duvar ve akp’nin ikiyüzlü dış politikası – erhan keleşoğlu -

Bilindiği üzere Suriye sınırı Türkiye’nin en uzun kara sınırını oluşturur ve arada hiçbir coğrafi engel bulunmaz. Bir coğrafi engel yokluğunda sınır geçişlerini azaltmak için bu sınır boyunca yüzlerce kilometre uzanan mayın tarlaları oluşturulmuştur. Emperyalist politikaların ve ulus devletler eliyle birbirinden ayrılan ailelerin, akrabaların, halkların meşru görmediği bu sınır hattı üzerinde şimdiye kadar sayısız insan mayın veya asker kurşunuyla hayatını kaybetmiştir. Mardin’in Nusaybin ilçesiyle Türkiye-Suriye sınırının diğer tarafında kalan El-Kamışlı (veya Kamışlo) şehrini de daracık bir sınır hattı ayırır. Bu sınır, 1916 yılında Britanya ve Fransa’nın, Rusya’nın da muvafakatiyle Ortadoğu’yu kendi aralarında paylaştığı Sykes-Picot anlaşmasının ruhunun bugüne kalan bakiyesidir.

İşte tam da bu hat üzerinde, üstelik emperyalistlerin yaklaşık yüz sene önce birbirinden zorla ayırdığı halkların Ortadoğu’daki haritaları sorgulamaya başladığı bir dönemde, Türkiye, Nusaybin ve Kamışlı arasına bir duvar inşa etmeye başladı. Her yerde Sykes-Picot’yu tarihin çöplüğüne atmayı vaaz eden iki yüzlü AKP dış politikasının somut bir sembolü haline gelmesi muhtemel bu duvar hangi amaca hizmet ediyor? Dünyadaki benzerleriyle ortak noktaları nelerdir? Neden şimdi inşa ediliyor?

Bu tür sınır duvarları öncelikle sınırlarının meşruiyeti konusunda ciddi sıkıntı hisseden ve egemenliğini pekiştirmek isteyen devletlerce inşa edilir. Ulus devletin şiddet tekelinin sınırı; hattın iki tarafında yaşayan insanlara maddi ve manevi olarak hatırlatılır. O topraklar üzerinde yaşayan insanların kafasına zorla veya rıza ile sınır mefhumu sokulamamışsa, dikenli tel gibi sınırın öte yanını görebileceğiniz bariyerler işlevsizleşir. İnsanlar sınırın öte yanındaki akrabalarını uzaktan da olsa görebiliyorlarsa, bir ve ayrılmaz olduklarına dair inanç daha da dirençli hale gelir. Ulus devletler bu direncin politik bir kanala akabileceği tehdidini hissettikleri anda duvar inşası gibi yöntemlere başvurabilirler. Duvar ikili bir işlev görür; bir yandan sınırın içindekilerin yüzlerini içeriye dönmeleri sağlanırken diğer yanda dışarıda bırakılanların içeriye bakması engellenir. Bunun tarihte en sembolik örneklerinden birisi Berlin Duvarı olmuştur. Ancak insanlar göremediklerini, duyamadıklarını tahayyül etme yetisine sahiptir ve önce düşüncelerde anlamını yitiren duvar, fiziksel olarak da sonunda çökmekten kurtulamamıştır.

Devletler böyle duvarlar yaparak bir çeşit risk yönetimi tekniği de geliştirmiş olurlar. Duvarların onları aşmayı isteyen insanları fiziksel ve psikolojik olarak caydıracağını, sınır denetimi maliyetini önemli oranda azaltacağını hesap ederler. Daha az devriye atılır, daha az ışık harcanır vs. Bu, militer-güvenlik odaklı bakışla sosyal-siyasal sorunların çözülebileceğini sanan sığ bir mantıktır. Yakın geçmişten en bilinen örnek İsrail’in işgal altında tuttuğu Batı Şeria’daki Filistinli nüfusla kendi nüfusunu ayırmak için inşa ettiği duvardır. Gerçekten de duvar bu anlamda bir iş görmektedir; İsrail’e kaçak olarak geçen Filistinli sayısında belirgin bir azalma yaşanmıştır. Ancak İsrail de hiç olmadığı kadar Varşova gettosuna ve Apartheid Güney Afrika’sına benzer hale gelmiştir.

Türkiye de benzer bir saikle sınırına bir duvar inşa etmektedir. Rojava’da kendi öz yönetim organlarını geliştiren, siyasal ve toplumsal iktidarı ele alan Kürt Siyasal Hareketi’nin Türkiye tarafında kalan akrabalarına örnek olması engellenmeye çalışılmakta, Türkiye yurttaşı Kürtlerin yüzlerinin dışarıya değil içeriye dönmesi istenmektedir. İletişim araçlarında yaşanan devrimle birlikte bunun nafile bir çaba olduğu aşikardır. Risk yönetimi açısından da bakıldığında Türkiye devletine Mısır-Gazze sınırındaki tünelleri hatırlatmakta fayda var.

Özgürlük isteyenler duvarların üzerinden geçemediklerinde altından geçmesini bilirler. Sınırlarıyla, dikenli telleriyle, duvarlarıyla yeryüzünü hapishaneye çeviren ulus devletlerin yarattığı bu cendereye boyun eğmeyen insanlar denizleri, nehirleri, dağları, önlerine konan tüm engelleri aşıyorlar. Ve aşmaya da devam edecekler. Ta ki yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar