Gezi, sindirilemeyendir: Gezi, forumlar ve müstakbel ortaklıklarımız -

i. Gezi’den kalanlar

Gezi’nin nedenlerini, motivasyonlarını, hedeflerini, aktörlerini, kazanımlarını, kayıplarını ve geriye bıraktıklarını konuşmanın sonu yok. Mesele tam da bu: Gezi üzerine konuşmanın sonunun gelmiyor olması.

Bunun sebebi basitçe, geçmişe gereksiz bir biçimde fazlaca takılmak, nostaljiye kapılmak veya boş yinelemelere sarılmak değil. Bu konuşmalarda, tam tersine, zorunlu bir “takılma”, üretken bir düşleme ve Gezi’yi bir kavrayışa oturtarak tarihselleştirme -hem geçmiş hem de güncel olana yerleştirme- çabası var. Çünkü Gezi, henüz sindiremediğimiz, hâlâ sindirmeye çalıştığımız bir yoğunluğa işaret ediyor. Gezi’nin sadece geçmişte kalan bir kesit olduğu ve bahsinin kapatılıp günümüzün yakıcı sorunlarına odaklanılması gerektiğine yönelik aceleci fikirler; hâlâ kolektif bir özümsemeye tabi tutulamamış, haddinden fazla zamanı, mekânı, insanı, deneyimi, eylemi içinde toplamış bir toplumsal pratiğe, gerçekçi ve güncel değil, biraz hayalci, biraz da küskün yaklaşımları temsil ediyor, bana kalırsa.

Bir yanda Gezi’yi hararetle ele almanın, diğer yanda ise onu heyecanla ananları nostaljiye kapılmakla eleştirmenin bir sonu olacaksa eğer, bu ancak Gezi sürecinin -Gezi’nin genç proleterlerinin de aktif şekilde katıldığı- kolektif tartışma ve/veya eylem süreçlerinde yorumlanması/sindirilmesiyle mümkün olacak. Bu, ideal bir biçimde gerçekleşmeyecek olabilir ama biz yine de bunu hedefleyebiliriz. Bu hedef doğrultusunda; hangi tür kolektif süreçlerin bizi bu özümsemeye doğru götürdüğünü, hangi tür kolektif süreçlerin eksikliğinde ise daha “melankolik” tutumlara kaydığımızı birlikte takip edebilir, birincisinin ağırlığını artırmaya gayret edebiliriz.

Gezi, kendisi tarihe ve bugüne “gömülene” kadar peşinden gidebileceğimiz, arayıp tarayıp bulup çıkarıp üzerine çalışabileceğimiz unsurlar, etkiler bıraktı ardında. Bunlar, Gezi sürecindeki kitlesel, örgütsel, mekânsal, duygulanımsal, simgesel ve benzeri türden yoğunlaşmaların devamı olarak ve muhtemelen sürecin kesilme biçimlerinin de –özellikle devlet şiddetinin- etkisiyle “etrafa saçıldı”. Gezi’den kalan unsurlar, bazen daha görünür, bazen de saklı biçimlerde, Gezi sonrası mekânlara, deneyimlere, politik ve toplumsal ilişkilere yayıldı. Bu parçaları ayrı ayrı incelemek ve genel bir “Gezi etkileri tablosu”na yerleştirmek meşakkatli ama önemli bir ortak görev olabilir. Bu bağlamda örneğin, şuralara bakılabilir:

*Gezi sürecinin genç proleterlerin sınıf kültürü, toplumsallaşma biçimleri ve hayatlarında yer alan semboller üzerindeki etkileri
*Gezi hareketinin, siyasal iktidarın yönetme biçiminin göbeğine yerleşen korku ve şüpheyle olan ilişkisi
*Gezi’de, halkların birbirlerine karşı olan bazı hayal kırıklıklarını –aşabilir olmasa da- bir düzeyde konuşabilir hale gelmelerinin, sonraki süreçlerde yerini derin sessizliklere bırakmış olmasının, güvenmezlik, inanmazlık, uzaklaşma gibi duygularla bağlantısı
*Gezi’deki kayıpların, kayıp yakınlarında ve toplumsal gruplarda, onların ilişkilerinde, semtlerinde, toplumsal dönüşümle kurdukları ilişkilerde bıraktığı izler
*Politik ideallerde ve bu idealleri temsil etmeye çalışan gruplarda Gezi sonrası yaşanan genişleme, daralma, yataylaşma, dikeyleşme, esnekleşme, katılaşma gibi süreçler
*Gezi sürecinin, Gezi’ye karşı olanların kendi gruplarını ve kendilerinden farklı saydıklarını deneyimleme biçimleri üzerindeki etkileri ve bu etkilerin toplumsal ilişkilerdeki yansımaları

Tüm bunlar ve daha fazlası, zaman zaman üzerine konuşulan, düşünülen konular. Bununla birlikte zaman içinde bunları, daha ortakça ve daha sistematik şekillerde incelemenin, Gezi sürecinin sindirilmesine ve aşılmasına daha çok faydası olacağını düşünüyorum. Ben ise burada, Gezi’den geriye kalan önemli unsurlardan olan –ve elbette eşitlikçi ilişkiler içerisinde uzun bir geçmişe sahip- forum ve forum tipi süreçler üzerine bazı fikir ve sorular ortaya atacağım. Belki daha sonra, bunları ortak tartışmalarımızın malzemeleri arasına da katarız.

ii. Forumlardan kalanlar

Gezi sonrasında forumlar, sadece forum biçiminde değil; aynı zamanda katılımcı, açık ve tartışma açmaya yönelik toplantılarda, kurum ve etkinlikler içindeki yatay gruplaşma ve işleyişlerde, yeni oluşan yatay gruplarda ve hatta belki de -henüz kolayca tespit edemiyor olsak da- sosyal ilişkilerdeki bazı iletişim şekillerinde ortaya çıktılar ve çıkmaya devam ediyorlar. Bir süredir sayıları hızla artan buluşma ve tartışma etkinlikleri ise, bana kalırsa, forumların en güncel görünümlerinden. Buna rağmen, henüz forumlar ve forum tipi birliktelikler üzerine ortak değerlendirmeler yapıp, bunları tarihimize ve güncel pratiğimize tam anlamıyla yerleştiremedik. Bunu henüz yapamamış olmamızın birçok sebebi olabilir.

Bir sebep, forumların, Gezi hareketinin geri çekilme ve parçalanma süreci ile birlikte düşünülmesi ve Gezi deneyiminin eksik ikameleri olarak ele alınması olabilir. Bu mantığa göre, Gezi’den geriye kalan forumlar, yatay karar alma mekanizmalarının sürdürülmesi açısından değerlidir ve “politik” kararların alınması için kullanılabilirler, fakat yine de, bir Gezi değildirler. Forumların Gezi’den geriye kaldığı doğru olabilir ve Gezi eylemlerinin devlet şiddetiyle kesilmesi ve parçalanmasının çeşitli etkilerini taşıdıkları söylenebilir ama böyle bir yaklaşım, forumlar ve Gezi arasında yapılan böyle bir ayrıştırma ile sonuçlanmamalıdır. Belki, tam da böyle bir bölme işlemi, Gezi’nin sadece bir kesitte gerçekleşip sona eren –forumsuz, ilişkisiz, etkisiz- eylemler olarak düşünülmesine yol açmaktadır.

Bu mantığın aksine, bence şöyle düşünülebilir: Gezi Parkı işgali devlet şiddetiyle kesilmemiş olsaydı, toplumsal ilişkileri dönüştürmenin bir sonraki “aşamasının” planlı bir biçimde öne çıkarılan araçları, belki de yerel forumlar (mahalle, işyeri, üniversite vb.) olacaktı. Gerçekte, bu yönde bir “ilerlemenin” önünde devlet şiddeti dışında da engeller vardı tabii. Bununla birlikte varsayımsal düzeyde, böyle bir “aşamanın”, hareketin politik arzusunu “öncekinden” daha gelişkin ve daha uygun bir biçimde temsil edeceği iddia edilebilir. Çünkü forumlar, eşitlik temelli karar alma mekanizmaları ile yaşamın yeniden üretimine (üretime, tüketime, sosyal koşullara, ortak sorunlara vb.) yönelik doğrudan müdahaleyi daha etkili bir biçimde buluşturabilecek araçlardı. Gezi Parkı -çeşitli sebeplerle- ikincisinden feragat etmek zorundaydı, çünkü yaşamın yeniden üretiminin organizasyonu, parkın dışındaki yaşam koşullarını kısıtlı ve ancak dolaylı biçimde düzenleyebiliyordu. Park ve ilişkili yerlerdeki eşitlikçi karar alma süreçleri çoğunlukla, kişilerin yaşamlarını doğrudan düzenleyemediği için, bu ikisi (karar süreçlerine katılma ile yaşam koşullarına etki etme) arasındaki ilişkiyi kurma görevi de daha çok, insanların taşıdığı ideallere kalmıştı. Ve de bir gelecek hayaline… Başka bir deyişle, insanların parkta kalma ve karar süreçlerine katılma arzuları, ideallerinin gücü ve direncine –somut sonuçlarla beslenmekten- daha çok bağlıydı. Bu tip durumlar; kolektif yaratıcılığı, idealler uğruna sürdürülen eylemleri ve toplumsal iktidar ilişkilerini sarsmaya yönelik hamleleri belli süreler için daha güçlü kılabiliyor. Bununla birlikte Gezi’nin bu avantajı, başka bir açıdan da bir kırılganlığa işaret ediyordu; Gezi’nin kırılgan ve saldırıya açık hale gelen de buydu.

Buna karşın, park sonrası forumlar ve dayanışmalar eşitlik temelli karar alma mekanizmaları ile yaşamın yeniden üretimine müdahele etme arasındaki ilişkiyi daha sağlam biçimlerde kurabilirlerdi, çünkü artık, alınan kararlarla üzerinde etki sahibi olunacak ortam, kişilerin yaşamlarının daha fazla bir bölümünü içinde sürdürdükleri ve onları daha çok etkileyen bir ortamdı. Bu durum yeni potansiyellere işaret ediyordu. Gezi Parkı’yla kıyaslandığında burada, karar alma süreçlerine aktif bir biçimde katılmak için “yüksek” ideallere tutunma gereksinimi yerini büyük ölçüde, insanların kendi yaşamlarını düzenleme arzularına –ki tabii bunun da “doğal” bir itki olduğunu varsayamayız- bırakabilirdi.

Bu olanağın ne ölçüde kullanılabildiği ayrı bir tartışma konusu ama forumlar -ve forum tipi süreçler- kitlesel Gezi eylemlerinin kesilmesiyle ortaya çıkan ve onlara göre eksik, ikame unsurlar olarak değil, Gezi’yi belli yönlerden ileriye taşıyan ve çeşitli görünümlerde bugüne gelebilen parçalar olarak ele alınmalıdır.

Forum süreçlerinin henüz ortakça değerlendirilememiş olmasının başka bir sebebi de, forumların gerilimlerinin karmaşalara dönüşmüş olması olabilir. Toplumsal ilişkilerde yaşanan gerilim ve gerilemeler; forumların, yaşam koşullarına müdahale edebilme kapasitelerindeki zayıflamalar ve “makro” etik/politik konumların bu zayıflamayı ikame etmek üzere sahiplenilmesi ile bunlara karşı koruyucu olabilecek düzenleyici ve onarıcı mekanizmaların harekete geçirilememesi faktörü birleşmiş olabilir. Böylece, gerilimler, huzursuzluk verici ve uzaklaştırıcı karmaşalara; karmaşalar da, yer yer, kişiselleşmiş gerilimlere dönüşmüş olabilir.

Burada öneri düzeyinde ifade edilen fikirler veya başkaları, üzerlerinde çalışılmayı bekliyor. Neticede -hayatlarımızdaki daha görünür etkilerine karşın- forum süreçlerine dair kolektif kavrayışımız; kesilmişlikler, kopukluklar, kestirememeler, yerli yerine koyamamalar, takip edememelerle dolu ve bu gedikleri onarmanın bize belli faydaları olur. Forum süreçlerinin kolektif şekillerde değerlendirilmesi, devletin sindiremediğini, muhalif öznelerin özümsemeyebilmesi açısından önemli gözüküyor. Böylesi ortak özümseme çabaları, forum sonrası “aşamaların” inşa edilmesine de katkıda bulunabilir. Özel ve geçici politik gündemler üzerinden yapılması pek mümkün görünmeyen şeyin; yani “yerel” forum tipi gruplar/kurumlar (mekân, emek, toplumsal cinsiyet, alternatif “ekonomi”, eğitim gibi “alanlarda” iş yapan/yapacak gruplardan bahsediyorum) arasında, sürekli ve işlevsel iletişim-koordinasyon bağları kurmanın önü, bu şekilde biraz daha açılabilir.

Gezi’nin beşinci yılı vesilesiyle yazılan bu metni, bu konular üzerine çalışmak istersek üzerinde durabileceğimiz birtakım sorular önererek tamamlayayım:

Bu tip süreçlerde;
*eşitler hukukunu korumak için nasıl mekanizmalar işletiyoruz; ne tür durumlarda ve ne tür dinamikler sebebiyle bu mekanizmaları kullanmama eğilimi gösteriyoruz?
*ortak yaratıcılığın ortaya çıkabileceği zeminleri sağlamak için nelere özellikle dikkat ediyor, neleri gözden kaçırıyoruz; hangi koşullar ve dinamikler bu zeminde sarsılmalar yaratıyor?
*söz ve eylemlerimizin yaşamın yeniden üretimine etkisini ne düzeyde ön planda tutuyoruz; hangi durumlarda bunu ortak ideallerle uyumlu biçimde yapabiliyoruz; hangi durumlarda “makro” kaygılar, işlerimizi etkisiz kılacak derecede ön plana geçiyor?
*ne düzeyde, belli kurallara tabi olabilen, aktarılabilen, şefliğe kaymayan türden liderlikler geliştirebiliyoruz; liderlikler ne zaman şefleşmeye, ne zaman işlevsizliğe doğru kayıyor?
ve
*bugüne kadarki ortaklıklardan, müstakbel ortaklıklara dair ne gibi prensip, hak, sorumluluk ve işleyiş önerileri çıkartabiliriz?

Orijinali:

http://elestirelsosyalistdusunce.blogspot.com/2018/05/gezi-sindirilemeyendir-gezi-forumlar-ve_31.html

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında