fethiye’deki, karadeniz’deki solcular ve kürtler – y. doğan çetinkaya -

 

Türkiye tarihinde özellikle 1970’li yıllarda faşizme karşı mücadele önemli bir yer tutuyordu. Hatta sosyalistlerin mücadelesinin önemli bir kısmı devlet tarafından da örgütlenen faşist saldırıları püskürtmek ve yaşam ve mücadele alanlarını faşistlerden arındırmak mücadelenin önemli bir kısmıydı. Bundan dolayı Türkiye Solunun bakiyesi ve birikiminde faşistlerle nasıl mücadele edilmesi gerektiğine dair özellikle Ege ve Karadeniz’de ciddi bir birikim vardır. Yine 1980 sonrası üniversitelerde 1970’li yılların ağır çekimi Sol-Faşist çatışması 2000’li yıllara kadar gayet sert yaşanmıştır. Faşist saldırılar polis destekli olarak her daim tekrar tekrar gündeme gelmiş, Sol da buralarda kendini ve üniversitelerini korumaya çalışmıştır. Hatta milliyetçiliğin pop hale geldiği 1990’larda birçok üniversite faşistlerden temizlenmiştir. Yani Sol, faşistlerle nasıl mücadele etmesi gerektiğini biliyor.

Bunları neden yazıyoruz? Batı’da Solun durumunu ve Kürt meselesindeki tavrını tartışmak için. Uzun bir süredir Batı’da Kürtlere karşı pogromlar, saldırılar düzenleniyor. Şehirlerin meydanlarında ırkçılar imza stantları açılıyor. Mevsimlik işçilere saldırılar düzenleniyor, Kürt esnaf şehir kasaba değiştirmek zorunda kalıyor. Ama AKP stantlarına karşı eylem yapanlar bu stantlara karşı herhangi bir eylem yapmıyor. Kürtlere yapılan faşist saldırılara karşı söylemsel tepki dışında elini kıpırdatmıyor. Neden?

Çünkü Kürtlere sahip çıkmanın, korumanın bir bedeli var. Faşistlerle yıpratıcı bir göğüs göğüse ve toplumsal mücadele gerekiyor. Oysa Batı’da Sol, mücadelesini toplumsallaştıracak bir mücadele hattından ve sokakta örgütlenmekten imtina ediyor. Bunun yerine ya yüksek siyasetten dem vurarak üstten konuşuyor. Bir takım ilkeleri sürekli tekrarlıyor. Ama bu ilkeleri savunan insan sayısını bir iken on yapacak bir mücadele hattından, sokakta insanları örgütlemekten geri duruyor. HDP’nin sol bileşenleri dâhil Türk solunun daha liberal kanadı aslında bu halde. Hafta sonları televizyonlardaki futbol tartışma programları gibi yüksek siyaset yapıyor. Ya da yine benzer bir şekilde Sol ile ilişkilendirdiği ama illa solcu olması gerekmeyen hassasiyetler ile avunuyor. Ulusalcı hassasiyetler, anti-emperyalist söylem, adalet veya demokrasi talepleri vs. vs. vs.

Bu son bahsettiğim çizgi çok daha güçlü, zira Kürtlerle yan yanan gelmemenin argümanlarını da sağlıyor. Kürtler iktidarla pazarlık yaptıkları, uluslararası güç dengelerinde bir aktör oldukları, hatta daha da abartanlar “emperyalizmin piyonu oldukları” için Kürtler ile Solun yan yana gelemeyeceğini söylüyorlar. Bu kadar ulusalcılığa bulaşmamış olanlar da açıktan söylemeseler de Kürtler ile hiçbir şekilde yan yana gelmek istemiyorlar. Zira toplum içinde hareketsiz bir eleman olan Sol insan içine çıkamamaktan korkuyor. PKK karşıtı nefret veri iken Kürtlerin mücadeleleri hakkında hayırhah konuşarak “risk” almak istemiyor. Böyle oldukça daha da siniyorlar. Hatta politik konularda sinikleşiyorlar. Kürt karşıtı Sol söylem özellikle taşrada bu duruma dayanıyor. Tabii bir de Kürtlerin kendilerini silahlı olarak savunma ihtimalinin verdiği tedirginlik var. Zaten bu korku değil mi Kürtlerin mücadelesi boyunca Solun elini kolunu bağladığını düşündüğü. Ancak burada altını ısrarla çizelim, sol liberallerin iddia ettiği gibi toptancı bir milliyetçi sol resmetmekte taşranın boğucu ortamında Kürt Özgürlük Hareketinden sınıf hareketine bedel ödeyerek mücadele yürütenler de var. Ama ne yazık ki marjinal ve yalnızlar.

Bu durum devlet operasyonlarını kolaylaştırıyor. Ahmet Türk’e yumruk olayında ve daha birçok dava duruşmasında olduğu gibi, yüz-yüz elli faşist ve devletin organize ettiği sözde “vatandaş” tepkileri çok kolay örgütleniyor. Zira gerçekten o taşranın “asli unsuru” yerlisi Sol bu tür olaylara kitlesel müdahale edemiyor. Trabzon’da TAYAD’lılara kitlesel sahip çıkılamadığı gibi. Pogromlar ve gece gösterilerine buralarda bulunan sol anlayışlar merkez şehirlerdeki yine öğrenci kitlesi içinde marjinal ama örgütlü solcu öğrencilerin faşistler karşısında mücadelesi gibi kendilerini gösterseler bu tür provokasyonlar daha zor örgütlenirler.

Ama tabii “Kürtler AKP ajanı, İngiliz veya ABD uşağı” demek ve bunların çeşitli versiyonlarını dillendirmek daha kolay. Ve bunlara gerçekten inanmak. Yani Solun Kürtler karşısındaki tutumunu bu sinmiş ve sinik tutum ile ilişkilendirerek tahlil etmek gerekiyor. Gezi’de toplumsal bir patlama oldu. Evet biliyoruz. Ama bu toplumsal patlama sırasında Sol tam anlamıyla çuvalladı. Sol sokakta siyasete müdahale etmez ise Gezi dinamiği içindeki milliyetçi, ulusalcı damar örgütlenerek Ukrayna’daki gibi bir kabusa dönüşme ihtimalini içinde saklı tutuyor.

Bundan dolayı kimin için olursa olsun faşizme karşı sokakta mücadele Sol için olmaz ise olmazdır. An itibarıyla tüm yapılarıyla Sol olarak bu konuda tarihimizle kıyaslandığında çok başarısızız. Biz silkinmez isek yakında zaten zorunlu olarak yüzleşmek zorunda kalacağız. Grevlerde, işgal evlerinde, üniversitelerde. HDP ve Kürtlerle omuz omuza olamazsak istediğimiz kadar “sınıf” diyelim, istediğimiz kadar sınıfa kaçalım, bugüne kadar alt sınıfları örgütleyemediğimiz gibi yine yenileceğiz. Faşizme kafa tutamayan bir Sol anti-emperyalizm bahanesiyle (ki anti-emperyalizm -facebookta hamaset dışında- genelde bir siyasal mücadele üretmiyor), topluma şirin görünebilir, konformist bir hat yürütebilir, ama kendini örgütleyemez.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar