Fransa geceleri ayaklanıyor – François Sabado, Oliver Besancenot -

Yeni bir kitlesel eylemler zinciri Fransa’yı sarsıyor: Nuit Debout (Gece Ayaklanması). 2011 yılında İspanya’daki Indignados (Öfkeliler) eylemleri ve Amerika’daki Occupy (İşgal Et) hareketiyle çeşitli benzerlikler gösteren bu gece eylemleri, hükümetin çalışma yasasını tamamen değiştirme planını protesto eden kitlesel eylemlilikleri içeriyor.

Siyasal iklimdeki bu değişiklik, momentumun sağdan yana olduğu bir dönemin ardından gerçekleşti. Başkan François Hollande liderliğindeki Sosyalist Parti hükümetinin, ekonomik duraklamayı daha da ağırlaştıran neoliberal politikaları benimsemesiyle birlikte, sol ve sendikalar son yıllarda daha çok savunmada kalmışlardı. İşsizlik oranları 2009’dan beri yüzde 9’un altına inmedi; Ocak ayında yüzde 10,2 seviyesini gördü. Charlie Hebdo saldırısının ve Paris’te Kasım ayındaki saldırıların ardından, iktidardaki Sosyalist Parti’den tutun da aşırı sağ Ulusal Cephe partisine kadar tüm anaakım siyasi partiler, göçmen karşıtı bir ırkçılığı ve İslamofobi’yi tırmandırdı. Bunun sonucunda, infazcı şiddet ve polis hareketliliği artmış, tüm bunlar sözde geçici bir olağanüstü hal kılıfına sokulmuştur. Asıl endişe veren de, Ulusal Cephe’nin Kasım ayındaki bölgesel seçimlerde toplam oyların yüzde 27’sine denk olan, 6.8 milyon oy alması olmuştur.

* * *

31 Mart günü, iktidardaki Sosyalist Parti’nin lideri Cumhurbaşkanı François Hollande tarafından yapılan çalışma yasası reform önergesine karşı 1 milyon kişi sokaklara dökülerek ses yükseltti. Bundan önce, 9 Mart günü, yaklaşık 500 bin kişi ülkenin dört bir yanında, 250’nin üzerinde kent ve kasabada protestolar gerçekleştirmişti. Bu, gençlerden, emeklilerden, işçilerden, lise ve üniversite öğrencilerinden, kamyon şoförlerinden ve daha fazlasından oluşan bir ulusal halk mobilizasyonunu temsil etmektedir. Bu mobilizasyonun en önemli özelliği de, sadece okullardaki ve kampüslerdeki protestolara ve grevlere değil, işyeri ve sendika eylemlerine de katılan yeni bir neslin ortaya çıkmasıdır.

Hataya düşmeyelim; hareket her ülkede kendini farklı ifade etse de, İspanya’da Indignados pankartı altında en büyük kentlerin merkezlerini işgal eden milyonlarca genç ile solda yeni bir parti olan Podemos’a katılanlar ve Amerika’da Occupy Wall Street hareketinde yer alan gençler arasında bir ortaklık var. Bu yeni dalga genç radikalleşmesi, geçtiğimiz Aralık ayında Paris’teki uluslararası COP21 konferansında yapılan iklim değişimi karşıtı protestolarda da kendini göstermişti (bu eylemler, Kasım’da gerçekleşen terör saldırılarının hemen akabinde hükümetin getirdiği yasakları kaçınılmaz olarak delmek zorundaydı).

Tüm bu mücadeleleri ortaklaştıran ve bir araya getiren, hükümetin çalışma yasası reformuna karşı yükseltilen ilk sesi oluşturmalarıdır. Bu reform yasası, haklar ve sosyal kazanımlar üzerinde bir “atom bombası” etkisi yaratacak kadar büyük çaplı bir tehdittir. Hükümetteki sol, en muhafazakâr sağın asla deneyecek cüreti gösteremediği bir şeyi hayata geçirmeye çalışıyor: İş Kanunu’nu yerle bir etmek. İşçileri kapitalist sömürüden korumak için, onlarca mücadele ve toplumsal çatışma yoluyla kazanılmış olan yasalar, kararlar, yönetmelikler…

Şimdiye kadar İş Kanunu hükümleri; kurumsal anlaşmalarda, bireysel iş sözleşmelerinde, feragat hâllerinde ve hatta –Sosyalist Parti’nin Çalışma Bakanı Myriam El Khomri tarafından hazırlandığı için kısaca El Khomri yasası olarak bilinen– yeni Çalışma Yasası üzerinde ağır basıyordu. Önerilen değişiklikler sosyal normlar hiyerarşisini tersine çevirerek sosyal hakları “şirketlerin uygun işleyişi”ne tabi kılacak.

Dolayısıyla işgünü süresini, maaşları ve işten çıkarmaları, mevcut herhangi bir yasal düzenlemeye bakılmaksızın patronun iyi niyeti ve işsizlik riski arasında sıkışan, yönetim ve işçiler arasında yapılacak yerel anlaşmalar belirleyecek. 35 saatlik iş haftasının ortadan kalkması, çalışanları daha uzun süre daha az ücret karşılığında çalışmaya itecek. Kârlar düşerse, patron bir yıllığına çalışma saatlerini arttırabilecek, ücretleri de düşük tutabilecek. Bir diğer deyişle bu reform, işin her yönünün belirsizleşmesi anlamına geliyor. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, işçi hareketinin ve gençlerin güçlü tepkilerini kolayca anlamak mümkün.

Anketler, Fransız toplumunun yüzde 70’inin yasa tasarısına karşı olduğunu gösterdiğine göre ve sosyal medyada başlatılan bir imza kampanyası şimdiden 1,2 milyon imza topladığına göre hükümetin ayağını denk alması gerekiyor. Bunlar karşısında, hareket hızla yükseldi; çünkü halk sadece çalışma yasası reformuna öfkeli değil, aynı zamanda da kapitalizmin krizinin uzun süreli etkilerine karşı ayaklanıyor: eşitsizliğin patlaması, toplumsal adaletsizlik, kemer sıkma politikaları, ekonomik yaşamın kapitalist kârlılık ve rekabet üzerine kurulması, üretimin umursamadan doğayı tahrip etmesi…

Bu sosyoekonomik şikâyetler demokrasiyi savunmaya yönelik ve Hollande’ın terörizmle suçlananları vatandaşlıktan çıkarmak için öne sürdüğü, ama şimdi boşa çıkmış anayasa değişikliği teklifini karşısına alan taleplerle kaynaştı –söz konusu teklif göçmen nüfusun tümünü damgalamaktan başka bir işe yaramayacaktı zaten. Daha fazla kemer sıkma politikaları, daha fazla ayrımcılık, daha fazla ırkçılık… e, bu kadarı da fazla! Baraj aşıldı artık ve halk sokaklara döküldü!

 

Nuit Debout!

Ve şimdilerde, büyük protestolardan sonra simgesel yerlerin işgal edilmesi gibi yeni mücadele biçimleri gelişiyor. Binlerce genç Paris’in ana meydanı olan Cumhuriyet Meydanı’nda “Bütün Gece Ayakta” (Fransızcasıyla “Nuit Debout”) adı verilen bir inisiyatifin parçası oluyor. Bir grup gazeteci, aydın ve eylemcinin çağrısı üzerine, herhangi bir sendikanın veya siyasi birliğin mensubu olmayan binlerce insan meydanları işgal ederek, saatlerce siyaset tartışarak bu sürecin parçası oldu. Şimdi bu binlerce genç yola devam etmeye karar verdi.

Toplumsal ve siyasi krizin yeni bir biçimde iç içe geçtiği bir bağlam içinde ortaya çıkması bakımından, bu hareket yeni bir boyuta bürünebilir. Gençlerin bu hareketi ve emek hareketi tam da Hollande ve hükümet hiç olmadığı kadar zayıf olduğu bir zamanda arz-ı endam ediyor. Hollande geri adım atmak ve vatandaşlığa ilişkin anayasa değişikliğini iptal etmek zorunda kaldı. Ama binlerce genç ve işçi için bu geri çekilme seferberliği bırakmaya sebep olmak şöyle dursun, daha fazlasını talep etmek için mücadeleye kapı aralayabilir.

Netice itibariyle, yaşananlar hükümet ile yasa teklifini reddeden gençlik, işçiler ve sendikalar arasında bir nihai hesaplaşmaya doğru ilerliyor. Kendi payına, hükümet CFDT’nin (Fransız Demokratik Emek Konfederasyonu) desteğini alarak emek saflarını kısmen bölmeyi başardı. Fakat sendikaların çoğunluğu –CGT (Genel İşçi Konfederasyonu), FO (İşçilerin Gücü), FSU (Birleşik Sendika Federasyonu) ve Solidaires (veya SUD –Birleşik Demokratik Dayanışma–) işçilerden aldığı yaygın desteğin yüreklendirmesiyle, yeni iş yasası tasarısının geri çekilmesini talep etmeye devam ediyor. Bu arada, teklif Haziran’a kadar mecliste tartışılmaya devam edecek. Ve bir tür yasama “kazası” yaşanma ihtimali yok sayılamaz, yani hükümet kendi teklifine bile destek bulmayı başaramayabilir ve böylece ulusal bir siyasi kriz patlak verebilir.

Önümüzdeki haftalarda daha fazla sayıda protestonun yapılması planlanıyor. Bu hareket hükümetle nihai bir hesaplaşma potansiyeli ortaya çıkarmak üzere devam edecek, derinleşecek ve sıkılaşacak. Bu hareket sayesinde nüfusun çoğunluğunu seferber eden genelleşmiş bir hareket ile bu yeni mücadele biçimleri –özellikle de kamusal yerlerin ve belirli alanların işgali, olağan akışı akamete uğratan blokajlar– arasındaki bağlantıların birbirine nasıl eklemlenebileceği sorusu gündeme geliyor. Birleşik sendika eylemi ile gençlerin özörgütlenme biçimleri nasıl bir araya getirilebilir? Bir yandan ulusal grev günlerinin kuvvetini ve inandırıcılığını yeniden sağlamayı, diğer yandan da hükümet iş yasası tasarısını geri çekmediği takdirde grevlerin uzaması için bir perspektif sunmayı nasıl başarabiliriz? İşte bunlar bugün önümüze koyup cevaplamamız gereken sorular.

 

François Sabado – Dördüncü Enternasyonal’in Yürütme Bürosu üyesi ve Fransa’daki Yeni Antikapitalist Parti’nin (NPA) eylemcisi. Uzun süre boyunca Devrimci Komünistler Birliği (LCR) Ulusal Önderliği’nin üyesiydi.

Olivier Besancenot – 2009’da LCR’nin çağrısıyla kurulan Yeni Antikapitalist Parti’nin en çok tanınan önderlerinden. 2002 ve 2007’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde LCR’nin adayı olarak sırasıyla 1.2 milyon (%4,5) ve 1.5 milyon (%4,2) oy aldı. Paris bölgesinde postacı olarak çalışıyor.

 

Not: Bu yazı, 5 Nisan 2016 tarihinde NPA’nın sitesinde yayımlanmış (https://npa2009.org/idees/social-autres/france-quelque-chose-change-dans-la-situation-sociale-et-politique), daha sonra Todd Chrétien tarafından İngilizce’ye çevrilerek 12 Nisan 2016’da International Viewpoint’te yer almıştır.

Bu çeviri, Başlangıç Dergisi tarafından International Viewpoint’teki İngilizce versiyondan yapıldı, http://internationalviewpoint.org/spip.php?article4434.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar