Filiz Kerestecioğlu: HDP olmadan barış olmaz -

Karşı Radyo: Merhaba Karşı Radyo dinleyicileri, İstanbul HDP milletvekili Filiz Kerestecioğlu ile de, diğer milletvekillerimizden dinlediğiniz üzere, HDP’nin yasaklanan seçim bildirgesini nasıl yorumladığını, kendisinin hem vekil olarak, baro adayı olarak, avukat olarak, kadın olarak, bu toplumda yaşayan bizlerden herhangi biri olarak da bu bildirgeyi nasıl değerlendirdiğini sormak istedik. Ama önce yine de kısaca kendisini tanımak istiyoruz biz.

Filiz: Ben Filiz Kerestecioğlu, herkese merhaba. Kendimi nasıl tanıtabilirim, aslında yaklaşık otuz yıldır feminist mücadele içerisinde ve insan hakları mücadelesi içerisinde olan bir kişi olarak tanıtabilirim öncelikle. Bu nedenle feminist dayanışma, kadın hareketi ve insan hakları benim için her zaman çok değerli oldu. İlk defa aslında bir partide yer aldım. HDP benim ilk partim. Bundan dolayı da mutluyum. Tabii nasıl yer aldığımı, o noktaya nasıl geldiğimi ifade edersem, HDP’nin bütün halkların, kimliklerin, inançların bir arada ve özgürce yaşamasına olan inancı ve bununla ilgili söylemi gerçekten benim için etkileyici oldu. Özellikle de önümüze konan o anti-demokratik baraj engelini aşmak için ben 7 Haziran’da aday olup HDP’den seçimlere katıldım. Bunu gerçekleştirme idealini hakikaten parti içerisinde yer aldığımda birlikte olduğum insanlarda hep gördüm. Ve tabii ki benim açımdan en önemli olan noktalardan biri kendisine kadın partisi diyen bir parti olması. 32 kadın milletvekili olarak parlamentoya girmemiz. Hatta bunun eksik bulunması, kota konusunda hassas parti olmak ve gerçekten bunun sadece söylemde değil fiiliyatta da hayata geçen bir görüş, düşünce olmasıydı. Şimdi de tabii bizim özellikle bildirgemizde, genel olarak zaten hayata bakışımızda her türlü ayrımcılığa karşı, nefret söylemine karşı, başta da dediğim gibi bütün halkların eşit, özgür ve bütün inançların kendilerini özgürce ifade edebildiği, bütün kimliklerin aynı şekilde kendilerini özgürce ifade edebildiği, basının özgür olduğu, adaletin olduğu, yargının bağımlı, bağlı olmadığı bir sistem hayalimiz var. Daha çoğulcu daha demokratik ve tabii ki önceliğimiz bütün bunları aynı zamanda sağlayabilmek ya da bütün bunlarla birlikte sağlayabilmek için barış. Gerçekten Türkiye’nin en öncelikli konusu bu… Bunun için de ben HDP olmadan barış olmaz diyorum. Çünkü bu çok seslilik ve var oluş hakikaten barışı getirebilecek bir oluşum. Parlamentoda özellikle Kürt halkının özgürlük mücadelesini ifade edebilecek, bunun temsiliyet bulduğu yer HDP. Ama HDP, Türkiyelileşme anlayışıyla sadece Kürt halkının değil; aslında demin saydığım bütün insanların umudu oldu.

Kadınlar açısından baktığımda biz neler söylüyoruz? Diyoruz ki biz, “Bedenimiz, emeğimiz, kimliğimiz bizimdir buna kimse müdahale edemez.” Öncelikle bu, yıllardır aslında feminist mücadele içerisinde ifade ettiğimiz bir sözdür ve benim de en sevdiğim sloganlardan biridir: “Bedenimiz, emeğimiz, kimliğimiz bizimdir! Kadınlar Dayanışmaya!” diye. Evet bizim parti bildirgemizde de en temel noktalardan biri bu, biz bu yöndeki her türlü müdahaleye karşı çıkıyoruz ve diyoruz ki, mesela anadilde eğitim görebildiğimiz, savaşın ve şiddetin olmadığı, evimizi köyümüzü terk etmeden istediğimiz yaşam alanını seçebildiğimiz, şiddet görmediğimiz, kadına yönelik şiddet daha gerçekleşmeden tehdit ve fiziki şiddete yeltenme aşamasında ciddi bir suç sayan, ağır bir şekilde cezalandıran… Ama sadece cezalandıran değil, aslında önleme yükümlülüğünü devlete gerçekten yükleyen ve öncesinde tedbirler alan bir yaşam öngörüyoruz. Bunun dışında, toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçe öngörüyoruz ve bu bütçeyi sadece biz kadın haklarıyla ilgili diyerek sınırlı bir alanda görmüyoruz aslında. Hangi bakanlık varsa o bakanlığın, her bakanlığın bütçesi tek tek ele alınırken gerçekten orada bütçenin kadınlar gözetilerek yapılmasını ve bunun öngörülmesini istiyoruz. Örneklersek, bir spor tesisi yapılırken Spor Bakanlığı’nda kadınlarla ilgili daha özel yatırımlar yapılmak isteniyorsa bütçenin buna göre düzenlenmesini, ayrımcılığa karşı eğitim verilmesi gerekiyorsa Milli Eğitim Bakanlığı’nın buna göre düzenlenmesini, eğer sokaklar karanlıksa, kadınlar sokaklarda dolaşamıyorsa Şehircilik Bakanlığı’nın buna göre düzenlenmesini, yani hayatın her alanında kadınların var olmasını ve kadınların görünür olmasını ve bütçelerin buna göre düzenlenmesini öngörüyoruz. Biz bütün uluslararası sözleşmelere ve yasal düzenlemelere özellikle şiddeti önleme konusunda kesinlikle uyulmasını, bunların hayata geçirilmesini ve yargıdaki, emniyet güçlerindeki, adli tabiplerdeki, siyaset yapma biçimindeki erkek egemen zihniyetin ortadan kaldırılması için her türlü mücadelenin verilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bunun da zaten teminatı gerçekten bu partideki kadınlar ve sadece tabii ki bu partideki kadınlar değil. Farklılığımızı zaten öne çıkaran budur, sokaktaki mücadeleyle omuz omuzalığımız ve oradaki mücadelenin aslında meclise yansıtılmasıyla bir şeyleri değiştirebileceğimize inanıyoruz.

Karşı Radyo: Manifestolar, programlar, bildirgeler hep yazılır ve hep ideale yakın bir şeyler yazılmaya çalışılır ama mesele onun uygulanışında ve ona sahip çıkılışındaki kararlılıktır. Ve aynı zamanda da karma bir yapıda ona sahip çıkarken kadınların karşılarına çıkan engelleri aşmada da aslında bunun nasıl kullanıldığı önemlidir. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz? HDP ve bu bildirge üzerinde…

Filiz: Ben bunun garantörünün gerçekten demin dediğim gibi aslında sokaklardaki kadınlar olduğunu düşünüyorum. Yani feminist mücadeleyi yürüten kadınlar, Kürt özgürlük hareketindeki kadınlar bu denetlemeyi sağlayacak olanlar. Evet bu denetlemeye açık olup olmamak gibi bir şey söz konusu olamaz zaten. Kurucu unsurdur kadınlar ve bu denetlemeyi kapatmaya kalkışan olursa bu engeli mutlaka aşarlar. Yani ben bunun önünde bir engel tanınacağını zannetmiyorum bugüne kadar gelinen aşamaya baktığımızda. O yüzden bu birlikteliği hayata geçirebilmemiz için mutlaka parti dışındaki örgütlenmelerle de bağımsız insanlarla da sürdürmemiz lazım. Ve o denetlenebilirliği sağlamak için de zaten, örneğin her ay, kadın açısından bakarsak, kadın örgütleriyle toplantılar yapmayı çok arzu ederim. Zaten 7 Haziran sonrasında en çok arzu ettiğim şeylerden biri buydu. Onların sorunları ortaya koyuşunu ve çözüm önerilerini almak ve ondan sonra bunları parlamentoya taşımak. Bu aynı zamanda sonrasında hesap verilebilirliği, hesap sorulabilirliği de getiren bir şeydir. Bunu ben HDP’nin gerçekleştireceğini düşünüyorum 1 Kasım’dan sonra da. Bunu her alanda yaptığımızda, her alanda denetlenebilir olduğumuzda dediğiniz gibi o zaman çok daha başarılı oluruz zaten. Havada kalmaz, yani söylem olarak kalmaz. Çünkü insanlar kendi önermelerine sahip çıkarlar zaten. Çünkü biz herhangi bir yerden tepeden gelmedik. Biz zaten gerçekten aynı mücadelenin içinden gelen insanlarız. Dolayısıyla bizim sözümüz onların sözünden farklı değil.

Karşı Radyo: Bizim de herhalde HDP ile birlikte milletvekili arkadaşlarımızın telefonları telefonlarımızda kayıtlı oldu. Daha evvelinde ne böyle bir ulaşılabilirlik, bir diyaloga açık bir mekanizmamız vardı ne de yakınlığımız vardı. Sorunu ya da soruyu iletebileceğimiz bu mekanizmayı siz oluşturuyorsanız bile yakınlığı mücadele vermiş oluyor bir de.

Filiz: Tabii ki de, zaten mücadele ve bizim anlayışımız bu alandaki her türlü hiyerarşiyi reddeder. Bu hiçbir zaman kabul edilebilir bir şey değildir.

Karşı Radyo: Aslında bütün bunlarla birlikte bildirgenin neden yasaklandığı içinde belli oluyor gibi ama…

Filiz: Tabii ki, zaten sadece bildirge yasaklanmadı ama birçok saldırı, birçok katliam, birçok kaybımız yani bugün adeta bir yas içerisindeyiz aslında. Aslında zorla, zoraki seçime gidiyoruz. İnsanların iradesini tanımlaması söz konusu… Ve yasaklama da tabii ki, seçim çalışması yapacak arkadaşlarımızın gözaltına alınması gibi, en kilit noktalarda olan insanları özellikle seçmeye çalışmak gibi… Bildirge de HDP’yi kriminalize etmeye çalıştıkları için, daha doğrusu sanki suç içeren bir şeymiş gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Öncelikli hedef bu aslında… “Bakın bildirgeleri bile suç içeriyor” anlayışını yayabilmek, onu yaygınlaştırmak. Onun dışında da insanlarla bir şekilde aslında elinizdeki bildirgeyle, dağıttığımız broşürlerle de temas kuruyorsunuz. Bu teması da önlemek… Çünkü o yüz yüzelik içerisinde biz çok inandırıcıyız, biz gerçeğiz yani. Biz zaten dediğim gibi o insanlarla, sokaktaki insanlarla beraberiz. Aynı sorunları yaşıyoruz, aynı çözüm önerilerine çoğu zaman sahip oluyoruz. O konuşmayı, o diyalogu da engellemek, tabii ki tek parti hakimiyetini, tek adam hakimiyetini sağlamak için her türlü yolu denemek istiyorlar. Ama başaramayacaklar.

Karşı Radyo: Şunu sormak istiyorum. Özellikle tarihimizde gördüğümüz en büyük katliamdan, Ankara katliamından, sonra bu yasaklamalar, gözaltılar, saldırılarla birlikte parti içerisinde de bir moral bozukluğu oldu mu? Ne hissediyor herkes, neler düşünüyor?

Filiz: Tabii ki çok ciddi bir hüzünle dolaşıyoruz aslında. Çok ciddi bir haksızlıkla karşı karşıyayız. 7 Haziran öncesinde de biz saldırılara uğradık, gerçekten o zaman da üstelik kazandığımız bir seçimi, seçim başarımızı kutlayamadık bile. Diyarbakır saldırısı nedeniyle, Erzurum, Bingöl, Ağrı saldırıları nedeniyle… Ama bunu geçtik, tamam. Hani bahsettiğimiz o ideallerimizi hayata geçirmek istediğimiz şeyleri yapmak istiyorduk. Bunun için mecliste çalışmak istiyorduk. Ve bütün o yaratılan kaotik ortama rağmen bizim meclisin açık olmasına yönelik bütün taleplerimize rağmen bu reddedildi yani. Meclis iki kere o anlamda açıldı, biri tezkerenin kabul edilmesi diğeri de terörle ilgili bir araştırma önergesinin oylanması için. Yani topu topu 26 saat kadar kaldığımız bir yer TBMM. Bunun arkasından zaten böyle bir haksızlığı yaşamışken, yani çalıştırılmamak, orada temsil edilmemek için her türlü yola başvurulmuşken, arkasından Suruç ve savaş halinin yaratılması… Yani üç yıla yakın süren o çatışmasızlıktan çıkılması, insanların gözlerinde olan “biz bunu başaracağız”, var olan barış umudunun ortadan kaldırılması için her şeyin yapılması ve en son Ankara katliamı… Gerçekten yas değil de nedir? Yani bu kadar insanı, bu kadar kısa sürede kaybetmek ve bu kadar zalimane bir politikanın yürütülmesi hiçbir şeye sığmaz. Bu nedenle biz kalkıp da insanlardan, “evet bize oy verin” ya da “ne olacak sonuçlar?” dendiğinde hakikaten demek istediğimiz şey aslında, bizim olmamamız barışı sağlayacaksa bu ülkede hiçbirimiz olmayız demek oluyor. Çünkü belli ikballer, itibarlar için aday olmadık hiçbirimiz. Ben bunu net olarak görebiliyorum. Hangi milletvekiline baksam etrafımdaki hepsi 90’larda 80’lerde bir yakınını kaybetmiş. Zaten bu acılar, bu travmalar tamir edilmeden, bugün hala Ermeniler, Yahudiler, “gavurlar” gibi nefret söylemleri, LGBTİ’lere karşı aynı söylemler kullanılırken, Cumartesi Anneleri hala yakınlarını bulamamışken bize yeni acılar, yeni travmalar yaşatıyorlar. Bundan çıkacağız tabii ki, ilelebet böyle gitmeyecek. Ben zaten insanların hala eski hallerinde, o 90’lardaki, hiçbir bilgiye ulaşamayan ve algıları tamamen köreltilmiş insanlar olduklarını da düşünmüyorum. Bugün daha farklı, bugün gerçekten hiçbir basın kuruluşuna çıkarılmasak, yer almasak bile sosyal medyada da iletişim kurduğumuz insanlarda da ben herkesin aslında sessiz bir çığlıkla her şeyin farkında olduğunu düşünüyorum. Ve biz bugünleri aşacağız, daha güzel günleri de hep birlikte göreceğiz diye düşünüyorum.

Karşı Radyo: Filiz Kerestecioğlu’na çok teşekkür ediyoruz ve başarılar diliyoruz.

Filiz: Ben de çok teşekkür ederim.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar