Eylül ve Leyla’yı unutmadan -

Tarih 20 Kasım 1989: aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 193 ülke, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesini onaylıyor.

Tarih 30 Haziran 2018: Ankara’nın Polatlı ilçesinde, işkence edilip cinsel istismara uğradıktan sonra boğularak öldürülen 8 yaşındaki Eylül Yağlıkara’nın cesedi bulundu.

Tarih 2 Temmuz 2018: Ağrı’da 15 Haziran’da kaybolan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in cesedi bulundu.

TİMSAH GÖZYAŞLARI

Timsahlar vücutlarındaki fazla tuzun atılması için ağlarlar. Bu yüzdendir ki ”sahte bir şekilde, duygudan yoksun halde ağlayan” kişiler için timsah gözyaşları deyimini kullanırız. Toplumsal bilinci sarsan her olaydan sonra ne yazık ki ülkemizde ”timsah gözyaşları” döken insan sayısı artış gösteriyor. Belki de bu yazıyı yazan ben ve okuyan sen de bunlardan birisisin. Neden mi timsah gözyaşları?

UNUTUYORUZ

Unutuyorum, unutuyorsun, unutuyoruz. Hayır mı? Eylül ve Leyla’dan önce katledilen, kaçırılan hangi çocuğun ismini hatırlıyorsun. ”Ayşe miydi?… Yok ya Canan’dı galiba.” Unutmuşsun işte. O zaman Eylül ve Leyla’yı da unutacaksın. Yine mi ”Hayır”? Unutmamak için, bir daha benzerlerinin yaşanmaması için bir şeyler yapalım o zaman. Nasıl mı?

TOPLUMSAL BİLİNÇ DEVRİMİ

Olayın farkına varalım. Bu olayların tek sorumlusu siyasetteki insanlar değil. Onlar da sorumlu ama yasayı anayasaya ekleyecek kişiler kadar onu uygulayacak hukukçular kadar toplumun zihniyetinin de iyileşmesine ihtiyacımız var. Susup sinerek, tweet atarak bir şey olamıyor maalesef. 280 karakter kimsenin hayatında bir şey değiştirmiyor. Yazdıysan da belli ki o tweet Ağrı’ya ve Ankara’ya ulaşmamış. Yetişkinine etki edemiyorsan da, bugünün genci yarının yetişkini olana etki etmekle başlayacaksın. Sadece çocuk istismarı için değil kadın cinayetleri için, tacizler için, tecavüzler için, çocuk gelinler için, hayvanlar için…

MOTTOLARI YIKMAK

”Seviyordum öldürdüm.” ”Ya benimsin, ya kara toprağın.” ”Çocuktur bir şey olmaz.” ”Hayvandır, canı acımaz.” Leyla’nın ve Eylül’ün ismini değil, bunları unuttur insanlara. ”Geleneğimizdir, olacak.” Onların geleneğini de, onu söyleyeni de yerin dibine batır. Öyle bir batır ki sesleri duyulmasın. Sen değil, onlar sussun. Tabii ki de öldürmekten bahsetmiyorum. Onlar bizleri nasıl sindirdiyse, susturduysa ondan bahsediyorum.

İDAM, İŞKENCE VE KİMYASAL HADIM

Her ”toplumu derinden üzen” olaydan sonra aynı istekler. Cezada aslolan caydırıcılıktır belki ama bunlar onların yaptıklarından farklı bir şey olmaz. Yağlı kazığa oturtmakla, darağacına asmakla, hadım etmekle, işkence etmekle ceset yığını oluşturmaktan başka hiçbir şey yapamazsınız.

BATAKLIK VE SİNEKLER

Bir bataklık var önümüzde. Kokusundan, görüntüsünden artık çıldırmak üzereyiz ama bataklığı kurutmak yerine sineklerle uğraşıyoruz. Sinekleri öldürmekle, kanatlarıını koparmakla bataklık yok olmuyor. Bilinçlendireceksin, anlatacaksın, öğreteceksin. ”Bu yanlıştır,” diyeceksin. Yanlışı göstereceksin. Yarın olduğunda bataklığı kurutup, onun yerinde çiçekler yetiştireceğiz.

Ağlamaya varız da, mutluluktan olsa iyi olacaktı.

”Çocuklar inanın, inanın çocuklar

Güzel günler göreceğiz, güneşli günler.”

 

Yazı ilk olarak şu blog’da yayımlanmıştır:

https://ugursuzkarakedi.blogspot.com/2018/07/eylul-ve-leylayi-unutmadan.html

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında