gezi’nin çocuklarından biri, don kişot’un başına gelenler – yeldeğirmeni dayanışması -

 

Geçtiğimiz haftalarda,  Don Kişot Sosyal Merkezi Facebook sayfasında kısa bir video ve hemen yanında bir mesaj yayınlandı. Video’daki görüntülerde genç bir arkadaş, elinde kapı kilidini kesebilecek bir aletle Don Kişot evinin kapısına yöneliyor ve kapıyı tutan asma kilidi bir iki zorlamada kırıyor. Arkasında onun eylemini destekleyen birkaç başka ses de duyuluyor. “Kır be baba, yürü be, babasın sen diyen tebrik eden birkaç insanı da izliyoruz. Kapı açıldıktan sonra, “Don Kişot resmen açılmıştır” diyor bir kadın arkadaş ve videomuz bitiyor.

Videonun yanındaki mesajdaysa şöyle diyor:

“Sevgili herkes, Dünyada 1970’lerde başlayan squat kültürünü Türkiye’de deneyimlemek için Kadıköy Rasimpaşa mahallesinde (yeldeğirmeninde) yaklaşık 20 yıldır bir çöp yığını olarak bırakılan bir binaya girilerek don Kişot sosyal merkezi olarak işgal edildi. Gezi parkında hiç kimseyi temsil etmeyen ve Taksim dayanışması adı altında temsiliyet dayatan anlayış yaklaşık bir yıldır Don Kişot sosyal merkezine Yeldegirmeni dayanışması adı altında, sözde mahalle duyarlılığı kisvesi altında kapısına kilit takılmış ve bir nevi özelleştirilmiştir. Bu durumu protesto etmek için kilit kırılarak tekrar işgal edilmiştir… Sancho PANZA herkesi bir ve bütüne davet eder.”

Gerçekten Gezi’nin çocuklarından biri olarak gördüğümüz Don Kişot evinde neler oluyor? Don Kişot evine son dönemde kilit dışında gelen başka eleştiriler de var. “Ev’de alkol ve sigara içilmemesine dair Yeldeğirmeni dayanışması karar almış, bir sanat performansı yaparken bile bir yudum şarap içemeyeceğim işgal evi mi olur kardeşim?” diye serzenişler de var. Gezi direnişi bu kadar özgürlükçüyken, Gezi’nin çocuklarından biri dayanışmalar, muhafazakârlığın pençesine mi yakalanmıştı? Gerçekten de Yeldeğirmeni dayanışması burayı kendi adına işgal edip, anahtarlarla kapatıp, can sıkıcı bir özel mülkiyete ya da en iyi ihtimalle grupsal anonim ortaklığa mı çevirdi?

bir ortak alan denemesinin yakın tarihine bakış

Yeldeğirmeni dayanışması olarak bizim bu eleştirilere ve Don Kişot’un süreçlerine nasıl baktığımızı tartışmak, anlatmak istiyoruz. Eleştirilemez olmayı asla istemeyiz, eleştiri ve özeleştiriyle büyüyeceğimize inanırız. Ama öğrendiklerimizi aktarmazsak ve bunları tartışmazsak da özellikle Gezi kamuoyuna olan sorumluluğumuzu eksik yaparız düşüncesindeyiz.

Özel mülkiyetin en önemli kanıtı olan kilidin,  bu mekândaki tarihini de bu arada elimizden geldiği kadar nesnel sunmak isteriz. Kilidin gelişinde Don Kişot evinin bir döneminin tarihini anlatmadan, bu kilidin gelişi kavranamaz. Don kişot evini kolektif bir emekle inşa etmeye devam ederken,  birkaç önemli tartışma ve dönüm noktası yaşadık. Bunlardan biri Yeldeğirmeni dayanışmasının gönüllüleri ile özellikle Don Kişot Sosyal Merkezi facebook sayfası etrafındaki tartışmalardı. Sosyal Merkez sayfa yöneticileri, “Don Kişot evinin kendi başına mahalleden ve Yeldeğirmeni dayanışma forumundan ayrı bir otonom biçiminde örgütlenmesi gerektiğine inanıyor, Yeldeğirmeni dayanışma forumunun eve dair karar alamayacağını, eve dair ortak kuralların özgürlükçülüğe aykırı olduğunu” belirtiyorlardı.  Bu tartışma bir yönüyle zenginleştirici olumlu bir tartışma olabilirdi. Yeldeğirmeni mahallesinin sorunlarını dert edinen herkesin katılabileceği bir meclisi olmayı hedefleyen Yeldeğirmeni dayanışmasının forumuyla, tabi ki evin forumu arasında birebir örtüşme olmayabilirdi. Yeldeğirmeni mahallesi dışında da ulusal, uluslararası bir heyecan kıpırtısı yaratan, Don Kişot’a sadece bu ev için gelenlerle,  Yeldeğirmeni’nde yaşayıp, foruma katılanlar arasında farklılıklar vardı. “Yeldeğirmeni semtinin sorunlarını dert edinen bir forumla, Don Kişot Evi’nin mekânsal bağlantısı nasıl kurulacaktı” gibi tartışmalar, çatışmaları içinde zenginliği taşıyan tartışmalardı. Nihayet Don Kişot’un kuruluşunun bu ilk döneminde Yeldeğirmeni forumundan farklı bir günde toplanan evin kendi forumları vardı.

Açıkçası bu dönemde çelişkilerin zenginleştirici taraflarını değil de yorucu olan kısmını yaşadık. İnşaatın somut fiziksel yorgunluğuna binen bu yoruculuk, Don Kişot evinin iç mekânlarında da gösterdi kendini ve mekân bir süreliğine ıssızlaştı. Sabah 10’dan gece 11’e kadar açık tutmayı birlikte kararlaştırdığımız mekândaki açıklığı hızla, Don Kişot’un emek sürecine katılmayıp, mekanla tüketici bir ilişki( içtiği biraları dahi kaldırmayan, ev açık olduğu sürece erkek muhabbeti, alkol ve madde eşliğinde ortak işler için kılını kıpırdatmayan bir tutum) kuran mahallenin de parçası olan gençler bir anda doldurdu.  Kendileri dışında kadınların ve çocukların da mekânı kullanmalarının önünde engel olan sokağın güç yasalarının psikolojisiyle davranmaları, Don Kişot’un herkesin kullanabileceği ortak bir alanın ruhuna uymuyordu. Yine bir diğer sorun aynı dönemde, Don Kişot’un elektrik kabloları vs. şeyler yine Don Kişot’ta vakit geçiren mahalleden bildiğimiz gençler tarafından geceleri aşırıldı, paraya çevrildi. Bu dönemin uzunluğu bizim eve elektrik getirme isteğimizi kıracak kadar sürdü.

Bütün bu olanlar, mekânın geleceği hakkında kaygılananları harekete geçirdi. Biz bu sorunların kaynağı olan genç arkadaşları dışlayıp, ortak mekânlardan atmadık. Kavgaya da dönüşebilecek gerginlikleri sokak forumları yaparak durdurduk, dert anlatmaya devam ettik. Bu arkadaşları, mahalleden Don Kişot hakkında arzuları olan insanların ve mekânı kullananların da katıldığı ortak bir forumda bir araya getirmeyi başardık. İşte Don Kişot’ta alkol ve sigara kullanımı konusunda yakın vadede önleyici bir anlayışın gerekliliği bu ortak ve geniş forumun eğilimiydi.

Kilit tartışması da bu sancılı sürecin bir önlemi olarak düşünüldü. Biz Don Kişot’u kullanan ve ileride kullanabilecek olan herkesin faydalanacağı bu ortak malların, tek tek bireylerin kendi ihtiyaçları adına tırtıklama haklarının olmadığını düşündük. “Bu dönemde kilit, fiziksel olarak ortak malların gaspını küçük bir düzeyde de olsa engelleyebilir” diye düşündük. ”Kilidi Don Kişot’u üretici bir şekilde kullananlara dağıtmayı başarırsak, ya da “gönüllü vardiya”lıkla mekân açık olduğu zaman,  insanlarla ilgilenebilecek bir sorumlu olursa hem burayla ilgilenmek için gelenlerle tanışır, hem de mekânı alan hâkimiyeti anlayışıyla kullanan gruplar ve insanları uyarabilir” diye düşündük. Bu dönemde, kilidi evin içinde faaliyet göstermek isteyen herkese dağıttık, Don Kişot’u açmak için bir gönüllü vardiya sistemi oluşturarak, mekânın açılış ve kapanışını örgütlemeye çalıştık. Gerçekten de bu dönem işe yarayan refleksler oldu bunlar.  Kadınlar evde daha çok zaman geçirmeye başladı, mahalle sakinleri bostanda yetiştirmek üzere organik tohum istemek, eve paylaşım için bırakılan ikinci el kıyafetler için daha sık girmeye başladı, çocuklar Don Kişot’u oyun alanı bellediler. Ortak evi kullanma biçimleriyle sorunumuz olan arkadaşların bir kısmı evi kullanırken, forumdan çıkan bu sınırlara uydular ya da eve gelmemeyi tercih ettiler. Fiziksel güç ahlakıyla yoğrulan bu genç gruplarla, ortak alanın sınırlarına dair bir tartışmayı şiddete bulaşmadan yürütebilmemiz de bizim için önemli bir deneyim oldu.

Bu dönemde özeleştirel olmamız gereken şeyse, evi kesintisiz açma konusunda sıkıntılarımız oldu. Çoğunlukla çalışanlardan oluşan evin gönüllüleri, gündüzün bütün boşluklarını bazen dolduramadılar. Eve gelenlerin giremediği ve kapı altından bize hüzünlü, sitemli mektuplar attığı zamanlar da oldu.

Nihayet açılış ve kapanışı bir sorumluyla beraber yapmaya çalıştığımız bu dönemse, bundan iki ay kadar önce son buldu. Artık sabahları açıp akşamları kapatacak, içeride bir gönüllü olması koşulunu aramayacaktık. Çünkü eski koşulları yaratan durumların önemli kısımlarını halletmiştik, evin benimsendiğini ve kendini kabul ettirdiğini görebiliyorduk. Gönüllü vardiyalığın getirdiği boşluklarda,  dostlarımızı üzmemek de etkiliydi bu davranışta. Yukarıda anlattığımız kilit kırmanın gerçekleştirildiği dönem işte böylesi bir sürecin sonunda gerçekleşti.

sahipsizlerin makûs talihini kırabilecek miyiz?

Don Kişot’a ilk girilme kararı, Yeldeğirmeni Dayanışması forumunda alındı. Dayanışma forumu, Gezi sonrası bu direniş de açığa çıkan değerleri, dayanışmayı kendi mahallesinde örgütlemek için yola başladı. Biz Don Kişot’ un işgalinde, 1970’lerde Avrupa’daki squat deneyimlerinden farklı, özgün bir deneyim yaşadığımızı düşünüyoruz. Bizim için Don Kişot otonom bir grubun,  kapalı devre bir alternatif hayatı deneyimlemesinden daha çok Gezi Parkı’nın bir minyatürüydü. Davaları dolayısıyla hiç kimsenin mülkü olan, bu yüzden atıl bırakılan bu mekândaki arayışlarımızı, Gezi Parkı ve onun içinde Haziran günleri boyunca yaşanan ortak hayatımız ve düşlerimiz biçimlendirdi. Biz Don Kişot’un hareketli zamanlarında gelen insanlarla birlikte değişen yüzlerinde, Gezi’nin dayanışmasını, yaratıcılığını gördük. Gezi parkı nasıl milyonların savunduğu ortak bir alanımızsa, Don Kişot’u da onla ilişki kurmak isteyen herkesin “ortak alanı” olarak görmeye, kamusallaştırmaya çalıştık.  Herkesin alanı dediğimizde oluşan ortak da olsa mülkiyeti ima eden durumdan kaçınmak, bu anlamda gelecekte ilişki kuracaklara olan sorumluluğumuzu hatırlatmak için de “hiç kimsenin alanı” olsun dedik aynı zamanda. Don Kişot bizim için gezi Parkı gibi herkesin ve hiç kimsenin mülküydü.

Tam da bu yüzden Türkiye hukukunda, “sahipsiz, kimsesiz mallar” adlarıyla geçen bütün ortak zenginliklerimiz gibi, Don Kişot’un da kapitalizmin ve güçlünün ahlakının geçerli olduğu böylesi bir sistemde ortak değerler ve koruma olmadan var olamayacaklarını düşünüyoruz. Bugün havamız, sularımız, parklarımız, ormanlarımız nasıl bireysel çıkarlar ve kapitalist mülkleşmenin tehdidi altındaysa, ortak zenginliklerimizi bunlara karşı koruyabilecek, onların yeniden üretimini sağlayabilecek, ortak forumlarımızın ve meclislerimizin olması gerektiğini düşünüyoruz. Don Kişot’ da şimdiye kadar ortak eğilimler de forumlar da alındı. Toplanabildiği zaman ev forumunda, toplanamadığında Yeldeğirmeni forumunda.

Hepimizi ilgilendiren evin meselelerinde, ortak bir anlayış oluşturmayı, forumları çoğunluk baskısı olarak görüp reddeden tutumlar, bu inisiyatiflerin bağımsız iradeler tarafından keyfi bir şekilde alınmasına yeşil ışık yakmaktadır. Özgürlük gibi görünen,  kimseye danışmak istemeyen bu tavır biçiminin ise hiyerarşiyi yeniden ürettiğini düşünüyoruz. Yukarıda anlattığımız kilidi kıran arkadaşların tavrında olduğu gibi. Bu arkadaşlar gece yarısı kilit kırarken, Don Kişot’un barınmaya uygun bir yer olmasını istiyor olabilirler ya da hepimizin paylaştığı bir ideal olan kilitsiz bir alanı bugünden kurmak isteğini hayata geçirmek istiyor olabilirler. Ama bunu, mekânın geleceği, kullanılma biçimini dert edinen, onunla ilişki kuran, sorumluluğunu alan, onunla aynı sokakta yaşayan öznelerin fikrini almadan, hatta kendi eyleminizle girdiğiniz sorumluluğu bile almadan yapıyorsanız,  yaptığınızın adı dayatmacılık olur. Kimseye danışmayan eyleminizle, Girişte Sanco Panza’nın çağırdığı bir ve bütüne giden yolu, kendiniz kapatıyorsunuzdur.

Gezi’yle başlayan süreçte, ortak alanların kullanımını düzenleyen bir demokratik karar alma mekanizması henüz tartışma ve oluşma aşamasında. Eksikleri ve gedikleriyle Gezi’nin mührünü taşıyan forumlar bu ortak aklı çıkaracak önemli araçlar olmayı sürdürüyorlar. Bu tür mekanizmaların ortadan kalkması, doğal olarak yeniden egemen davranış biçimlerinin, bireysel ve grupsal çıkarların, mülkleştirme eğilimlerinin, erkeklik, güç ahlakı, lümpen sokak kültürünün ortak alanlar üzerinde hegemonyası anlamına gelecektir.

 

Bulunduğu kategori : Örgütsel Deneyimler

Yazar hakkında