Eğitim Sistemi ve Oy Sandığı Arasındaki Kısa Yol -

 

Dün okullar açıldı. Eğitim sistemine dair açıklanan raporlar 14 yılda sistem içinde birçok önemli değişikliğin olduğunu gösteriyor. Eğitim sistemi, özel okullara kaçabilen çocuklar dışında kalanların çoğuna öncelikli olarak din eğitimi veriyor.

AKP’li yıllarda eğitim politikasının iki önemli hedefi oldu. Birinci hedef özelleştirme, ikincisi ise dinileştirme. Örneğin toplumda düz lise olarak bilinen genel liselerin kaldırılması tam da bu iki hedefin kesiştiği bir hamle. TEOG sınavında başarısız olan yoksul çocukları imam hatip liselerine mecbur ediliyor, hali vakti yerinde olanların da dini eğitim almamak için özel okullara gitmesi teşvik ediliyor. Özel okulların ilkokul seviyesinde yaygınlaştırılması ile iyice yok edilen eğitimdeki fırsat eşitliği ilkesi sistemin can damarı olan merkezi sınavlarda yoksul çocuklarının daha da başarısız olmalarına neden oluyor. Hal böyle olunca bu çocukların başarılı olması ana haber bültenlerine haber oluyor. Bakın çalışan yapar, diyen anaakım medya; eğitimin sınıfsal eşitsizlikten azade bir alan olduğunu göstermeye çalışıyor. Ancak en temel kırtasiye ihtiyaçlarının bile zorlukla karşılanabildiği ortamlarda çocukların başarılı olması gerçekten de bir istisna.

Yaşanan darbe girişiminden sonra devlete geçen Gülen okullarının %90’ının imam hatip okullarına dönüştürülmesi, AKP’nin eğitim sistemindeki tavrını iyiden iyiye belli ediyor. Ya özel ya dini! Ancak ağırlıklı olarak din eğitimi alan kişilerin ağırlıklı olarak merkezi sınavlarda çıkan konularla alakalı dersler alan akranları ile yarışmaları gittikçe zorlaşıyor. Mali durumları da el vermeyen, zaten el vermediği için dini ağırlıklı eğitim veren okullara gitmeye meyleden çocuklar, bu açıklarını özel ders gibi maliyetli araçlarla da tamamlayamıyor. Hal böyle olunca, dini eğitim veren üniversite bölümleri dışında kalan bölümleri kazanmaları oldukça zor hale geliyor. Tıp, mühendislik ve hukuk gibi yoğun talebin ve rekabetin olduğu bölümler ya Fen Lisesi-Anadolu Lisesi gibi nitelikli eğitim veren az sayıdaki devlet okulu öğrencilerince dolduruluyor ya da maddi imkanları fazla olan özel okul öğrencileri bu bölümlere gitmeye hak kazanıyor.

Yani aileden gelen bir ekonomik sermayesi bulunmayan, eğitim sistemi içinde de dini olmayan bir kültürel sermaye edinemeyen birçok din profesyoneli okullardan mezun oluyor. Oluyor da, bu insanlar hangi işlerde çalışabilecek? Meslek liselerinin yarım yamalak da olsa edindirdiği teknik bilgiden mahrum, üniversite hayatı olduysa da burada da dini eğitim almış bu kişiler, Türkiye gibi yoğun genç işsizliğinin yaşandığı bir ülkede emek piyasasında nasıl tutunabilecek?

Bu sorunun yegane yanıtı patronaj ilişkileri gibi duruyor. Aldıkları dini eğitimle yaşam tarzı olarak yakınlaştıkları siyasal İslamcı iktidara iş imkanı için de muhtaç oluyorlar. AKP’nin kamu ihale yasasınca kamu ihalelerini yüklenen firmaların taşeron firmalarını dahi belirleme hakkını elinde tuttuğunu unutmamak gerekir. Son günlerdeki KHK’larla kamu personeli rejimini radikal bir şekilde değişikliğe uğratan AKP’nin devletten boşalan bu kadroları da kendisi gibi düşünenlere ve kendisini destekleyenlere açacağı aşikar. 15,000 sözleşmeli öğretmen alımında ısrarla sözlü mülakat uygulamasını devreye sokması başka şekilde anlaşılamaz zaten.

Dini eğitimin getirdiği kültürel sermaye, ancak sürekli imam hatip lisesi mezunu olmalarıyla övünenlerin kurucusu olduğu bir partinin iktidarında maksimum fayda sağlayabilir. AKP aslında dini eğitim ile yoksullaştırdığı bu kişilerin politik tercihlerini de çeşmenin başını tuttuğu sürece ipotek altına alıyor. Kişisel tarihleri ile emek piyasasında rekabet edemeyen kişiler, iş yaşamında tutunabilmek için bir dolayıma ihtiyaç duyuyor. Bu dolayım da AKP iktidar olduğu sürece vardır. AKP de iktidar olmak için bu kişilerin desteğine ihtiyaç duyuyor. Aralarındaki ilişkinin mutualist bir ilişki olduğu söylenemez. Bu bir tür kazan-kazan ilişkisi değildir, çünkü dini okullara muhtaç edilmiş insanların çocukları zaten daha nitelikli işlere erişim imkanlarını yitirmişlerdir, bunun için AKP’nin iktidar olması onlar için önceliklidir. Ama AKP her geçen eğitim yılı sonrasında elinde sadece dini bilgi olan binlerce kişi yaratıyor. Sadece dini bilgisi ile istihdam edilen çok az insan olmasına rağmen…

Son dönemdeki açığa almalar ve sözleşmeli öğretmen uygulamaları gibi uygulamalarla eğitim sisteminin istihdam rejiminin de değiştiği gözleniyor. Güvenlik söylemi ile hukuktan azade olarak yürütülen kıyımlar ve yeni atamalar iş güvencesinden yoksun, geleceği amirinin ve iktidarın iki dudağı arasında binlerce öğretmen yaratıyor. Bütün eğitim sistemi sendikasını dahi özgürce seçemeyen öğretmenlerin istihdam edildiği bir korku ve biat yuvasına dönüyor. Bu öğretmenlerin korkusunun çocuklara tesirinin gelecekteki etkisi pek de olumlu olmayacak. Devletin bütün aygıtlarının yeniden dizayn edildiği şu dönemde, hukuksuzca işinden edilmiş bütün öğretmenlerin haklarının savunulması, laik ve bilimsel eğitimin kamu yararı olduğunun vurgulanması eskisinden daha da önemli bir hal alıyor. Bu mücadele belki de toplumun birçok kesimi ile iletişime geçemeyen muhalif kesimlere yeni iletişim imkanları yaratabilir. İyice bloklaşan toplumda yeni ilişki imkanları bulmak epeyce güçleşiyor. Toplumun birçok bloktan oluştuğunu ve bu blokların ezelden beridir böyle geldiğini düşünen enseyi karartmışlar da, yaşanabilecek bloklar arasındaki geçişkenlikle belki biraz olsun politik mücadeleye inanabilir. Yoksa yalnızsak ve hep yalnız kalacaksak, neden politika yapıyoruz ki?

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar