gezi’nin bakiyesi; yenide yeni olan ne var? – zafer ülger -

 

Gezi  Direnişinin yıldönümü yaklaşırken Gezi’den geriye   ne kaldığı, Haziran boyunca sokakları tutan enerjiye ne olduğu tartışma konusu olmayı sürdürüyor. Gezi’yi salt AKP karşıtı bir hareket olarak değerlendirmeye teşne olanlar için, gerilemeyen, yerel seçimlerden zaferle çıkan bir AKP ve Cumhurbaşkanlığı hevesinden vazgeçmemiş bir Erdoğan manzarası, Gezi’nin kazanımlarını görmeyi zorlaştırıyor.  Oysa Gezi; işgal evleri, işgal bostanları gibi yeni siyaset alanlarıyla, mahalle forumları gibi yeni organizasyon biçimleriyle son bir yılda Türkiye’de başka örgütlenme ve tartışma alanlarını dolaşıma sokmuş durumda. Gezi’nin mirasını elbette salt bu alanlara indirgeyemeyiz ancak ardında bıraktığı bu zengin mirası nasıl kullanacağımız, bu mekân ve tartışmaların içini nasıl dolduracağımız sorularıyla bizden cevap bekliyor. Bütün bu bakiyenin içinde işgal evleri ve bostanlarını, aralarındaki ekolojik arayış, kent mücadelesi, konut mücadelesi, ortak alan yaratma gibi içerik farklarını yadsımadan “işgal alanları” olarak nitelendirirsek, Türkiye’de işgal alanları, Gezi sonrası ve onun ürünü sayılabilir mi? Bunun cevabı hayır. Fabrika, iş yerleri ve üniversite işgallerini dışarıda bıraktığımızda dahi, Türkiye’de işgal alanları, yeni deneyimler sayılmazlar. Gezi’nin ürünü olduğunu söyleyebileceğimiz ilk işgal evi deneyimi olan Don Kişot’un bulunduğu Kadıköy Yeldeğirmeni semtinde bile konutların %6’ya yakını hali hazırda barınma amaçlı işgal edilmiş durumda. Türkiye’de, özellikle tarihi semtlerde gayrimüslimlerin zorunlu göçleri sonucu boşta kalan mülklerin azımsanmayacak bir kısmı devletin gaspına ve bireysel işgallere uğradı. 1970’lerde  kırdan kente göç eden nüfus, gecekondularını üstüne kurdukları arsaları işgal ettiler. Bu anlamıyla işgal alanları Türkiye için yeni bir deneyim sayılmaz.

Peki o zaman yeni olan ne? Gezi ürünü diyebileceğimiz işgal deneyimlerinin getirdiği asıl yeniliğin, işgal ettiği alanları kolektifleştirmek ve müşterek kullanıma açmak gibi ortak bir arayış olduğunu söyleyebiliriz. Bunun, bilinçli, programlı bir arayıştan çok Gezi ruhunun sezgisel bir kendini ortaya koyuşu olduğunu söylenebilir. Gezi direnişi İstanbul’da,  kentin merkezinde Gezi Parkı’nda 15 günlük bir işgal ve komün deneyimini yarattı. Hükümetin, kamusal bir alan olan parkı, AVM için imara açarak değişim değeri temelinde dönüştürme isteğine karşı direniş, parkın müşterekleştirilmesi ve komünleştirilmesi biçimini aldı. Gezi Direnişi, kentin merkezinde, karanlık bırakılarak unutturulmaya çalışan, kadınların gece saatlerinde girmeye çekindiği bir parkı, milyonların 24 saat ortak kullanımına açtı. Aynı ruhu, Don Kişot’un komşularına mekânı kullanması için çağrı yaptığı mektupta, Caferağa’nın kendini mahalle evi olarak adlandırmasında da görüyoruz.

İşgallerdeki yer seçimlerinin de bu müşterekleştirme fikrinin güç kazanma isteğinden bağımsız olduğu söylenemez. Üsküdar İmrahor bostanının ve Caferağa ortak bostanının  mülkleri vakıflara, Caferağa işgal evinin mülkü  hazineye, Don Kişot işgal evi mal sahipleri arasında dava dolayısıyla “hiç kimseye ait” bir mülktü. Bu anlamıyla, Gezi işgalleri öncelikle kendini ortak zenginliğin parçası olarak sunan kamu mülkiyeti,  toplumsal hizmetlerle anılan vakıf mülkiyeti ve “hiç kimsenin mülkiyeti” biçimlerini müşterekleştirirken önemli seçimlerle işe başladığı söylenebilir. Bu seçimler yerine orta sınıfların,  beyaz yakalıların Türkiye’de yaygın olduğu üzere geleceğini güvence altına almak için satın aldığı ikinci evinin işgal edilmesi tercih edilseydi, hem ortak zenginliklerimiz tartışması hedef şaşırabilir hem de birlikte mücadele etme potansiyeli taşıyan bu sınıflar hasımların kucağına itilebilirdi.

Gezi Direnişi’nin ürünü olan işgallerdeki müşterekleştirme arayışının diğer göstergesi ise bu alanları idare eden yapılardaki çeşitlilik. İşgalleri gerçekleştiren Kadıköy’deki iki forumun, Yeldeğirmeni ve Caferağa forumlarının, Gezi’den sonra İstanbul’da düzenli toplanmayı başarmış ve içinde anarşizmden, sosyal demokrasiye uzanan geniş bir siyasal yelpazeyi taşıması salt bir tesadüf olarak değerlendirilebilir mi? Bizi birleştiren ortak örgütlenmelerimiz,  forumlarımız ne kadar monolitik siyasal eğilimlerin egemenliğine giriyor, diğer sesleri bastırıyorsa onların idare ettiği alanlar da müşterek alanlar olmaktan çıkma ve mülkleşme eğilimi taşıyacaktır. Bu sebeple mevzubahis forumlardan çıkan işgallerin siyaseten çeşitlilikleri barındırıyor olması yalnızca bir tesadüfle açıklanamaz.

Bu anlamıyla, müşterekleştirilmeye çalışılan alanlar ve bu alanların idaresini ve denetimini üstlenmeye çalışan müşterek örgütlenmeler olarak forumlar, Gezi’nin en önemli kazanımlarından biri olarak değerlendirilmelidir.

(Bu yazı Hemzemin dergisinin 13. sayısında yayımlanmıştır.)

Bulunduğu kategori : Örgütsel Deneyimler

Yazar hakkında

İlgili Yazılar