erdoğan’ın “alevi kartı” – deniz uymaz -

 

Erdoğan, aslında hiçbir zaman cebine koymadığı Alevi kartını, ilk defa bu denli aleni ve şiddetle oynuyor. Haziran direnişinde emniyetin “titiz” araştırmasına göre eylemlere katılanların yüzde yetmişsekizi Alevi. Özellikle katledilenlerin çoğunun Alevi olmasının sebebi olarak kolluk kuvvetlerinin “meşhur” mahallelerde gösterdiği “talimatlı kontrolsüz” şiddeti olarak duruyor önümüzde.

Peki son süreçle birlikte AKP Aleviler konusunda neden daha da sertleşiyor? Daha “çıraklık” döneminde AKP’den medet umanlar arasında bazı Aleviler de vardı. Ancak iktidar; referandumdan sonra çalıştay komedisiyle beraber “Devletin Alevileri” dahil, muhatap aramayı bile bıraktı. Bunun yanında hedef göstermelerden de vazgeçmedi. Ancak bu durum; Alevilerin yoğun olarak katıldığı, AKP’nin vesayetçi, darbe karşıtı demokrasici oyununu yerle bir eden Gezi ile beraber yoğunlaşarak aslında başka, çok daha acil müdahale edilmesi gereken bir hal aldı.

Gezi ayaklanmasıyla beraber, özellikle de Berkin Elvan için yapılan eylemlerden beri iktidar; İstanbul’un merkezlerini, meydanlarını kilitleyerek muhalefeti ve eylemleri Alevi mahallelerine hapsetmeye, eylemcileri kriminalize etmeye çalışıyor. Bu mahallelerin direniş tarihi AKP’den eski. Özellikle Okmeydanı, Gülsuyu, Armutlu, 1 Mayıs gibi bu mahalleler; 90’lardan beri sürdürülen rant ile yerleşimcilerin şehir dışında sürülerek soylulaştırılma politikasına karşı da koymalarıyla da aslında pratik mücadelelerin uzun zamandır sürdüğü yerler.

İktidar da buna güveniyor. Muhalefet dalgasını Aleviler üzerinden yalnızlaştırarak yaslandığı muhafazakâr kitle bloğu gözünde kullandığı şiddeti meşrulaştırmak istiyor. Tüm muhalif dalgayı; batılı laikçiler, darbeciler, komünistler ve onların oyununa gelen Alevilerin “kültür savaşı” olarak anlatıp kapatmak derdinde. Yüz sene evvel “Bolveşizm Yahudi komplosudur” diyenler gibi. Bu cephede değişen fazla bir şey yok.

Alevilerin Gezileştirilmesi?

Buna bağlı olarak son günlerde oldukça doğru olarak yapılan bir tespit, Gezinin AKP eliyle “Alevileştirilmesi”, aslında sarkacın bir ucu. Ancak belki buna karşı bu defa sarkacın diğer ucuna bakmak gerek. Alevilerin sokakta olması, sol ile içiçe olması yeni değil, bunun sebebi de mitolojik bir gönül bağı değil.

AKP; taşeronlaşmayla beraber özellikle ülkenin genç işçi kesimini “geleceksizleştiriyor.” Ancak özellikle Aleviler;  bu geleceksizliği ikili yaşıyor çünkü AKP döneminde belki daha önce hiç olmadığı kadar; başta kamu olmak üzere iş çevrelerindeki klientalizm ağından, patronaj ilişkisinden soyutlandığını da hissediyor. Bunun geçerliliği tartışılır, ama bu kimlik açısından ötekileştirme etkisi  AKP tarafından kendisine yapılan muhalefetleri bertaraf etmede çok daha açık bir biçimde kullanılıyor.

AKP’nin taktiği; bu ikiliği kullanarak özellikle muhafazakâr ve Alevi önyargılı kitleyi muhalefet dalgasından izole etmek. Çünkü yönetme gücü gittikçe daralıyor ve belki de hiçbir hükümette olmadığı kadar kendisine oy vermeyenlerin rızasını kaybetmiş durumda. Bu nedenle daha da sert bir biçimde kendi kitlesini korumaya çalışıyor. Uyguladığı bu şiddetin sebebi Alevileri, muhalifleri baskı altında almaktan çok, kendi seçmenini bu dalgaya karşılık kutuplaştırmak istemesi. Bu kutuplaştırmayı da açıkça bir Sünni-Türk kimliği üzerinden yapıyor. Kendi AKP tarzı milliyetçiliğini empoze ediyor. Ayasofya’nın camiye çevrilme girişimleri, yeni köprüye “Yavuz Sultan Selim” isminin verilmesi,  mitinglerde yuhalatılan Alevi gençleri, “İstanbul’un fethi”, devletin görünen rengini iyiden iyiye Sünni İslam’a çevrilmesiyle bir tarz milliyetçiliği pompalayan bu hareketlerin hepsi bir bütün olarak buna hizmet ediyor.

Burada Alevilere biçilen rol nesneleştirilmek; kimliksel olarak yaşam alanının daraltılması, muhafazakâr toplum karşısında “varlığı bilinerek görünmez” kılınmak, öyle veya böyle günah keçisi ilan edilmek ve onca katliamın ve baskının ardından hâlâ “can vermek.” Artık mesele kimlik siyaseti açısından diyanetin kaldırılmasını, cemevlerinin statüsünü ya da din derslerini çoktan aşmış durumda.

İktidar; Gezi ile Soma arasına “Okmeydanı” duvarı örmek istiyor. AKP’nin yaslandığı muhafazakâr blokta sızıntılar aramak, muhafelet dalgasını buradan örmek herkesin malumü. AKP’nin buradan güçlenebilecek bir harekete karşı olan korkusu da ortada. Çünkü başkalarının da altını çizdiği gibi Gezi’in karşılık bulmadığı insanlarda, Soma katliamı bambaşka bir etki yaratıyor.

İktidarın onlar için biçtiği role karşılık; Aleviler tam da bu nedenle bağımsız “Alevi” örgütlenme ağlarını tek bir cepheye çevirip, muhalefette yerlerini flu olarak değil tam da görünür olarak almalı, özetle daha da siyasileşmeli. Bu elbette kolay değil, ancak AKP’nin muhalefeti belli başlı mahallelere hapsetmeye çalışması; zaten belirgin bir doktrinle birbirine bağlı olmayan sınıfsal açıdan da karışık Alevilerin, o mahalleler dışında birbirinden daha da kopmasını sağlayacak. Bu sürecin siyasallaştırılmayıp, aynı taleplere ve mağduriyet üzerinden kurulan birlikteliğe sıkıştırılması sonunda geriye elde daha da zahiri bir Alevi kimliği kalacağını görmek zor değil.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında