gezi sandığa sığmaz – can atalay&foti benlisoy -

Başlangıç zemininde daha baştan vurgulamıştık:

“Doğrudur; ‘Gezi’ temsili demokrasi düzeyinde de karşılık bulmalı, kendi toplumsal etkisini temsili demokrasi mekanizmaları aracılığı ile görünür kılmayı görevleri arasında kabul etmelidir. Fakat bugün için asli görevimiz, Haziran Günleri’nin kitlelerde yarattığı birlikte mücadele edilirse birlikte kazanılabileceğine, kurtuluşun bir kurtarıcıdan gelmeyeceğine dair inanca sahip çıkmak; ortaya çıkan özgüvenin temsili demokrasi mekanizmaları içinde soğurulmasına izin vermemektir. Bu kitlesellik ve militanlıktaki bir hareketin önümüzdeki dönemde temsili demokrasi mekanizmaları içerisinde soğurulmasına, yine ve yeniden meşruiyetin düzenin meşrebinde aranmasına itiraz bugün için önemlidir…” (C. Atalay 18.11.2013).

5 Aralık 2013 itibariyle de dilimiz döndüğünce tekrar etmiştik:

“Gezi direnişinin birikiminin bir toplumsal muhalefet dalgasına, bir toplumsal hareketler silsilesine evrilmesi, sosyalist hareketin toplumsal etkisinde ciddi bir artışa tekabül edecektir. Ancak yukarıda da ifade edildiği gibi bu toplumsal etki ve meşruiyet otomatik olarak siyasal etki anlamına gelmeyecektir. Solun toplumsallaşmasını siyasal müdahale kapasitesine tahvil etmek ancak bütün bu mücadeleler içerisinden ve onlar aracılığıyla sistem içi sınırları zorlayan siyasal hedefler ortaya koymakla mümkün. Kendi sağından medet uman, özgücüne güvenmeyen, konjonktürün kendi lehine dönüşmesini pasifçe bekleyip yeni bir konjonktürü aktif olarak örgütlemeye soyunmayan, Gezi kolektif bir bilinç sıçramasına vesile olmuşken direnişin en “geri” sembol ve sloganlarına sığınma kolaycılığını gösteren bir solun Gezi’nin mirasına sahip çıkması mümkün değil…”  (F. Benlisoy 27.11.2013).

Kimse yadsıyamaz: Üzerimize bir heyula gibi çöken otoriter kuşatmayı geriletmek, giderek şefçi, tek partici bir mahiyet kazanan AKP iktidarını sarsmak, sıkıştırmak, mağlup etmek daha fazla ötelenemez bir siyasal sorumluluk halindedir. Ancak bu sorumluluk, muhafazakâr piyasacılığa ve onun rıza devşirme mekanizması haline getirilmiş olan, adı “temsili demokrasi”, kendi oligarşik yönetim şekline açık ve esastan bir itirazı sürdürme; söz, yetki ve kararı talep etmenin ötesinde, onu fiili ve meşru olarak kullanma, meşruluğu esas alan bir mücadelenin ilmik ilmik örülmesi görevini gölgeleyemez.

Gezi direnişinin simgeleri de dahil olmak üzere tüm kazanımlarına bu bakışla sahip çıkacağız, çıkmalıyız.

Yaklaşan yerel seçimlerde Türkiye’nin herhangi bir yerinde olduğu gibi Beyoğlu’nda da bir “ortak aday” arayışı, toplumsal mücadele ve direnişler açısından kimi ön açıcı özellikler gösterebilir. Toplumsal muhalefetin gelişimi için olanaklar yaratabilir. Bu anlamda bu tarz denemelerin dikkatle ve sorumlulukla takip edilmesi, gerektiğinde katkı sunulması elbette kaçınılmaz bir vazifedir.

Ancak bu tip arayışların zemininin doğru tarif edilmesi gerekiyor. Taksim Dayanışması, Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük toplumsal kabarışının, onu tanımlayan doğrudan demokrasi pratiklerinin, militan sokak muhalefetinin, mevcut olandan bambaşka bir siyaset etme biçiminin eksiğiyle gediğiyle de olsa temsilciliğine soyunmuş bir yapıdır. Seçimlere dönük aday arayışlarının Gezi isyanının sembollerinden biri haline gelmiş bu zeminin adı kullanılarak gündeme gelmesi, Haziran günlerinin önümüze koyduğu tarihsel nitelikteki misyona sırtımızı dönmektir. Taksim Dayanışması, aday pazarlıklarıyla, seçim hesaplarıyla aynı zeminde ele alınamaz. Gezi direnişinin radikal içerik ve yönelimi, onun simgeleri, geniş kitleler nezdinde onu temsil etmiş yapılar sandık siyasetine tıkıştırılamaz. Gezi, ezilenleri kendi kendilerini örgütlemeye, kendi özgüçlerine dayanmaya dönük muazzam bir çağrıya dönüştü. Direniş kolektif eylem ve özörgürgütlenme kapasitemize olan imanımızı yeniledi. Hal böyleyken, geniş kitleleri siyaseten muktedir kılan, özneleştiren Gezi’nin miras ve birikimini sandık siyasetiyle özdeş kılacak, Gezi’yi seçim stratejilerinin bir zemini haline getirecek her tutum geriye doğru bir adım olacaktır. Taksim Gezisi’nde fışkıran direnişin her mecrada (kurumsal siyasette de) kendisine kanallar açmasını elbette isteriz. Ancak hiç akıldan çıkmasın; Gezi sandığa sığmaz, sığdırılamaz!

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar