son vardığı noktada taşeron sisteminde 4850 no’lu yasaya uyacağını söylüyor. Ama bu şekilde bir tanımın ucu açık kalıyor. Biz tam anlamıyla taşeron sistemini kaldırdığını sözleşmeye eklemesini istiyoruz. İkramiyelerde bir gelişme oldu. 1-4 yıl çalışanlara yılda 3, 4 yıldan fazla çalışanlara ise yılda 4 ikramiye vermeye ikna oldu. Zam oranında bazı iyileştirmeler yapmış durumda ama bunlar bile bizim taleplerimizin çok gerisinde. Arkadaşlarımızla yaptığımız toplantılarda, bizim sunduğumuz talepleri kabul etmedikçe uzlaşmaya yanaşmama kararı aldık.

B.D: Toplu İş Sözleşme süreci tamamlanmadığı için fiili bir grev içerisindesiniz. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

E.Y: TİS süreci uyuşmazlıkla sonuçlandıktan sonra bize yasal süreci beklememiz konusunda sendikamızdan da bir söylem oldu. Ama biz ülkedeki yasaların işçi ve emekçilerden yana olmadığını biliyorduk. Bunu da arkadaşlarımızla değerlendiriyorduk. Yasal sürece göre TİS uyuşmazlıkla sonuçlandıktan sonra Çalışma Bakanlığı’na başvuruluyor ve devreye bir Hakem Heyeti giriyor. Hakem heyeti sorunu çözmeye çalışıyor. Sorun çözülmezse grev hakkı için tekrar Çalışma Bakanlığı’na başvuruluyor. Bu kararın çıkması için de bekleniyor. Ve bu süreç için 3-4 ay gibi bir zaman gerekiyor. Bu bekleyiş içerisinde işverenin birçok saldırısıyla karşı karşıya geleceğimizi düşünüyorduk. Ki işveren masadan kalkarken kesinlikle taleplerinizi karşılamayacağım, gerekirse hepinizi işten çıkartırım tehdidi gösterdi. Bu net tavırdan dolayı bu süreci beklemek için bir neden olmadığını düşündük. Biz örgütlülüğümüze, birlikteliğimize ve gücümüze inanıyorduk. Arkadaşlarımız bu yasal süreçlere ve prosedürlere takılmadan fiili haklı bir mücadele başlatmış oldu.

B.D: Senin Greif işçileriyle ilişkin nasıl başladı?

E.Y: Ben DİSK/Tekstil’in bölge temsilcisiyim. Ama daha önce 6 ay kadar Greif’te işçi olarak çalıştım. Sonra sağlık sorunlarım nedeniyle işten ayrılmak zorunda kaldım. Ama dışarıdan sendika çalışmasına destek vermeye devam ediyordum. Sonrasında sendikada Bölge Temsilcisi olarak fabrika örgütlenmesine destek vermeye devam ettim.

B.D: Peki, DİSK/Tekstil bu sürecin en başından beri var mıydı? Yoksa siz mi onlarla ilişkiye geçtiniz?

E.Y: Biz örgütlenme çalışması başlattıktan sonraki süreçte sendikayla temasa geçtik. Sürecin en başından beri sendika örgütlenmenin bir parçasıydı.

B.D: Bu deneyimin çoğalması açısından da önemli bulduğumuz bir nokta var. Genel olarak tüm işyerlerinde kadrolu ve taşeron çalışanlar arasında iletişim eksikliği ve bilinçli olarak oluşturulan suni bir ayrım var. Kadrolu ile taşeron işçisi birbirine mesafeli duruyor. Siz örgütlenme sürecinde bunu nasıl aştınız?

E.Y: Burada da mevcuttu bu durum. Kadrolu arkadaşlarımızla örgütlenirken özellikle taşeron arkadaşlarımızın da çalışma koşullarının değiştirilmesi gerektiğini konuştuk. Taşeronun varlığının ve çoğalmasının kadrolu arkadaşlarımız için de bir tehdit olduğunu anlattık. Tabii ki ahlaki ve ilkesel olarak taşeron arkadaşlarımızın da işçi olduğunu ve sınıf dayanışması içerisinde birlikte daha güçlü olduğumuzu anlattık. Sendika çalışmasının haklı taleplerinin kazanılması için 228 kadrolu arkadaşın yeterli olmayacağını söyledik. Onlar da buna ikna olarak söylediğiniz mesafeleri kırdılar kafalarında. Sınıf bilinci oluştu kısacası.

B.D: İşgal ve Grev sırasında komitelerin seçimi nasıl oldu? Komiteleriniz nasıl işliyor?

E.Y: Örgütlenmeye başladığımız ilk günden beri komiteler üzerinden bu çalışmayı yürüttük. Komitelere çok önem veriyoruz. Bölüm komitelerimiz var. Bölüm komitelerinden oluşan fabrika komitemiz var. Komitelerin içinde taşeron işçisi arkadaşlarımız da var.

İşgal başladığından beri buradaki işleyişi işçilerin kontrolü ve denetimi altında, komiteler aracılığıyla yürütüyoruz. Arkadaşlar çeşitli görevler için komiteler kurdu. Güvenlik, Temizlik, Yemek, Teknik komiteler ve Basın-Yayın Komiteleri kuruldu. Bu komiteler aracılığıyla süreci planlıyor ve yürütüyoruz.

B.D: Taşeron ve kadrolular komitelerde eşit oranda mı temsil ediliyor?

E.Y: Evet, tabii ki eşit temsil hakkı var.

B.D: Dudullu ve buradaki ortaklaşma nasıl sağlanıyor?

E.Y: Bizler oraya gidiyoruz ve oradakilerle ortak toplantılar yapıyoruz. Sürekli iletişim içerisindeyiz. Yoğun toplantılarımız oluyor. Telefonla da sürekli haberleşiyoruz.

B.D: Orada da bölüm komiteleri mi var?

E.Y: Onu çok söyleyemeyiz. Orada komiteler yok. Dudullu’da sayı çok az. Yaklaşık 120 üyemiz var. 60 tanesi farklı fabrikalarda çalıştırılıyorlar. Orada da şu anda üye arkadaşlarımız üretimi durdurmuş vaziyette. 60 tane arkadaşımız fabrika içinde bekliyor ve direnişte.

B.D: Peki, Dudullu’da toplamda kaç işçi çalışıyor?

E.Y: Dudullu’da 190 kadrolu ve 700’e yakın taşeron işçisi var.

B.D: Herkesin merak ettiği bir mesele daha var. DİSK/Tekstil’in sitesine koyduğu açıklama ve DİSK üzerinden bir gerginlik var bu direnişte. Dışarıdan izleyenler ne olduğunu anlayamıyor ve çok yanlış bilgiler dönüyor. Seni rahatsız etmeyecekse bu konuyu da konuşabilir miyiz?

E.Y: Yok, kesinlikle konuşalım. DİSK’in tüzüğünde yer alan “Söz, Yetki, Karar hakkı işçilerindir.” maddesinin uygulanmasını istiyoruz. Biz burada bir yıldır örgütleniyoruz. Komiteler üzerinden taban örgütlenmesi oluşturduk. İşçi arkadaşlarımız bu sürecin işveren tarafından tıkanması sonucu kendi söz ve yetki hakkını kullandı; İşgal, Grev, Direniş’i başlattı. Ama bizim sendikamızın işçilerin bu inisiyatifi kullanmasına karşı bir tutumu oldu.

B.D: Nasıl bir tutumla karşılaştınız?

E.Y: Tekstil-Sen sitesinde, başlamış olan direnişin kendilerinin bilgileri dışında oluştuğunu ve temsilciler ile burada çalışmayan bir grup insan tarafından yönlendirildiğini yazdı. Toplu İş Sözleşme sürecinin işverenle devam ettiğini söyledi. Oysa görüşmelerde uyuşmazlık tutacağını kendileri de söylemişlerdi. Bu tavır direnişteki işçilerde çok ciddi tepkiye neden oldu. Biz onları arayarak, burada haklı ve meşru bir mücadele başlattığımızı ve bizim yanımızda olmaları gerektiğini söyledik. Sitelerindeki yazıyı kaldırmalarını istedik. Fakat yazı kaldırılmadı ve fabrikadaki işçiler sendikaya giderek bu durumu konuşmak istediler. Mesai saatleri içinde gittiğimiz halde Tekstil-Sen’de kimseyi bulamadık. Kapılar kapalıydı. Oradan dönmeyip DİSK Genel Merkezi’ne gidip, onlarla konuşmak istedik. DİSK’te Arzu Çerkezoğlu ile görüştük. Onlardan da bu sorunu çözmelerini ve işçilerin haklı mücadelesinin yanında olmalarını istedik. DİSK’in de sitesinde bu eylemi duyurmamasını ve destek için arayıp sormaması nedeniyle işçilerin şikayetleri oldu. Çerkezoğlu ise bunun kendi sendikalarıyla ilgili bir problem olduğunu ve DİSK’in konferedasyon olarak sendikalara müdahale edemeyeceğini söyledi. Biz de bu tutumun doğru olmadığını ve DİSK’in de bu konuda tavır alması gerektiğini söyledik. Orada yapılan görüşmeler sonrası Tekstil-Sen’in sitesindeki yazı kaldırıldı.

B.D: Yazıyı Arzu Çerkezoğlu mu kaldırttı?

E.Y: O da aradı, kendisi. Ben de aradım oradayken. Aslında işçilerin müdahalesi üzerinden bu sorun çözülmüş oldu. Biz de ondan sonra fabrikaya geri döndük.

B.D: Peki. DİSK’in kuruluş yıldönümü etkinliğinde de bir eylem oldu. Greif işçileri de oradaydı. Siz bu eylemin bir parçası mıydınız?

E.Y: Bizim arkadaşlarımız da DİSK gecesine gitmek istediler. Hatta araç talep ettiler. Araç gönderilmedi ama arkadaşlarımız kendi imkanlarıyla araç kiralayarak oraya gittiler. Orada haklı mücadelelerinin sesini duyurmak istediler. DİSK’in direnişin yanında olmasını istemek için gittiler. DİSK Genel Başkanı konuşma yaparken diğer eylem yapılınca bizim arkadaşlarımız şu kaygıyı duydular. Bu gece bitirilecek, bizler sahneye çıkıp konuşmamızı yapamayacağız, diye düşündüler. Sahneye bu kaygıyla çıktılar. Sahneye çıkıp seslerini duyurmak istediler. Ortak bir eylem yoktu.

B.D: DİSK’in geçen Çarşamba buraya bir ziyareti oldu. Daha önce böyle bir ziyarete dair görüşmeniz var mıydı?

E.Y: DİSK’in ziyaretinden sanıyorum 1-2 gün öncesinde biz orayı tekrar ziyaret ettik. DİSK’in bu direnişe sahip çıkması ve direnişin yanında olması gerektiğini söyledik. Talep ettik. Ondan sonra gelmiş oldular.

B.D: Engin, sen DİSK Tekstil Bölge Temsilcisisin. Nasıl değerlendiriyorsun bu meseleyi? Nasıl bir çözüm olabilir?

E.Y: Biz bu örgütlenme çalışmasına başladığımızda işçi arkadaşlarımızın zaten sendikaya karşı güvensizliği vardı. Ve Türkiye’de bir sendikal sorun var bu anlamda. Ama biz işçi arkadaşlara sendikaların biz olduğunu, işçilerin öz örgütlülüğü olduğunu ve işçi mücadeleleri ile kurulduklarını anlatıyorduk. İşçi arkadaşlarımızın sendikanın bu tutumundan dolayı bir kırılması olmadı hatta sendikalar bizimdir ve biz sahip çıkarız, diyerek bu tutumu gösteren yöneticilere karşı bir tavır aldılar. Bu noktada onların tavır değiştirmeleri de, işçi arkadaşlarımızın sendikaya sahip çıkmaya ve onlardan hesap sormasından kaynaklı oldu. Ben ise bu konuda, işçi kardeşlerimizin geçmişte mücadele ederek kurdukları bu sendikaların, işçilerin çıkarlarını ve emeğini korumaya yönelik örgütlenme çalışmaları yürütmeleri ve böyle tutum almaları gerektiğini düşünüyorum. Bugünkü sendikal anlayışın değişmesi gerekiyor.

B.D: Sizi takip eden ve yaptıklarınızdan heyecanlanan çok insan var. Greif işçilerine nasıl destek verebilirler?

E.Y: Biz bu mücadelenin sadece Greif işçilerinin değil, ülkedeki tüm işçi ve emekçilerin mücadelesi olduğunu görüyoruz. Özellikle de ülkenin kanayan yarası taşeron, kölece çalışma koşullarını dayatan taşeron sistemine karşı bir mücadele olduğunu düşünüyoruz. O sorumlulukla da işçi arkadaşlar bu mücadeleyi yüklenmiş durumdalar. Evet, dışarıda bu sürece yoğun bir destek var. Buradaki arkadaşları çok memnun ediyor. Aynı zamanda mücadelenin kazanımla sonuçlanması için eylemlilikler yapmak istiyoruz. Sendikalardan özellikle bu yönlü adımlar atmasını istiyoruz. Arkadaşlarımızın bu eylemlere katılmasını bekliyoruz. Bizim yanımızda olmalarını istiyoruz.

B.D: İnsanların mücadelenizi sosyal ağda takip edebilecekleri adresler var mı?

E.Y: Facebook’ta “Greif İşgal Grev Direniş” diye bir sayfamız var. Twitter da #direnGreif var. Bizi oradan takip edebilirler.

Biz röportajı bitirirken Engin Yılgın’a bir telefon geldi. Sultanbeyli’deki Greif için üretim yapan taşeron firmada çalışan işçilerden biri telefondaydı. Kapattığında ne olduğunu sorduk.

E.Y: Burada sadece bekleyerek durmuyoruz. Taksim’de yaptık geçen hafta. Bunun dışında Greif’in diğer işletmelerine gidiyoruz. Oradaki işçi arkadaşların hem kendi koşullarına karşı mücadele etmelerini hem de bizim mücadelemizin bir parçası olmalarını istiyoruz. Sultanbeyli’nde tamamen taşeron işçilerinin çalıştırıldığı bir işletme var. 1000’e yakın taşeron işçisi çalıştırılıyor. Onlar heyecanla bizim oraya gitmemizi, oradaki koşullara karşı da onları mücadeleye çağırmamızı istiyorlar. Daha önce iki kere ziyaretlerine gittik. Bizim ziyaretlerimizden sonra oralar şu an polis tarafından korumaya alınmış, tel örgüler çevirmiş bahçe duvarlarına. Bu bile ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor. Ama işçi arkadaşlarımız bizi arıyor sürekli. Biz bu baskılardan korkmuyoruz, sizleri tekrar bekliyoruz. Biz de burada örgütleniyoruz ve sizlerin açtığınız yolda yürüyeceğiz, diye telefonlar ediyorlar. Greif işçilerinin haklı mücadelesini kazanmak için sadece burada durmayacağız. Dışarıda ve Greif işletmelerinde eylemlerimiz devam edecek. Kamuoyuna da çağrı yapacağız.

GREİF direnişindeki işçilerle röportaj

Hadımköy fabrikasının girişinde sizi pankartlar ve işçiler karşılıyor. Ellerimizi sıkıp, hoşgeldiniz diyen gülen yüzlerle sohbete başlıyoruz. Üç kişi başladığımız sohbet, etrafımızı saran onlarca işçinin katılımıyla devam ediyor. Hiçbirinin hızına yetişemiyor, işçilerin heyecanıyla direnişin gücünü hissediyoruz.

Başlangıç Dergisi– Direnişinizi, Türkiye’de uzun zamandır görülmeyen bir çoğunlukla, taşeron-kadrolu çalışanların yan yana geldiği bir direniş olduğu için çok önemli görüyoruz.

Ahmet– Evet. Bildiğim kadarıyla 79’da Kavel’de böyle bir direniş başlamış. 79’dan sonra Türkiye’de ilk yapan biziz.

B.D.– 44 ayrı taşeron firması var değil mi? Toplamda işçi sayısı kaç peki, sizden öğrenelim.

Ahmet– Hadımköy’de 850 işçi mevcut.

B.D.– Peki nasıl başladı süreç? İlk önce kadroluları mı yoksa taşeronları mı örgütlediniz?

Ahmet– Önce kadrolu arkadaşlarımızla başladık. 28 kişiydiler. Ana bünyede 280 kişi, akabinde diğer taşeronlar da olmak üzere 650-700 kişiye yakın sendikalı arkadaşımızla direnişi sürdürüyoruz. İlerleyen zamanlarda da başarıyla taçlandıracağımızı biliyoruz.

B.D.– Peki sendika direnişin başından beri var mıydı yoksa sonra mı ilişkiye geçtiniz?

Ahmet– Sendikayla bağlantı kurularak direnişe geçildi.

B.D.– O zaman en başından beri sendika vardı.

Ahmet– Tabii en başından beri sendikayla birlikte hareket ediliyor. Temsilci arkadaşlarımız örgütledikleri arkadaşlarımızı bilgilendirerek bu sürece gelindi. Sonra TİS (Toplu iş sözleşmesi)’te tıkanıklık olduğu için sendika üyesi işçiler olarak böyle bir karar aldık. Sendikalardaki arkadaşlar, temsilci arkadaşlar, bölüm komitelerindeki arkadaşlarla birlikte aldık bu kararı.

B.D.– Komiteler nasıl yürüyor? Ayrı ayrı mı yoksa ortak bir komiteniz mi var?

Ahmet– Bölümlerden üçer arkadaş, dörder arkadaş komite olup onlarla birlikte toplantılar alınıyor. Toplantıda yapılacak işler, alınacak kararlar görüşülüp, bölümdeki arkadaşlarımıza bilgilendirme yapılıyor. Yürütmemiz bu şekilde. Bundan sonraki süreçte aynı şekilde başında olduğu gibi komiteden, temsilci arkadaşlarla oturup yapılması gereken işleri hep birlikte konuşup, tartışarak bir sonraki yapılması gereken işleri belirliyoruz.

B.D.– Bu sizin için yeni bir deneyim mi? Yoksa daha önceden de mücadeleyi deneyimleyen arkadaşlar var mı?

Ahmet– Böyle bir deneyimde bulunan arkadaşlar vardı. Dudullu’dayken fabrika ilk, sendika çalışmalarıyla uğraşan arkadaşlarımız vardı. Şahsım olarak 99’da bir sendika deneyimim oldu ama bu şekilde değildi. Daha başlamadan bitmişti olay. Az çok oradan da bilgim var. Onun haricinde burada yirmi yıllık arkadaşlarımız var. Sendikada çalışmış olan arkadaşlarımız var.

B.D.-Siz kaç senedir çalışıyorsunuz?

Ahmet-Ben burada altıncı yılımı bitirdim, yedinci yıla başladım.

B.D.– En yeni işçi kaç senelik burada?

Ahmet– En yenimiz bir-bir buçuk sene. Burada yeni arkadaşlar bin kişide yirmi kişi ya vardır ya yoktur.

B.D.– Ücretler nasıl peki?

Ahmet– Genel olarak asgari ücret. Yorucu çalışma şartlarımız var. Üç vardiya sistemiyle çalışıyoruz. Diğer bölümlerde on iki saat çalışan arkadaşlarımız var. Özellikle konfeksiyon bölümündeki arkadaşlarımız masa üstlerinde zorunlu mesailerle çalıştırılıyorlar -ki onların maaş olayları çok sıkıntılı ve de daha düşük. Bu süreçte onlardan da aramıza katılan aşağı yukarı 100-150 kişi oldu. Bu arkadaşlarımız hızla sendikamıza üye oluyorlar.

B.D.– Dudullu’da da şu an sürüyor direniş değil mi?

Ahmet-Aynı şekilde Dudullu’da da 100-150 kadar arkadaşımız var. Onlar da bizim yaptığımız gibi işgal, işgal demeyelim de, direniş yapıyorlar. Orada çalışmalar devam ediyor. Ama sendikalı arkadaşlarımız direniyorlar. Bu kadar. Başka konuşmak isteyen varsa…

B.D.– Evet, varsa dinleyelim. Aslında şunu çok merak ediyoruz. Kadrolularla taşeronlar arasında fiili olarak güvenceliliğin yarattığı bir ayrım oluyor. Onu nasıl aştınız?

Turan– Bizim burada çalışan altı-yedi hatta on-on beş yıllık arkadaşlarımız var. Misal yedi yıldır birlikte çalıştığımız kadrolu arkadaşlarımız fabrika bünyesinde bir hak kazandığında benim ona göre daha altında kalmam vicdanen bizleri rahatsız ettiği için yan yana bulunduğumuz yerde başkaldırdık.

B.D.– Uzun süredir çalışmanın, birbirinizi tanımanızın, aynı işi yapmanızın avantajı bu aslında.

Ahmet– Aynen. Herkes burada birbirini çok çok iyi tanıyor. Kaynaşmış, abi kardeş olarak çalışıyoruz. Birimiz neysek hepimiz oyuz.

Turan– Zaten yeni işçiler fazla yok. Yüzde yirmisi anca. Yüzde yetmiş beşi beş yılın üzerinde çalışan. On-on beş yıllık arkadaşlarımız var.

Ahmet– Yirmi yıllık arkadaşlarımız var. Arkadaşımın dediği gibi, yüzde yetmiş beşi beş yılın üzerinde olan arkadaşlar. O da demektir ki herkes birbirini çok iyi tanıyor. Dayanışma var. Dostluk var. Arkadaşı yalnız bırakmak bizde olmaz.

Turan– Bu söylediklerimizin dışında kadrolu çalışan kişi sayısı az olduğu zaman aynı iş yükü bize daha fazla verilmeye çalışılıyor. Oturup konuştuğumuzda bunun yanlış bir düşünce olduğuna kara verdik. Misal, bundan dört sene öncesinde ikramiyelerimiz vardı. Öyle böyle insanları parçalaya parçalaya bölüm bölüm taşeron yaptıkları için insanların bağlarını koparttılar. Onların da bu kopma işine geldi. İkramiyeyi kaldırdılar. Biz de bunun farkına vardık dört sene sonra. Bu işte öncülük yapanların çok faydası oldu.

Diğer İşçi– Bölüm bölüm ayırıp bizi parçalamak istediler ama şunun farkında değillerdi; biz aynı tasa kaşık atıyorduk, aynı çorbaya kaşığımızı tutuyorduk. Bu sayede hepimizin düşüncesi birdi. O yüzden bizi parçalayamadılar. Başaramayacaklar da. Bir lokma ekmeğimizi bile paylaştık, hala da paylaşıyoruz.

Ahmet– Bizim için en büyük şey bu iş sonlandığında yaşayacağımız mutluluk olacak. Pek de bir şey kalmadı diyebiliriz.

B.D.–  Biz de inanıyoruz.

Turan– Biz ilk başladığımızda buradaki işçileri değil, diğer fabrikalardaki, Türkiye’deki işçilerde faydalansın istiyoruz.

B.D.– Kavel’i nasıl konuşuyorsak sizi de öyle konuşacağız. Şu anda gerçekten tarih yazıyorsunuz.

Turan– Çoğu fabrikadan duyumlar alıyoruz. Daha önce %2-3 zamlarla geçiştirilirken şimdi %15-20 zamlar almaya başlamışlar. Ne mutlu bize. Burada bir sonuca varamasak bile, bunu tüm samimiyetimle söylüyorum ki, hiç bir şey almasak da vicdanım rahat, alnım açık, onurumla mücadelemi verdim. Biz belki başaramayacağız ama Türkiye’deki genç işçilere yararı dokunacak.

B.D.– Onlar da bunu fark ediyorlar. Bunun için sizinle konuşuyorlar.

Turan– Belki büyük bir firma ve bizden daha güçlüler ama diğer işlerin direnişten dolayı kazanmalarından dolayı çok onurluyuz.

B.D.–  Bölgede bir sürü fabrika var bu arada. O fabrikalardan burada ne oluyor diye gelen işçiler var mı?

Turan– Cumartesi-Pazar bayağı geldiler. Mahallede görüştüğümüz insanlar oldu. Onların söyledikleri şeyler, daha önce zorunlu mesailere bırakılırlarken direnişten dolayı patronun “Mesaiye kalmak isteyen var mı arkadaşlar?” şeklinde davranması gibi bir davranış değişikliği olmuş. Bizim başladığımız mücadele her yeri etkiliyor.

B.D.– Teşekkürler. Direnişiniz, direnişimiz.

 

 

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında

İlgili Yazılar