Ekolojik Sanat Üretimlerine Bir Öneri – Emin Çelik -

 

Kazdağları’nın talanı ardından sosyal medyada büyüyen tepkilerin içinde çokça paylaşılan fotoğrafçı Niko Guido’nun “Golden dead bodies”  adlı eseri de vardı. Sanatçının 2007 yılında Kazdağları’nda çektiği eser anlatım olarak çok direkt olsa da işlevini ve güncelliğini koruyarak sürdürdü. 16. İstanbul Bienali de ekolojik bir temayla karşımıza çıkacakken belki de sanat üretim yöntemleri, anlam -anlamdırma meseleleri ve ekolojik sanat konularını tekrar düşünmeliyiz

1960’ların sonlarından 1980’lere çevresel sanat hareketlerinden özellikle yeryüzü ve arazi çalışmalarından etkilenerek ekolojik temelli sanat üretimleri ortaya çıkmıştır. Bu üretimlerin, akımların veya toplulukların estetikle olan dertlerinin yanı sıra ekoloji tartışmalarının da ekseninde dolaşmışlardır. Örneğin tüketim toplumu karşısında aldıkları ‘geri dönüşümcü’ tavırla çevre/ekoloji sanatında önemli yer sahibi olan Arte Povere (Yoksul Sanat) döneminde etkili ve avangard bir üretim yöntemine sahip bir akımdı. Çeşitli çöp atıkları, kırık cam parçaları, işlenmiş veya işlenmemiş metaller, toprak, su, kömür, çalı çırpı gibi birçok materyallerle müze ve galerilerin temiz ortamında yer edinerek çeşitli tartışmalar başlatmıştır. Doğa ile insan arasındaki ilişkiyi irdeleyen Arazi Sanatı da bu çerçevede önemli bir örnektir.[1] İlerleyen yıllarda, çevre sanatı denildiğinde Robert Smithson, Andy Golsworthy, Joseph Beuys ve Sol Lewitt gibi birçok örnek sayılabilir. Yine dikkat çeken başka bir örnek 1982’de Yoko Ono ile Manhattan’ın göbeğinde buğday ekimi yapan Anges Denes’tir.

Ekoloji temelli sanatsal üretimler yarattıkları tartışmaların yanı sıra içinde çeşitli çelişkileri de beraberinde getiriyor. Şöyle bir baktığımızda politik söylem ile üretilen yapıtların çoğu aslında varolan potansiyel tepkiyi manipüle ederek daha etkisiz bir zemine indiriyor. Türkiye özelinde konuşacak olursak solun içindeki, sokaktan çekilip akademikleşme tartışmalarının benzerinin kültür ve sanat alanında da yaşandığını görüyoruz. Türk modernleşmesinin tepeden inmeliğinin kültür alanında yarattığı sorun plastik sanatlarda çok net görülebiliyor.Halk tepeden inmelik ve acelecilik nedeniyle belli çatışmaları yaşayamıyor. Bunun sonucunda halkta plastik sanatları küçük görme, ciddiye almama ve yabancı görme söz konusu oluyor. Bir güncel sanat sergisinde veya bienallerde üretilen yapıtlar, halkın kültür alanında yaşayamadığı çatışmalar yüzünden toplum nezdinde etkisiz kalıyor. Bunun normal yapıtlardaki gerekliliği farklı bir tartışma konusu olmakla birlikte eğer bu tarz ekolojik bir sanattan bahsediyorsak bir şekilde etkilediği alanın geniş olması ve kitleselleşmesi ayrı bir zorunluluktur.

Türkiye sanatında bu durumun aksine başarılı kitleselleşmiş örnekler de vardır. 20 Eylül 2012’de Şekerbank’ın ekolojiye ayırdığı sergide Kamusal Sanat Laboratuarı, Karadeniz İsyandadır Platformu üyeleri, sanatçılar ve üniversite öğrencilerinden oluşan bir grup, bir eylem gerçekleştirmiştir. Grup, eylem tarihinde Berat Işık’ın çevre ve ekoloji ilişkisini irdelediği eserini sergilendiği, ancak son anda kaldırıldığı bankanın kapısına, içinde HES projesine direnen Solaklı köylülerine yönelik saldırıların fotoğraflarının yer aldığı iki metre çapında bir ‘HES borusu’ bırakmış; bankanın ‘çevreye duyarlı’ bir imaj yaratmak için sanatı araçsallaştırmasını protesto eden bir de basın açıklaması yapmıştı.[2] Bu eylemden iki ay önce de bankanın Gümüşsuyu Şubesi önünde Trabzon’a bağlı Solaklı Vadisi köylülerinden oluşan bir grup, aynı mesajlara yakın başka bir basın açıklaması ve protestoda daha bulunmuştu.[3] Başka bir örnek olarak da Serkan Taycan’ın  ‘İki Deniz Arası’ adlı projesinden bahsedebiliriz. Projede Karadeniz ile Marmara denizi arasında bir yürüyüş rotası çizerek katılımcıları linyit ocaklarından, yeni havalimanın yapılacağı alandan, üçüncü köprü alanından ve çeşitli kent bostanlarından yürüterek İstanbul’daki ekolojik tahribatı izletmiştir. Bu örneklerin güncel sanat pratiklerini kullanarak üretilmiş olması da ayrı bir önem taşıyor ve baştaki güncel sanatın kitleselleşememesi sorununa da cevap veriyor.

Kültür alanındaki bu eylemler bize estetik ve politika arasındaki ilişkiye dikkat çekmemiz gerektiğini gösterirken güncel ekoloji mücadelelerinde görsel kültürün ve onu kullanabilme, yön verme yetisinin önemine de işaret ediyor. İktidarın, şirketlerin çok iyi kullandığı bu yöntem beyaz küpten ve manipülasyon alanından çıktığında kitleselleşecektir.

 

[1] 20. Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar, Ahu Antmen

[2] http:/kamusalsanatlaboratuari.blogspot.com

[3] http:/www.saha.org.tr/proje/evrim-altug

Bulunduğu kategori : Kızıl-Yeşil

Yazar hakkında

İlgili Yazılar